hosforum.com Türk forumu  

Geri git   hosforum.com Türk forumu > Ülkemizi ve Dünyayı Tanıyalım, Tanıtalım > Dil İnsan ve Toplum > hoSforum Sözlük

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24-06-2009, 11:27   #11 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
iâde: geri verme.
iâdeten: geri vererek.
iânât: yardımlar.
iâne: yardım.
iâşe: geçindirme besleme.
ibâ: çekinme.
ibâd: kullar.
ibâdât: ibadetler.
ibâdet: Allahın emirlerini yerine getirmek.
ibâdetgâh: ibadet yeri.
ibâdethâne: ibadet evi.
ibâdetkâr: ibadetli ibadet eden.
ibâdullah: Allahın kulları.
ibâhât: haram olmayanlar.
ibâhe: helâl kılma.
ibâhiyye: haramı helâl sayan sapkınlar.
ibârât: ibareler metinler yazılar.
ibâre: metin yazı.
ibâret: meydana gelmiş kadar.
ibdâ: yoktan örneksiz yaratma.
ibhâm: kapalı bırakma açıklamama.
ibkâ: sürekli kılma bakileştirme.
iblâğ: ulaştırma.
iblis: şeytan.
iblisâne: şeytanca.
ibn: oğul oğlu.
ibnullah: "Allahın oğlu" mânâsında sapkınlık ifade eden bir tabir.
ibnüzzaman: zamanın oğlu devrin adamı.
ibrâ: temize çıkarma.
ibrâhimvârî: ibrahim aleyhisselâm gibi.
ibrânî: Yahudi sülalesi o sülaleden olan kimse.
ibrâz: gösterme.
ibre: ölçü aletlerindeki iğne.
ibret: bir hâdiseden alınan ders.
ibretâmiz: ibret öğreten.
ibretfeşân: ibret saçan.
ibretnümâ: ibret gösteren.
ibrik: bir su kabı.
ibrişim: ipekten yapılmış iplik.
ibtâl: bozma boşa çıkarma uyuşturma.
ibtâlihis: duyguları uyuşturma anestezi.
ibtidâ: başlangıç.
ibtidâî: ilkel.
ibtilâ: tiryakilik düşkünlük.
ibtizâl: çokluktan dolayı değer kaybı.
îcâb: lüzum gerek.
îcâbât: gerekler cevap vermeler.
icâbet: cevap verme.
icâbî: icapla ilgili gerekli.
îcad: yoktan yaratma.
îcadî: yaratmayla ilgili.
îcâr: kiralama.
îcâre: kira gelir.
icâz: az sözle çok mânâ anlatma.
îcâz: benzerini yapmakta insanı âciz bırakan.
icâzât: izinler diplomalar.
icâzdârâne: az sözle çok mânâ anlatırcasına.
icâzet: izin.
icâzetnâme: diploma.
îcâzî: icazla ilgili mûcize olan.
icâzkâr: icazlı sözü az mânâsı çok.
îcâzkârâne: benzerini yapmakta insanı âciz bırakırcasına.
îcâzvârî: mûcize gibi.
icbâr: zorlama.
icl: dana.
iclâ: cilalama.
iclâl: saygı göstermek büyüklük.
iclâs: oturtma tahta çıkarma.
icmâ: toplama büyük âlimlerin bir mesele üzerinde birleşmeleri.
icmâen: topluca birleşerek.
icmâkârâne: topluca.
icmâl: özetleme.
icmâlen: kısaca özetle.
icmâlî: kısa özlü.
icrâ: uygulama yapma.
icrâât: uygulamalar yapmalar.
ictihâd: âyet ve hadîslerden hüküm çıkarma içtihat.
ictihâdât: hüküm çıkarmalar.
ictihâdî: içtihatla ilgili.
ictihâdîye: içtihatla ilgili olan.
ictimâ: toplanma içtima.
ictimâât: toplanmalar.
ictimâî: toplumla ilgili.
ictimâiyyât: sosyoloji toplumbilim.
ictimâiyyûn: toplumbilimciler.
ictinâ: meyve toplama.
ictinâb: içtinap sakınma kaçınma.
îd: bayram.
îdâd: hazırlama.
îdâdî: hazırlıklık devresi.
îdâdiye: hazırlamayla ilgili eskiden lise seviyesindeki okul.
îdam: yok etme öldürme.
idâme: devam ettirme.
idâre: yönetme yönetim.
idbâr: düşkünlük.
iddet: kocası ölen kadının bekleme süresi.
iddia: tez direnme.
iddiaen: iddia ederek.
iddianâme: iddiaların toplandığı yazı metin.
iddihâr: biriktirme.
iddihârât: biriktirmeler.
ideâl: gaye ülkü.
ideoloji: fikir sistemi.
idgam: gizleme.
idhâl: içeri alma ithal.
idhâlât: dışarıdan alımlar ithalat.
idlal: saptırma sapma.
idman: alıştırma.
idrâk: kavrayış.
idrâr: sidik.
idris: ilk elbiseyi diken peygamber.
îfâ: ödeme yerine getirme.
ifâdât: anlatımlar.
ifâde: anlatım.
ifâkat: iyileşme.
ifâza: feyizlendirme.
iffet: namusluluk.
ifhâm: anlatma.
ifhâm: susturma.
ifk: iftira.
iflâh: kurtulma.
iflâs: fakirleşme.
ifnâ: yok etme.
ifrağ: dönüştürme.
ifrat: aşırılık.
ifratâlûd: aşırılıkla karışık.
ifratkâr: aşırı giden.
ifratkârane: aşırı gidercesine.
ifratperver: aşırılığı seven.
ifratperverâne: aşırılığı severcesine.
ifrâz: ayrılma akma salgı.
ifrâzât: akıntılar salgılar.
ifrit: tehlikeli cin.
ifsâd: bozma.
ifsâdât: bozmalar.
ifşâ: gizli olanı açıklama.
ifşâât: ifşalar.
iftihar: övünme kıvanma.
iftiharkârane: övünürcesine.
iftikar: fakirliğini bilip gösterme.
iftikarat: fakirliğini bilip göstermeler.
iftira: birine aslı olmayan bir suç yükleme.
iftirak: ayrılma.
iftiraname: iftira yazısı.
iftiras: parçalama.
iftitah: namaza başlarken alınan tekbir.
iğbirar: kırılma gücenme.
iğdab: öfkelendirme.
iğdiş: burulmuş.
iğfal: aldatma ayartma.
iğfalât: iğfaller aldatmalar.
iğlak: kapalılık anlaşılmazlık.
iğtinam: yağmalama.
iğtişaş: karışıklık.
iğva: azdırma baştan çıkarma.
ihafe: korkutma.
ihâle: işi uygun olana verme.
îhâm: vehme düşürme.
ihânet: hainlik.
ihânetkâr: ihanetçi hain.
ihânetkârâne: ihanet edercesine.
ihâta: çevirme kuşatma kavrayış.
ihâtât: ihatalar kuşatmalar kavrayışlar.
ihbar: haber verme.
ihbarât: haber vermeler.
ihdâ: îman yolunu gösterme hediye etme.
ihdâs: yeni bir şey ortaya çıkarma.
ihfa: gizleme.
ihkak: hakkı yerine getirme.
ihkakıhak: hakkı sahibine vermek.
ihkâm: sağlamlaştırma.
ihlâf: yemin ettirme.
ihlâk: helâk etme yok etme.
ihlâl: bozma sakatlama.
ihlâs: her işi Allah için yapmak.
ihmâl: boşlama savsaklama.
ihrâc: ihraç çıkarma dışarı atma.
ihrâcât: dışarıya mal satma.
ihrak: yakma.
ihram: hacıların elbisesi.
ihrâz: kazanma erişme.
ihsâ: sayma.
ihsan: güzelce verme iyilik.
ihsanât: ihsanlar.
ihsanperver: ihsan etmeyi seven.
ihsâs: hissetme hissettirme.
ihtar: hatırlatma.
ihtarât: hatırlatmalar.
ihticâc: delil gösterme.
ihtidâ: îman yoluna girme.
ihtifâ: gizlenme.
ihtifâl: tören.
ihtifâlât: törenler.
ihtikâr: malı kıymetlensin diye saklama.
ihtilâc: çırpınma seğirme.
ihtilâf: anlaşmazlık uyuşmazlık ayrılık.
ihtilâfat: anlaşmazlıklar ayrılıklar.
ihtilâfî: anlaşmazlık konusu.
ihtilâl: ayaklanma kargaşalık.
ihtilâlât: ihtilâller ayaklanmalar.
ihtilâlkârâne: ihtilâl yaparcasına.
ihtilâm: uyurken cenabet olma.
ihtilât: karışma görüşme.
ihtilâtat: karışmalar görüşmeler.
ihtimal: olabilirlik.
ihtimalat: ihtimaller.
ihtimam: özen özenme.
ihtimamât: ihtimamlar özenmeler.
ihtimamkâr: ihtimamcı özen gösteren.
ihtimamkârâne: ihtimam gösterircesine özenerek.
ihtirâ: yepyeni bir şey ortaya çıkarma.
ihtiram: hürmet etme.
ihtiras: aşırı istek.
ihtirasât: ihtiraslar aşırı istekler.
ihtiraz: çekinme.
ihtisar: kısaltma.
ihtisaren: kısaltarak.
ihtisas: hissetme duyumsama.
ihtisas: uzmanlık.
ihtisasat: hislenmeler duygulanmalar.
ihtisasat: uzmanlıklar.
ihtişam: görkem etkileyici görünüş.
ihtiva: içine alma kapsama.
ihtiyacât: ihtiyaçlar.
ihtiyac: gerek duyma gerek duyulan şey.
ihtiyar: seçme isteme yaşlı kimse.
ihtiyare: ihtiyar hanım.
ihtiyarem: ihtiyarım yaşlıyım.
ihtiyaren: seçerek isteyerek.
ihtiyarî: isteğe bağlı istemekle.
ihtiyarsız: istek dışı istemeden.
ihtiyat: ilerisini düşünerek davranma.
ihtiyaten: ilerisini düşünerek.
ihtiyatî: ihtiyatla ilgili.
ihtiyatkâr: ihtiyatlı.
ihtiyatkârane: ihtiyatlı bir biçimde.
ihtizâr: çekinme sakınma.
ihtizaz: titreme hoşlanma.
ihtizazât: titremeler hoşlanmalar.
ihvân: kardeşler.
ihvânî: kardeşlikle ilgili.
ihvetî: kardeşim.
ihyâ: canlandırma.
ihzâr: hazırlama.
ihzârât: hazırlamalar.
ihzâriye: hazırlama.
îka: yapma etme.
îkaât: yapıp etmeler.
ikab: azap eziyet ceza.
ikame: yerine koyma.
ikamet: oturma yerleşme.
ikametgâh: oturulan yer adres.
îkan: kesin biliş.
îkaz: uyarı.
îkazât: uyarılar.
îkazkâr: uyarıcı.
îkaznâme: uyarma yazısı.
ikbâl: yönelme talihlilik saadet.
iklim: bir yerin hava durumu.
ikmâl: tamamlama.
iknâ: inandırma.
ikra: oku!
ikrâh: zorlama tiksinme.
ikrâm: ağırlama.
ikrâmât: ikramlar.
ikrâmiye: armağan olarak verilen para.
ikrâr: söyleme dile getirme.
ikrâz: borç verme.
iksir: çok tesirli ilaç.
iktibas: alıntı söz nakletme.
iktibasen: alıntı yaparak.
iktidâ: uyma.
iktidâen: uyarak.
iktidar: güçlülük.
iktifa: yetinme.
iktifaen: yetinerek.
iktiham: dayanma katlanma.
iktiran: iki şeyin bir arada gelmesi yakınlık.
iktisa: giyinme.
iktisâb: kazanma edinme.
iktisâd: tutum harcamada aşırıya kaçmama ekonomi.
iktisar: kısaltma.
iktiza: gerekme gereklik.
ilâ: "kadar" mânâsında ön ek.
îlâ: yüceltme yayma.
ilââhir: sonuna kadar.
ilââhirilâyet: âyetin sonuna kadar.
ilâh: tanrı.
ilâhe: tanrıça.
ilâhî: Allaha dair.
ilâhiyat: Allahtan bahseden ilim.
îlâm: bildirme.
îlâmnâme: bildirme yazısı.
ilân: duyurma duyuru.
ilânât: ilanlar duyurular.
ilânihaye: sona kadar.
ilânnâme: duyurma yazısı.
ilâve: ek.
ilâveten: ek olarak.
îlâyıkelimetullah: Allah kelâmını yayma.
ilbâs: giydirme.
ilca: gereklilik zorlama.
ilcaât: gereklilikler zorlamalar.
ilel: sebepler hastalıklar.
ilelebed: sonsuza kadar.
îlem: bil!
îlemeyyühelazîz: bil ey azîz!
ileyh: ona.
ilga: kaldırma.
ilhâd: dinsizlik.
ilhâh: zorlama.
ilhak: katma ekleme.
ilhâm: Allah tarafından kalbe gelen mânâ.
ilhâmât: ilhamlar kalbe gelen mânâlar.
ilhâmen: ilham olarak.
ilhâmî: ilhamla ilgili.
ilka: ekme bırakma.
ilkaât: ilkalar ekmeler.
ilkah: dölleme aşılama.
illâ: ille ne olursa olsun özellikle.
illallah: Allahdan başka.
ille: sebep illa.
illet: hastalık.
illet: asıl sebep.
illiyet: sebeplik.
illiyyîn: cennetin en yüksek yeri.
illüzyon: cisimleri yanlış idrak etmek.
ilm: ilim.
ilmelyakîn: ilim yoluyla kesin biliş.
ilmî: ilimle ilgili ilme uygun.
ilmihâl: "hâl ilmi" mânâsında herkese gerekli olan dinî hükümleri bildirmek maksadıyla yazılan kitaplara verilen isim.
ilmiye: âlimler yolu.
ilsâk: yapışma bitişme.
iltibas: karıştırma ayıramama.
ilticâ: sığınma.
ilticâgâh: sığınak.
ilticâkârâne: sığınırcasına.
iltifât: lütfetme gönül alma güzel sözle okşama.
iltifâtât: iltifatlar gönül almalar lütfetmeler.
iltifâtkârâne: iltifat edercesine.
iltihâb: yanma kızışma.
iltihak: katılma.
iltihâm: kaynaşma.
iltika: kavuşma.
iltimas: kayırma.
iltisak: kavuşma.
iltiyâm: kaynaşma.
iltizam: kayırma taraf tutma gerekli bulma.
iltizamkârâne: taraf tutarcasına.
iltizamperverâne: taraf tutmayı severcesine.
ilyâs: Kuranda adı geçen bir peygamber.
ilzâm: susturma sözle üstün gelme yenme.
îmâ: dolayısıyle anlatma.
imâd: direk.
îmâen: ima ederek.
îmâî: ima şeklinde.
îmâl: yapma yapım.
îmâlât: yapmalar yapımlar.
imâle: meylettirme uzun okuma.
imam: namaz kıldıran kimse büyük âlim önder.
imame: sarık tesbih başı.
imamet: imamlık önderlik.
imamımübîn: bir nevi kader defteri.
imân: çok dikkatli olma.
îmân: inanma.
îmânî: îmanla ilgili.
îmânperver: îmanı seven.
îmar: yapma onarma şenlendirme.
îmarât: imarlar yapmalar onarmalar.
imâret: bayındırlık fakirlere yemek verilen yer.
îmarkârâne: imar edercesine.
imâte: öldürme.
imbik: süzme aleti.
imdâd: imdat yardım.
imdâdât: yardımlar.
imdi: şimdi.
imha: bozma yıkma yok etme.
imhâl: erteleme.
imkân: olabilirlik.
imkânât: imkânlar olabilmeler.
imkânî: olabilen.
imlâ: doldurma yazma bilgisi.
imrân: Hazreti Meryemin babası.
imrâr: geçirme.
imsâk: el çekme oruca başlama zamanı.
imtidâd: uzama.
imtihan: sınama.
imtihanât: sınamalar.
imtinâ: çekinme yanaşmama imkânsız olma.
imtinân: minnet etme.
imtisâl: misal edinme benzemeye çalışma.
imtisâlen: misal edinerek uyarak.
imtiyaz: ayrıcalık.
imtiyazât: ayrıcalıklar.
imtizâc: uyuşma kaynaşma.
imtizâcât: kaynaşmalar uyuşmalar.
imtizâckâr: uyuşan kaynaşan.
imtizâckârâne: kaynaşarak uyuşarak.
inâbe: günahı terkedip hakka yönelme.
inâd: ayak direme inat.
inâdî: inada dayanan.
inâm: nimetlendirme.
inâmât: nimetlendirmeler.
inâmperver: nimetlendirmeyi seven.
inâs: kadınlar.
inaş: hareketlendirme.
inâyât: yardımlar.
inâyet: yardım.
inâyethâh: yardım isteyen.
inâyetkâr: yardım eden.
inâyetkârâne: yardım edercesine.
inâyetnâme: yardım yazısı.
inâyetperver: yardımsever.
inbât: otun bitmesini sağlama.
inbik: imbik süzme âleti.
inbisât: genişleme.
incil: dört büyük ilâhî kitaptan biri.
incilâ: cilâlanma parlama.
incilâb: celbedilme çekilme.
incimad: donma katılaşma.
incirar: çekilme sona erme.
incizâb: cezbedilme çekilme.
incizâbât: cezbedilmeler çekilmeler.
incizâr: çekilme.
ind: yan kat.
indallah: Allah katında.
indelbüleğa: adamına göre güzel söz söyleyenler yanında.
indelhâce: gerek duyulduğunda.
indî: kendince keyfî.
indifâ: def olma püskürme.
indimaç: kenetlenme.
indiras: bozulma silinme.
ineb: üzüm.
infâk: nafaka verme.
infâz: yerine getirme.
infiâl: hareketlenme kızma.
infiâlât: infialler.
inficâr: tan yerinin ağarması tohumun çatlaması.
infikâk: ayrılma ayrışma.
infilâk: patlama.
infirad: teklik benzersizlik.
infisah: bozulma dağılma.
infisal: ayrılma.
rgin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>infitar: yarılma.
inhidam: yıkılma.
inhilâl: ayrışma dağılma.
inhimak: kapılma düşkünlük.
inhinâ: bükülme eğrilme.
inhirâf: sapma.
inhisaf: tutulma.
inhisar: bir şeyin sadece bir kişiye verilmesi tekel.
inhitat: düşme çökme.
inhizam: bozulma dağılma yenilme.
inîdam: yok olma.
inîkad: kurulma gerçekleşme bağlanma.
inîkas: yansıma.
inkâr: inanmama.
inkârî: inkârla ilgili.
inkıbâz: tutukluk.
inkılâb: inkılâp değişme dönüşme.
inkılâbât: değişmeler.
inkılâbvârî: inkılâp gibi.
inkıraz: sönme tükenme.
inkısam: bölünme.
inkısar: kısalma.
inkısarât: inkısarlar.
inkıtâ: kesilme tükenme tıkanma.
inkıyâd: boyun eğme bağlanma.
inkıza: olup bitme.
inkisar: kırılma.
inkisarat: kırılmalar.
inkişâ: açılma.
inkişaf: açılma gelişme.
inkişafat: açılmalar gelişmeler.
innî: eserlerden eser sahibine götüren delil.
ins: insan.
insâ: unutma.
insâf: merhamete dayalı adalet.
insâfkârâne: insaflıca.
insaniyet: insanlık.
insaniyeten: insanlık bakımından.
insaniyetkârâne: insanlığa yakışırcasına insanca.
insaniyetperver: insanlıksever.
insî: insanla ilgili insan cinsinden.
insibab: dökülme katılma.
insibağ: boyanma.
insicâm: düzgünlük.
insilâh: soyulma sıyırılma.
insiyak: sevkedilme.
inşâ: yapma kurma.
inşâallah: Allah dilerse.
inşâd: şiir okuma.
inşât: ferahlandırma.
inşiâb: bölümlenme.
inşikak: yarılma.
inşirâh: ferahlanma açılma.
intâc: netice verme.
intâk: konuşturma.
intâkıbilhak: Allahın konuşturması.
intâniye: mikrobik.
intiaş: dinlenip canlanma.
intibâ: izlenim.
intibâh: uyanma.
intibâhkârâne: uyanmışçasına.
intibak: uyma.
intifâ: faydalanma.
intifâ: sönme.
intihâ: son sona erme.
intihâb: seçme.
intihal: çalma.
intikal: geçme anlama.
intikam: öç.
intikamkârâne: intikam alırcasına.
intisab: bağlanma kapılanma.
intişâr: yayılma.
intişârât: yayılmalar.
intizam: düzgünlük düzen yerli yerindelik.
intizamât: intizamlar.
intizamkârâne: düzgünce.
intizamperver: düzensever.
intizamperverâne: düzensevercesine.
intizar: bekleme gözleme.
intizaren: bekleyerek.
inzâl: indirme inme.
inzâr: korkutma.
inzibât: sıkı düzen.
inzimâm: eklenme.
inzivâ: bir köşeye çekilme.
inzivâgâh: inziva yeri
ipnotizma: telkinle uyutma.
îrâb: düzgün söz söyleme.
irâd: gelir kazanç.
îrâd: söyleme dile getirme.
irâde: seçme ve isteme kabiliyeti.
irâdet: irade.
irâdî: iradeyle ilgili istemekle.
irâe: gösterme.
irâs: verme miras bırakma.
îrâz: yüz çevirme.
ircâ: indirme döndürme.
irfân: bilme anlama zihni olgunluk.
irhâsât: Efendimizin peygamberlikten önceki harika hâlleri.
irs: miras kalıtım.
irsâ: sağlamlaştırma.
irsâl: gönderilme.
irsâlât: göndermeler.
irsiyet: kalıtım.
irşâd: hak yolu gösterme.
irşâdât: irşatlar.
irşâdgâh: irşat yeri.
irşâdî: irşatla ilgili.
irşâdkâr: irşatçı.
irşâdkârâne: irşat edercesine.
irtibât: bağlılık ilgi.
irticâ: geri dönücülük.
irticâc: çalkalanma.
irticâkârâne: geri dönercesine.
irticâlen: hazırlıksız söyleme.
irticâlî: hazırlıksız konuşma.
irtidâd: dinden dönme.
irtidâdkâr: dininden dönen.
irtifâ: yükseklik.
irtihâl: göçme ölme.
irtikâb: işleme.
irtisam: resmedilme.
irtişâ: rüşvetçilik.
irzâ: razı etme.
irzâk: rızık verme.
isa: dört büyük peygamberden biri.
isâbet: yerini bulma rast gelme.
isâbetiayn: göz değmesi.
isâd: yükseltme mesut etme.
isâet: kötü iş işleme.
îsâf: yardıma koşma.
âsal: ulaştırma.
isâle: akıtma.
îsâr: kendisi muhtaç olduğu hâlde başkasına verme ahlâkı.
isbât: delil göstererek hakikatı ortaya koyma.
isevî: isa aleyhisselâmın dininden olan kimse.
isevîlik: isa aleyhisselâmın dini.
iska: sulama.
iskân: yerleştirme.
iskât: susturma.
iskender: sayısız beldeler fethetmiş bir hükümdar.
islâm: Hazreti Muhammed aleyhisalâtü vesselâmın getirdiği din.
islâmiyet: islâmlık.
ism: günah suç.
ismar: meyve verme.
ismet: masumluk temizlik.
ismiâzam: en büyük ilâhî isim.
ismifâil: kimin iş yaptığını bildiren isim özne.
ismullah: Allah adı.
isnâaşer: on iki.
isnâd: dayandırma.
isnâdât: dayandırmalar.
ispirtizma: cinlerle konuşup da ruhlarla konuştuklarını sananların fikri.
isrâ: geceleyin götürme.
isrâf: gereksiz yere harcama.
isrâfât: gereksiz harcamalar.
isrâfil: sur borusunu üflemekle görevli büyük bir melek.
isrâfilmisâl: israfil gibi.
isrâfilvârî: israfil aleyhisselâm gibi.
isrâil: Hazreti Yakubun lâkabı.
isrâiliyyat: Yahudilikten kalma bilgiler.
istahrabat: ateşe tapanların ünlü ateşlerinin bulunduğu yer.
istasyon: demiryollarında durak.
istatistik: hüküm çıkarmak için bilgi toplama ve sınıflandırma ilmi.
istiâb: içine alma kaplama.
istiânât: yardım istemeler.
istiâne: yardım isteme.
istiâre: bir kelimeyi başka anlamda kullanma.
istiâze: sığınma.
istibâd: akıldan uzak görme.
istibdad: baskıcı yönetim.
istibdadât: baskılar.
istibka: kalıcı kılma.
istibrâ: küçük abdestten sonra idrarın iyice kesilmesini beklemek.
istibşâr: müjdeleme.
istibşârkârâne: müjdelercesine.
istîcâl: acele etme.
isticvâb: sorup cevap isteme.
istîdâ: dilekçe.
istidad: istidat yetenek.
istidadat: yetenekler.
istidadî: yetenekle ilgili.
istidlâl: delil getirme delile dayanarak hüküm çıkarma.
istidrâc: derece derece yükselme hayırsız başarı.
istidrâcî: istidracla ilgili.
istidrâdî: başka konu anlatılırken arada söylenen söz.
istif: yığma.
istifâ: işten ayrılma.
istifâde: faydalanma.
istifâdeten: faydalanma bakımında.
istifâza: feyizlenme manen gıdalanma.
istifâzaten: feyizlenme bakımından.
istifhâm: soru sorma.
istifra: kusma.
istifsâr: anlamak için soru sorma.
istifta: bir meselede dinin hükmünü sorma.
istigase: yardım isteme.
istiğfar: Allahtan af dileme.
istiğna: gönül tokluğu nazlanma uzak durma.
istiğrâb: yadırgama garipseme.
istiğrâbkârâne: yadırgarcasına.
istiğrâk: ilâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme esrime.
istiğrâkî: istiğrakla ilgili.
istiğrâkkârâne: kendinden geçercesine.
istihâl: temizleme.
istihâle: başkalaşma.
istihâre: bir işin iyi olup olmadığını anlamak için rüya görmek niyetiyle uykuya yatma.
istihâza: âdet kanı.
istihbâb: güzel sayma.
istihbâr: haber alma.
istihbârât: haber almalar.
istihdâf: hedef edinme.
istihdâm: hizmet ettirme.
istihfâf: hafife alma.
istihkak: hak etme.
istihkâm: sağlamlık siper.
istihkâr: hor görme.
istihlâk: tüketim.
istihrâc: çıkarma çıkarım.
istihrâcât: çıkarmalar çıkarımlar.
istihsâl: üretim.
istihsân: güzel sayma.
istihsan: korunma.
istihsânât: güzel saymalar.
istihsânkârane: beğenircesine.
istihyâ: haya etme utanma.
istihzâ: ince alay.
istihzâkârâne: alay edercesine.
istihzar: hazırlama.
istihzarât: hazırlamalar.
istikamet: doğrultu yön.
istikbâl: gelecek zaman yönelme.
istikbâlbîn: geleceği gören.
istikbâlî: gelecekle ilgili.
istikbâliyât: gelecek zamanda olacaklar.
istiklâl: bağımsızlık.
istiklâldârâne: bağımsızca.
istiklâliyet: bağımsızlık.
istikmâl: tamamlama.
istikrâ: ayrı ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma.
istikrâen: istikra bakımından.
istikrah: tiksinme.
istikrâr: karar kılma yerleşme.
istikrâz: borçlanma.
istikzâr: pis görme.
istilâ: kaplama.
istilâkârâne: kaplarcasına.
istilhak: kendine alma.
istilzâm: gerektirme.
istilzâz: lezzet alma.
istimâ: dinleme.
istimâl: kullanma.
istimdâd: yardım isteme.
istimdâdgâh: yardım isteme yeri.
istimdâdkârâne: yardım istercesine.
istimlâk: kamulaştırma.
istimrâr: devamlılık.
istimsâl: örnek alma.
istimzâc: kaynaşma karışma.
istinâbe: başka yerde bulunan şahidin ifadesinin alınması.
istinad: dayanma.
istinaden: dayanarak.
istinadgâh: dayanak.
istinaf: başlangıç mahkeme.
istinâs: alışma ısınma.
istinbât: bir sözden gizli bir mânâ çıkarma.
istincâ: helada temizlenme.
istinkâf: çekinme katılmama.
istinkâr: inkâr etme.
istinsâh: sayfaları yazarak çoğaltma.
istintak: konuşturma.
istirâhât: dinlenme.
istirâhâtgâh: dinlenme yeri.
istirâhâthâne: dinlenme evi.
istirâk: hırsızlık.
istirdâd: geri alma.
istirhâm: merhamet dilenme.
istirhâmnâme: merhamet dilenme yazısı.
istîsâb: güç sayma.
istîsal: kökünü kazıma.
istiskal: yüz vermeyerek kovma.
istismâr: menfaatine alet etme.
istisnâ: ayrılık kural dışı.
istişâre: danışma konuşma.
istişfâ: şifa isteme.
istişhâd: şahit gösterme.
istişmâm: koklama.
istitafkârane: merhamet isteyen gibi.
istitar: örtünme.
istitrad: ara söz.
istivâ: düzelme güneşin tepeye gelmesi.
istizâh: açıklama istemek.
istizâm: büyütme.
istizân: izin isteme.
istizhâr: birinden yardımcı olmasını isteme.
isyân: ayaklanma başkaldırma.
isyânkârâne: başkaldırırcasına.
îşâ: yatsı.
işâa: haber yayma.
işâl: alevlendirme.
işâr: sezdirme.
işârât: işaretler.
işârâtülîcâz: mûcizelik işaretleri.
işâret: anlamlı davranış belirti.
işâreten: işaret ederek.
işârî: işaretle ilgili.
işbâ: doyurma.
işgal: oyalama alma.
işgüzar: çalışkan.
işhâd: şahit gösterme.
işkâl: güçleştirme çetinleştirme.
işkembe: hayvan midesi.
işkil: vesvese kuşku.
işmâm: koklatma.
işmar: anlamlı işaret.
işrak: Allaha ortak koşma.
işrâk: ışıklandırma parlatma.
işrâkiyye: batıl bir felsefe.
işrâkiyyûn: işrâkiyyeciler.
işret: içkili toplantı.
iştiâl: alevlenme.
iştibâh: şüphelenme benzerlik.
iştibâk: şebekelenme örgülenme.
iştigal: uğraşma.
iştihâ: iştah.
iştihar: ünlenme.
iştikak: türeme.
iştira: satın alma.
iştirak: ortaklık katılma.
iştiyak: şiddetli istek.
iştiyakât: şiddetli istekler.
iştiyakâver: pek istekli.
iştiyakengiz: istek veren.
îta: verme.
itâat: söz dinleme.
itâatkârâne: söz dinleyerek.
itâb: azarlama.
itâm: yemek yedirme.
itfa: söndürme.
ithaf: yazılan kitapta birinin adını anma.
ithâm: suçlama.
ithâmnâme: suçlama yazısı.
îtibar: saygınlık.
îtibarî: var sayılan.
îtidâl: orta hâllilik.
îtidâlidem: soğukkanlılık.
îtikâd: gönülden inanma.
îtikâdât: inanmalar.
îtikâden: inanma bakımından.
îtikâdî: inanmakla ilgili.
îtikaf: bir yere çekilip ibadet etmek.
îtilâ: yükselme.
îtilâf: anlaşma.
îtimâd: güvenme.
îtimâden: güvenerek.
îtinâ: özen.
îtiraf: saklamayıp söyleme.
îtiraz: karşı çıkma karşı söz.
îtirazât: itirazlar.
îtiraziye: cümlede ara söz
îtirazkârâne: itiraz edercesine.
îtiraznâme: itiraz yazısı.
îtisaf: haksızlık.
îtiyad: alışkanlık.
îtizâl: ayrılma sapma.
îtizâr: özür bildirme.
itkan: sağlam yapma.
itlâf: öldürme.
itlak: bağlama asma.
itmâm: tamamlama.
itminân: tatmin olma.
itminânbahş: tatmin eden.
itminânkârâne: tatmin olurcasına.
ittibâ: tabi olma uyma.
ittibâen: tabi olarak uyarak.
ittifâk: birleşme.
ittifâken: birleşerek.
ittifâkî: birleşmeye dair üstünde birleşilen.
ittifâkkârâne: birleşircesine.
ittihâd: birlik.
ittihâdıislâm: Müslümanların birlik olması.
ittihâm: suçlanma.
ittihâmkârâne: suçlanarak.
ittihâmnâme: suçlanma yazısı.
ittihâz: alma sayma.
ittika: sakınma.
ittikan: sağlamlık.
ittisâf: sıfatlanma.
ittisâfkârâne: sıfatlanırcasına.
ittisâk: düzenli diziliş.
ittisâl: bitişme.
ittizâh: açıklık.
ittizân: ölçülülük.
ityân: belirleme.
ivaz: karşılık.
îvicâc: eğrilik.
îvicâcât: eğrilikler.
îyanî: görünen.
îyd: bayram.
izâ: birdenbire.
izâbe: eritmek.
izâc: taciz etme rahatsız etme.
izâcât: taciz etmeler.
izâe: aydınlatma.
izâfe: bağlama yükleme.
izâfî: göreli göreceli.
îzâh: açıklama.
îzâhât: açıklamalar.
îzâhen: açıklama ile.
izâle: giderme.
izâm: büyükler.
îzâm: büyütme.
izân: anlayış.
izânî: anlayışla ilgili.
izâr: elbise.
îzâz: ağırlama.
izbe: kuytu.
izdihâm: yığışma.
izdivâc: evlenme.
izdiyad: artma.
izhâr: gösterme.
izinnâme: izin belgesi.
izmihlâl: bozulma.
izn: izin.
izzet: üstünlük galibiyet.
izzetâlûd: izzetle karışık.
izzetinefis: insanın kendine saygısı.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:28   #12 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
jâle: çiy şebnem kırağı.
jandarma: asayişle görevli asker.
jelatin: kokusuz bir madde bir cins kağıt.
jeolog: yeryüzü ilmi ile uğraşan kimse.
jeoloji: yeryüzünün yapısını inceleyen ilim.
jest: anlamlı beden hareketleri.
jiyân: kükremiş.
Jöntürk: Osmanlıların son döneminde yaşayan yenilik sevdalısı gençler.
jurnal: günlük ispiyon.
jülîde: perişan dağınık.
jüri: bir mesele hakkında hüküm vermek için toplanan heyet
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:29   #13 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
kabahat: kusur suç.
kabaih: kabahatlar.
kabâil: kabileler.
Kâbe: namaz için yöneldiğimiz mukaddes mabet.
Kabıkavseyn: Peygamberimizin mîraçta ulaştığı son nokta.
kâbız: tutan sıkan kavrayan.
kabîh: çirkin.
kabil: olabilir gibi türlü.
kabîle: aynı soydan olup beraber yaşayan insanlar.
kabilîyet: yetenek etkilenebilirlik.
kabine: bakanlar kurulu.
kabir: mezar.
kabl: önce.
kablelbülûğ: ergenlikten önce.
kablelvukû: olmadan önce.
kablelvücûd: var olmadan önce.
kabr: kabir mezar.
kabristân: mezarlık.
kabûlüadem: yokluk kabulü.
kâbus: korkulu rüya.
kabz: tutma alma tutukluk.
kabza: sap el avuç.
kabzıervah: ruhların alınması.
kabzıruh: ruhun alınması.
kaddesallahüesrarehüm: Allah onların sırlarını mukaddes kılsın.
kade: namazda oturuş.
kadem: ayak adım.
kademe: derece sıra.
kader: Allahın herşeyi ezelden bilip takdir etmesi.
Kaderiye: "kul fiilin yaratıcısıdır" diyen sapık mezhep.
kadî: kadı hâkim.
kadîb: kılıç.
Kadîm: öncesiz olan Allah.
kadîm: eski zaman.
Kadîr: güçlü.
kadîrâne: güçlü olarak.
kadirdanlık: değerbilirlik.
Kadirî: Abdülkadir Geylanî tarikatından olan.
kadîriyet: güçlülük.
kadirşinâs: değerbilir.
Kadîülhâcât: ihtiyaçları veren Allah.
kadr: kadir kıymet değer.
Kaf: hayâlî bir dağ.
kâffe: bütün.
kâfi: yeter.
kâfil: kefil olan.
kafile: yolculuk eden topluluk.
kâfir: îmansız.
kâfirâne: kâfirce.
kafiye: mısra sonralarında ses bezerlikleri.
kafiyeperest: aşırı kafiye düşkünü.
kâfûr: bir madde ismi cennette bir kaynak.
kağnı: öküz arabası.
kâh: bazen.
Kahhâr: kahreden.
kahhârâne: kahredercesine.
kahır: derin üzüntü.
kâhil: erişkin.
kâhin: falcı.
kahir: üstün gelen.
kahr: zorlama mahvetme ezme.
kahraman: büyük işler başarmış kişi.
kahramanâne: kahramanca.
kaht: kıtlık.
kahtıricâl: adam kıtlığı.
kahtügalâ: yokluk ve kıtlık.
kaid: lider kumandan.
kaide: kural.
kaideten: kural olarak.
kail: inanmış.
kaim: ayakta duran.
kaime: para.
kâin: olan.
kâinat: evren.
kal: konuşma.
kal': koparma.
kalâ: kale.
kalade: gerdanlık.
kalâk: gönül sıkıntısı.
kalb: duyguların sultanı gönül.
kalben: gönülle.
kalbetme: dönüştürme.
kalbî: gönülden.
kalbolma: dönüşme.
kale: dedi.
kale kîle: dedi denildi.
kalen: konuşarak.
kalî: konuşmakla.
kalîl: az.
kalkale: okurken harfi iki kere seslendirme.
kalori: gıdaların vücuda ısı vermesi bakımından değeri.
kalp: sahte.
Kalûbelâ: Allahın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorması ve ruhların "evet" demeleri olayı.
kâm: dilek arzu.
kamer: ay.
kamervârî: ay gibi.
kamet: boy.
kamet: namazın farzından önce okunan ezan.
kâmil: yetkin erişkin olgun tam.
kâmilâne: kâmilce.
kâmilen: tamamen.
kâmilîn: kâmiller.
kamtarir: çatık kaşlı.
kamu: halkın hepsi.
kamûs: büyük sözlük.
kanaât: kısmetine razı olma kabullenme.
kanaâtbahş: kanaat veren.
kanaâtkârâne: kanaat edercesine.
kanâdil: kandiller.
kandil: idare lâmbası.
kâne: oldu.
kangren: hücrelerin ölmesiyle oluşan bir hastalık.
kanî: kanaat eden inanmış.
kantar: tartı aleti.
kantara:prü.
kanun: uyulması gereken kesin kural.
kanunen: kanunca.
kanunî: kanuna göre uygun.
kanuniyet: kanunluk.
kanunnâme: kanun yazısı.
kanunperest: kanun düşkünü.
kâr: "yapan eden" mânâsında son ek.
kâr: para kazancı.
karâbet: yakınlık.
karakter: temel özellik.
karar: hüküm çare düzenlilik ölçülülük tahmin.
karardâde: düzelmiş.
karargâh: karar yeri askeriyede kurmayların yeri.
kararnâme: kararların yazısı.
karaşina: iş bilir.
karavana: büyük yemek kabı.
karbon: bir element kömür.
kardeşane: kardeşce.
kârgir: taş yapı.
kârıakıl: akla uygun.
karındaş: kardeş.
karî: okuyucu.
karîb: yakın.
karîben: yakında.
karîha: düşünme melekesi.
karîn: yan yana yakın.
karîne: belirti.
Karlayl: ünlü bir tarihçi.
karn: devre asır.
karulâsâ: doktorun bedene vurarak muayene etmesi.
Karûn: azaba uğramış ünlü bir zengin.
karye: belde.
karz: ödünç.
karzen: ödünç olarak.
karzıhasen: Allah için verilen borç.
kasâid: kasideler övgü için yazılan şiirler.
kasas: kıssalar hikâyeler.
kasâvet: katılık.
kasd: niyet istek.
kasden: niyet ederek.
kasdî: kasıtlı olarak kasıtla ilgili.
kâse: tas çanak.
kâselîs: çanak yalayıcı.
kasem: yemin.
kasemât: yeminler.
kasıd: kasteden niyetli.
kasır: kusurlu.
kasır: kısa.
kasır: saray.
kasî: katı.
kâsib: kazanmaya çalışan.
kasid: kesat olan sürümü olmayan.
kasîde: övgü şiiri.
kasîdehân: kaside okuyan.
kasir: kısa.
kasirünnazar: nazarı kısa.
kasîyye: katılık.
kasr: kısalık saray.
kasvet: sıkıntı katılık.
kâşâne: gösterişli ev.
kâşif: keşfeden.
kat: kesme geçme.
katâ: asla.
katarât: damlalar.
katıa: kesin olan.
katıüttarîk: yol kesen.
katî: kesin.
kâtib: yazıcı.
kâtibâne: yazıcı gibi.
kâtibe: yazıcı kadın.
kâtibîn: insanın amelini yazan melekler.
katil: öldüren.
katîye: kesin.
katîyyen: kesinlikle.
katîyet: kesinlik.
katl: öldürme.
katliâm: herkesi öldürme.
katmer: kat kat oluş.
Katolik: Hıristiyanlıkta bir mezhep.
katran: siyah bir madde.
katre: damla.
katuf: tembel hayvan.
kavâid: kurallar.
kavânin: kanunlar.
kavî: kuvvetli.
kavil: söz sözleşme.
kavim: aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
kavis: yay eğri.
kaviyyen: kuvvetle.
kavl: söz.
kavlen: sözle.
kavlirâcih: üstün bulunan söz.
kavm: kavim aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
kavmiyet: kavimlik.
kavmiyetçilik: ırkçılık olumsuz milliyetçilik.
kavmiyeten: kavim olma bakımından.
kavs: yay eğri.
kavseyn: iki yay.
kavsıkuzeh: gökkuşağı.
kavvâd: günaha vasıta olan.
kay: kusuntu.
kayd: yazma bağ.
kayıt: yazma bağ.
kaylûle: öğle uykusu.
kayser: Bizans imparatorunun lâkabı.
kayyum: toplayıp ihsan eden.
Kayyûm: yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah.
Kayyûmiyet: Kayyumluk.
kazâ: kaderde yazılanın gerçekleşmesi.
kazâ: vaktinden sonra kılınan namaz.
kazâ: zarar veren olay.
kazârâ: kaza olarak.
kazasker: ilimde bir rütbe.
kazâyâ: kaziyeler hükümler.
kazâzede: kazaya uğramış
kazf: namuslu kadına iftira.
kâzım: öfkesini yenen.
kâzib: yalancı.
kaziye: hüküm.
kazurât: pislikler.
kebâir: büyük günahlar.
kebîr: büyük.
kebîre: büyük günahlar.
keder: üzüntü.
keennehu: sanki o.
kef-nûn: Allahın "ol" yani "kün" emrindeki harfler.
kefâet: denklik.
kefâlet: kefillik.
kefe: terazinin bir gözü.
kefere: kâfirler.
keffâret: dini suçun affı ümidiyle dünyada çekilen ceza.
keffâreten: kefaret olarak.
keffâretüzzünûb: günahların kefareti.
kefîl: "borcunu ödemezse ben ödeyeceğim" diyen.
kehânet: gelecekten haber verme.
kehânetfurûş: geleceği bilirim diyen sahtekâr.
kehf: mağara.
kehfmisâl: mağara gibi.
kehkeş: samanyolu.
kehkeşan: samanyolu.
kehribar: çekme özelliği olan bir madde.
kehrübâ: kehribar.
kelâl: bitkinlik.
kelâm: konusu îman olan bir ilim.
kelâm: söz ilâhî sıfatlardan biri.
kelâmullah: Allah sözü.
kelb: köpek.
kelbiyet: köpeklik.
kelbiyyûn: dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler.
keler: kertenkele.
kelîle: az gören çakal.
kelîm: kendisine söz söylenen.
kelimât: kelimeler.
kelime: sözcük.
kelimetullah: Allah sözü.
kellâ: hayır asla!
kem: kötü.
kemafissâbık: daha önce geçtiği gibi.
kemâl: olgunluk erginlik tamlık.
kemâlât: kemâller olgunluklar.
kemâlî: kemâlle ilgili.
kemer: kavisli yapı kuşak.
kemerbeste: kuşak bağlamış hazırlanmış.
kemiyet: nicelik.
kemiyeten: nicelik bakımından.
kemter: âciz fakir hakir.
kemterâne: acizce aşağıca.
kenz: hazine define.
Kenzülarş: önemli bir bir dua.
kerâhet: çirkinlik.
kerâmât: kerametler.
kerâmet: Allahın izniyle velîlerin gösterdikleri harikalar.
kerâmetkârâne: kerametli bir şekilde.
kerâmetvârî: keramet gibi.
Kerbelâ: Hazreti Hüseyinin şehit edildiği yer.
kerem: iyilik lütuf ikram değer.
keremkâr: keremli.
keremkârâne: keremlice.
keremnâmdâr: keremiyle tanınan.
kerhen: istemeyerek.
kerîh: tiksindirici.
kerîm: kerem sahibi.
kerîmâne: kerimce.
kerime: kız evlat.
kerîmiyet: kerîmlik.
kerrât: defalar.
kerre: defa.
kerremallahuveche: Allah yüzünü ak etsin.
kerrûbî: büyük melek.
kerrûbiyyûn: büyük melekler.
kerrüfer: çekilip yeniden saldırma.
kervân: topluca yolculuk edenler kafilesi.
kes: kimse.
kesâd: durgunluk.
kesâfet: yoğunluk.
kesâlet: tembellik uyuşukluk.
kesân: kimseler.
kesb: kazanma edinme işleme.
kesbî: kesble ilgili.
kese: kısa yol para torbacığı.
kesel: tembel.
kesîf: katı yoğun mat.
kesîr: çok bol.
kesir: kırılmış.
kesr: kırma.
kesret: çokluk bolluk.
keş: "çeken" mânâsında son ek.
keşf: açma bulma.
keşfelkubûr: ölünün kabirdeki durumunu bilme.
keşfirâz: sırrı ortaya çıkarma.
keşfiyât: keşifler.
keşide: çekilmiş.
keşif: açma bulma.
keşiş: papaz.
keşmekeş: karışıklık.
keşşaf: keşfeden açan bulan.
ketebe: yazıcılar.
ketf: omuz.
ketm: gizleme.
ketmetmek: gizlemek.
ketûm: sır saklayabilen.
kevahin: kâhinler falcılar.
kevakib: yıldızlar.
kevkeb: yıldız.
kevn: yaratılan âlem.
kevneyn: iki âlem.
kevnî: yaratılanlarla ilgili.
kevniye: yaratılanlarla ilgili olan.
kevser: cennette bir havuz.
keyd: hile düzen.
keyfe: nasıl?
keyfemâyeşâ: canı nasıl isterse.
keyfen: nitelikçe.
keyfî: keyfince.
keyfiyât: özellikler nitelikler durumlar.
keyfiyet: nitelik özellik durum.
keyfiyeten: nitelik bakımından.
keyif: hoş hâl.
kezâ: bunun gibi.
kezâlik: bu da öyle.
kezzâb: yalancı.
kıble: Kâbenin bulunduğu taraf.
kıblegâh: kıble yeri.
kıblename: kıbleyi gösteren yazı.
kıblenümâ: kıbleyi gösteren.
kıdem: öncelik öncesizlik.
kıllet: azlık.
kıraat: okuma.
kıraaten: okumakla.
kırav: çorak tarla.
kırba: deri su kabı.
Kırgız: Türkî kavimlerden biri.
kısas: kıssalar hikâyeler.
kısâs: öldüreni öldürme cezası.
kısâsen: kısas olarak.
kısım: bölüm.
kısm: bölüm.
kısmen: bir bölümü.
kısmet: nasip.
kıssa: ibretli hikâye.
kıssât: kıssalar hikâyeler.
kıssîs: keşiş papaz.
kıstas: ölçü.
kışır: kabuk.
kışr: kabuk.
kıtâ: kara parçası şiir parçası.
kıtal: birbirini öldürme.
Kıtmîr: Ashabıkehfin köpeği.
kıtr: erimiş bakır.
kıvâm: olgunluk tav dik direk.
kıyâm: ayakta durma ayaklanma.
kıyâmet: dünyanın yıkılıp son bulması.
kıyâs: karşılaştırma.
kıyâsât: karşılaştırmalar.
kıyâsen: kıyasla.
kıyâsımaâlfârık: birbirine benzemeyenlerin karşılaştırılması.
kıymet: değer.
kıymetdâr: kıymetli değerli.
kıymetşinâs: değerbilir.
kıyye: okka1282 gram ağırlık.
kızıl: kırmızı.
kızılbaş: Alevilere verilen bir isim.
kızılelma: eski Roma.
kibar: ince nazik.
kibâr: büyükler.
kibir: büyüklük büyüklenme büyüklük taslama.
kibriyâ: büyüklük.
kifâyet: yeterlik.
kile: 40 litrelik tahıl ölçüsü.
kîle: denildi.
kilk: kalem.
kîlükal: dedikodu.
kimyâ: bir ilim kolu ilaç.
kimyâger: kimyacı.
kimyâhâne: deneyevi.
kin: gizli düşmanlık.
kinâiyyât: kinayeler.
kinâye: mânâyı dolayısıyla anlatan söz üstü örtülü dokunaklı söz.
kinâyeten: kinaye bakımından.
kindâr: kinci.
kinedâr: gizli düşmanlık besleyen.
kirâm: ulular cömertler kerimler.
Kirâmenkâtibîn: günahları ve sevapları yazan melekler.
kisb: işleme edinme kazanma.
kisbî: edinmeyle ilgili.
kîse: kese.
kisrâ: eski iran hükümdarı.
kisve: kılık elbise.
kitâb: kitap.
kitâbe: yazılı levha.
kitâbet: yazma işi.
kitâbeten: yazmakla.
Kitâbımübîn: apaçık kitap kaderin bir türü Kurân.
kitâbî: kitaba uygun kitapla ilgili ilâhî kitaplardan birine inanan.
kitâbullah: Allahın kitabı Kurân.
kitle: kütle yığın öbek.
kiyâset: akıllılık.
kizb: yalan.
klâsik: zamanın değerini yitirmeyen sanatta kuralcı alışılmış.
klinik: hastaya bakılan yer.
kof: içi boş.
kolordu: ordunun bir bölümü.
kombinezon: tertip düzenleme.
komisyon: özel bir maksad için kurulan heyet.
komita: siyasi bir maksat için bir araya gelenlerin gizli cemiyeti.
komite: bir iş için toplanan heyet.
kompleks: karmaşık şuur dışı meyillerin tümü.
komplo: bir kimse aleyhine alınan gizli karar.
komprime: hap.
Konstantiniyye: istanbul.
kontenjan: ilgililerin her birine düşen pay ölçüsü.
kordon: zincir.
kozmoğrafya: uzay ilmi.
kozmoz: âlem kâinat.
köle: esir alınıp satılan insan.
kritik: tenkit sıkışık durum.
kubbe: yarım küre şeklinde bina damı.
kubh: çirkinlik.
kubûr: kabirler mezarlar.
kuddîsesırruhu: sırrı mukaddes olsun!
Kuddûs: "temiz olan ve temizlikleri yaratan" mânâsında ilâhî isim.
kudemâ: kadimler eskiler büyükler.
kudret: güç.
kudsî: kutsal temiz arınmış yüce.
kudsiye: kutsal.
kudsiyet: kutsallık yücelik temizlik.
kudûm: uzaktan gelme ayak basma.
kul: insan.
kulûb: kalbler.
kulunç: acı veren bir hastalık.
kumandan: komutan.
kumbiiznillah: Allahın izniyle kalk!
kumistân: kumluk yer çöl.
kundak: bebek sargısı yangın çıkaran ateş parçası.
kurâ: ad çekme.
Kurân: "okunan" mânâsında ilâhî kitabımızın adı.
Kurânî: Kurânla ilgili ait.
kurb: yakınlık.
kurbiyet: yakınlık.
Kureyş: Peygamberimizin kabilesi.
kurrâ: Kurân okuyucuları.
kurûn: çağlar asırlar devreler.
kusûr: eksiklik pürüz özür kabahat.
kusûrât: kusurlar.
kusûriyet: kusurluluk.
kûşe: köşe.
kut: gıda azık.
kutb: büyük evliya.
kutbiyet: büyük evliyalık.
kutbuâzam: en büyük kutub zamanın en büyük velîsi.
kutr: çap.
kutub: büyük evliya.
kutulâyemût: ölmeyecek kadar yiyecek.
kuvâ: kuvveler.
kuvve: kuvvet düşünce duygu yetenek.
kuvvet: güç.
kuvvetüzzahr: yardım kuvveti.
kuyûd: kayıtlar bağlar.
kuzeh: renk renk çizgiler.
kübra: en büyük.
küdûret: koyuluk kederlilik.
küffâr: kâfirler.
küfr: îmansızlık.
küfrân: îmansızlık nankörlük.
küfrî: küfürle ilgili.
küfriyât: küfürle ilgili şeyler.
küfür: îmansızlık.
küfürbaz: küfredici.
küfüv: denk eş.
kühûlet: erginlik.
külâh: tepesi sivri başlık.
külfet: yük zahmet zorluk.
külhân: hamam ocağı.
küll: bütün.
küllî: bütün fertleri ihtiva eden genel kavram genel kapsamlı.
külliyat: hepsi bir yazarın bütün eserleri.
külliye: bütünlük ilgili bütün kısımların bir arada bulunduğu yapı.
külliyen: bütünüyle.
külliyet: bütünlük genellik kapsamlılık.
kültür: bir milletin maddî ve mânevî varlıkları yaşayış ve davranış şekli kazanılan genel bilgi.
kün: "ol" emri.
küngân: su borusu.
künh: asıl öz kök.
künnes: gece görünen yıldızlar.
künûz: hazineler.
künye: kimlik.
Kürdî: Kürdistânlı.
küre: yuvarlak.
küreiarz: yer yuvarlağı dünya.
kürevî: yuvarlak.
küreviyet: yuvarlaklık.
küreyvât: kürecikler.
küreyvâtıbeyzâ: akyuvarlar.
küreyvâtıhamrâ: alyuvarlar.
Kürsî: arşı azamın altındaki makam.
Kürt: Müslüman bir kavim o kavimden olan kişi.
küsûf: kararma güneş tutulması.
küsûfât: kararmalar güneş tutulmaları.
küsûr: artık.
küsûrât: küsurlar artıklar.
küşâ: açan.
küşâd: açma.
küşâde: açılmış.
küşâyiş: açıklık.
küşûf: keşifler açmalar bulmalar.
kütle: yığın öbek.
küttâb: kâtipler.
kütüb: kitaplar.
Kütübüsitte: güvenilir olan altı hadîs kitabı.
kütük: bütün adların yazıldığı büyük defter.
küvar: petek kovan.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:30   #14 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
lâ: yoktur hayır.
lâakal: en azından.
lâalettâyin: gelişigüzel.
lâbis: giyinmiş.
lâbüd: şüphesiz kesin.
lâdinî: din dışı dinsiz.
lâedrî: kendi varlığından bile şüphe eden felsefeci.
lâfıgüzâf: boş söz.
lâfız: söz.
lâfz: söz.
Lâfzaicelâl: "Allah" lafzı.
lâfzen: sözle.
lâfzî: sözle ilgili.
lâfziye: sözle ilgili olan.
lâfzullah: "Allah" lafzı.
lağv: geçersiz boş.
lahd: mezar.
lâhık: ulaşan eklenen.
lâhika: eklenen katılan.
lahm: et.
lahn: güzel ses kuralsız okuyuş.
lâhut: ilâhî âlem.
lâhutî: ilâhî âlemle ilgili.
lahza: an en kısa zaman.
lâik: dini olmayan din dışı.
laîn: lânetli.
lâin: lânet eden.
lâkab: lâkap takma ad.
lâkayd: kayıtsız ilgisiz.
lâkaydane: kayıtsızca ilgisizce.
lâkin: ama fakat.
lâkita: buluntu.
lâl: dilsiz.
lâlezâr: lâle bahçesi.
lâmeşrû: yasak.
lâmise: dokunma duyusu.
lânet: nefret öfke.
lâsiyyema: özellikle.
lâşe: leş.
lâşek: şüphesiz.
lâşey: bir şey değil.
lâtaknetû: kesmeyiniz.
lâtenâhî: sonsuz.
lâteşbih: benzetmek gibi olmasın!
Lâtif: lütfedici.
lâtif: yumuşak güzel şirin ince.
lâtifane: lâtifçe.
lâtife: ince duygu hoş söz nazik şaka.
Latin: eski bir kavim.
lâubâlî: senli benli saygısız ilgisiz umursamaz.
lâubâlîyâne: saygısızca ilgisizce.
lâyemût: ölümsüz.
lâyemûtâne: ölümsüz gibi.
lâyenkatı: kesilmeksizin aralıksız.
lâyetecezzâ: bölünmez.
lâyetefellel: kırılmaz körelmez.
lâyetenahî: sonsuz.
lâyetezelzel: sarsılmaz.
lâyezâl: yok olmaz.
lâyezâlî: yok olmayan.
lâyıha: tasarı.
lâyık: uygun yaraşır.
lâyuad: sayısız.
lâyuhsâ: hesapsız.
lâyuhtî: hatasız.
lâyutak: güç yetmez.
lâyüsel: sorumsuz.
lâzım: gerekli.
lâzımâmed: lâzım gelir.
lâzıme: gerekli olan.
leb: dudak.
lebâleb: dopdolu.
lebbeyk: buyurunuz.
lebbeykzen: "buyurunuz" diyen.
Lebîd: ünlü bir şair.
ledün: gizli ilim marifetullah.
ledünniyât: Allah vergisi olan gizli ilimler.
leffen: ekli bitişik.
lehce: bir beldenin konuşma tarzı.
leheb: ateş alevi.
lehine: onun faydasına.
lehiv: günahlı eğlence.
lehülhamd: Allaha hamdolsun.
lehviyât: günahlı eğlenceler.
leim: alçak kötü.
lekedâr: lekeli.
lema: parıltı.
lemeân: parıldama.
lemeât: parıltılar.
lemha: göz atma.
lemyezel: yok olmaz devamlı.
lenf: beyaz kan.
lenfisâm: asla kırılmaz ve kopmaz.
lenger: demir çapa.
lengerendâz: demir atan gemi.
lenterânî: beni asla göremezsin!
lerzân: titrek.
lerze: titreme.
leşker: asker.
letâfet: hoşluk güzellik incelik yumuşaklık.
letâif: ince duygular incelikler güzellikler.
levâzım: gerekli olanlar.
levâzımât: gerekli şeyler.
levent: denizci asker yakışıklı.
levh: levha yazı resim manzara.
levha: manzara yazı resim.
Levhimahfûz: olmuş ve olacaklarla ilgili bütün bilgilerin yazılı bulunduğu kader levhası.
Levhimahv: varlıkların yazılıp silindiği levha.
levm: kınama.
levn: renk.
levs: pislik.
levvâme: kınayan.
leyâl: geceler.
leyl: gece.
leylî: gececi.
leys: yokluk.
leyse: olmadı.
leyte: keşke.
leyyin: yumuşak.
lezâiz: lezzetler.
lezîz: lezzetli.
lezîzâne: lezzetlice.
lezzât: lezzetler.
lezzet: tad.
liân: lânetleşme.
liaynihî: kendisiyle.
libas: elbise.
liberal: kişi hürriyetine önem veren.
lieclillah: yalnız Allah için.
ligayrihi: başkalarıyla.
lihye: sakal.
lika: kavuşma.
lillah: Allah için.
lillâhî: Allah için.
lillâhilhamd: hamd Allaha mahsustur.
lime: parça.
limmî: açıklık.
limmî: eser sahibinden eserlerine götüren delil ateşin dumana delil olması gibi.
limmîyet: açıklık.
lisan: dil.
lisanen: dil ile.
lisanıhâl: hâl dili meramını durum ve görünümüyle anlatma.
livâ: sancak.
livechillah: Allah namına.
liyâkat: layıklık uygunluk.
lizatihî: kendisiyle.
lohusa: yeni doum yapan kadın.
Lokman: Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat.
lûb: oyun eğlence.
lûgat: lügat sözlük kelimelerin anlamlarını kısaca bildiren kitap.
Lût: Sodom halkına gönderilen bir peygamber.
lüb: öz.
lüks: şatafat aşırı süs.
lülü: inci.
lümeyâ: parıltıcık.
lümme: vesvese nokta.
lütf: lütuf.
lütfen: lütuf ile.
lütuf: iyilik.
lütufkâr: lütuf eden.
lütufkârane: lütuf edercesine.
lütufnâme: lütuf mektubu.
lüzum: gereklilik.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:34   #15 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
ma: su.
maa: "beraber birlikte" mânâsında ön ek.
maabid: mabetler tapınaklar.
maâd: âhiret.
maâdâ: başka.
maadin: madenler ****ller.
maahazâ: bununla beraber.
maalesef: yazık ki.
maalgayr: başkasıyla birlikte.
maali: yücelikler.
maaliftihar: iftiharla seve seve.
maaliyat: yüce bilgiler yüksek mertebeler.
maalkerâhe: kerahetle çirkinlikle.
maalkifaye: yeterli olmakla birlikte.
maalmemnuniye: memnuniyetle.
maamâfih: mamâfih bununla beraber.
maânî: mânâlar anlamlar.
maârif: marifetler ilimler tanımalar eğitim.
maârifperver: eğitimi seven.
maâriz: sözün gizli mânâları.
maâsi: günahlar isyanlar.
maaş: geçinilecek şey yaşayış aylık para.
maaşen: yaşayış ve geçim bakımından.
maatteessüf: üzülerek yazık ki.
maâyib: ayıplar.
maazallah: Allah korusun.
mâbâd: sonrası.
mâbâdettabiîye: fizik ötesi ****fizik.
mâbed: mabet ibadet yeri.
mâbeyn: arası.
mâbihiliftihar: kendisiyle iftihar olunan.
Mâbûd: kendisine ibadet edilen Allah.
Mâbûdiyet: Mabutluk.
mâcerâ: serüven.
mâcid: yüce şerefli.
mâcun: maddelerin ezilmiş hâli.
madalya: başarılı kimselere takılan madeni nişan.
madalyon: boyuna takılan süs eşyası.
madde: uzayda yer dolduran varlık.
maddeperest: maddeye taparcasına düşkün olan.
maddeperver: maddeyi seven.
maddeten: maddece madde bakımından.
maddî: madde ile ilgili maddece.
maddîyât: maddî şeyler.
maddîye: madde olan.
maddiyyun: maddeciler mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler.
maddiyyunluk: maddecilik materyalizm maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.
mâdele: adalet yeri.
mâdelet: adalet etmek.
mâdem: böyle olunca.
mâden: ****l kaynak.
mâdeniyat: madenler ****ller.
mâder: ana.
madrûb: vurulmuş dövülmüş.
mâdûd: sayılan.
mâdûm: yok olan.
mâdûmât: yok olanlar.
mâdûmiyet: yok olma yokluk.
mâdûn: alt taraf.
mâfât: telef olan yiten.
mâfevk: üst.
mâfihâ: içindekiler.
mafsal: eklem.
mâfüvv: bağışlanmış.
mağazî: gaza hikâyeleri.
mağdûb: gazaba uğramış.
mağdur: haksızlığa uğramış.
mağfiret: Allahın affı.
mağfûr: affedilen.
mağlata: kafa karıştıran aldatıcı söz.
mağlûb: yenilmiş mağlup.
mağlûbane: yenilmiş bir hâlde.
mağlûbiyet: yenilgi.
mağmûm: gamlı tasalı bulutlu.
mağmûre: adı sanı silinmiş yerinde yeller esen.
mağrib: batı akşam.
mağrur: gururlu.
mağrurâne: gururluca.
mağruren: gururlanarak.
mağz: öz iç.
mah: ay.
mahal: yer.
maharet: ustalık beceri.
maharim: mahremler yasaklar gizliler.
mahbes: hapishane.
mahbub: sevgili.
mahbubâne: sevilerek.
mahbubât: sevgililer.
mahbubiyet: sevilirlik.
mahbus: hapsedilmiş.
mahbusîn: hapsedilenler.
mahbusiyet: hapsedilmişlik.
mahcûb: utangaç sıkılgan.
mahcûbiyet: utangaçlık.
mahcûr: kısıtlı.
mahdûd: sınırlı.
mahdûdiyet: sınırlılık.
mahdum: oğul kendisine hizmet edilen.
mahdumiyet: mahdumluk.
mahfaza: koryucu kap.
mahfel: kapalı yer camilerde yüksek yer.
mahfî: gizli.
mahfîyât: gizlilikler gizli olanlar.
mahfûz: korunmuş.
mahfûzât: hafızadakiler korunanlar.
mahfûziyet: korunurluk.
mâhî: balık.
mâhir: maharetli becerikli.
mâhirâne: ustaca beceriklice.
mahiyet: öz nitelik kendilik.
mahiyyat: mahiyetler özler.
mahkeme: davaların görülüp hükme bağlandığı yer.
mahkî: hikâye olunan.
mahkîanh: kendisinden bahsedilen.
mahkûm: hükümlü cezalı mecbur.
mahkûmiyet: mahkûmluk.
mahlâs: yazarın takma adı.
mahlûk: yaratık.
mahlûkat: yaratıklar.
mahlûkiyet: yaratılmışlık.
mahmil: deve üstündeki sepet bir söze yüklenen mânâ.
mahmûd: övülmüş.
mahmûl: yüklenilen.
mahmûle: yük.
mahmûr: baygın göz.
mahrec: çıkış yeri.
mahrek: yörünge.
mahrem: gizli yasak başkasına haram olan evlenilmesi haram olan akraba.
mahremâne: mahremce gizlice.
mahremiyet: mahremlik gizlilik yasaklık.
mahrûkat: yakıtlar.
mahrûm: yoksun.
mahrûmiyet: yoksunluk.
mahrût: koni.
mahrûtî: konik.
mahsub: hesaplanmış.
mahsûd: kıskanılan.
mahsûl: ürün.
mahsûlât: ürünler.
mahsûldâr: ürünlü.
mahsûr: kuşatılmış.
mahsûs: hissedilmiş birine ayrılmış bile bile.
mahsûsât: mahsuslar.
mahsûsiyet: mahsusluk.
mahşer: ölülerin dirilip toplanacakları yer.
mahşernümâ: mahşeri andıran.
mahşûş: içine girilmiş lekelenmiş.
mahtûmâne: bitirircesine bir kitabı bitirince verilen ziyafet gibi.
mâhud: bilinen sözü edilen.
mâhudiyet: bilinirlik.
mahuf: korkulu.
mahv: benlik bakımından silinme.
mahvetme: silme.
mahviyet: silinme hâli.
mahviyetkâr: benliğini silen.
mahviyetkârane: benliğini silercesine.
mahz: sadelik.
mahzâ: sade.
mahzân: sadece.
mahzen: hazine odası.
mahzeniyet: mahzenlik.
mahzûf: çıkarılan kaldırılan.
mahzûn: üzgün.
mahzûnâne: üzgünce.
mahzûr: sakınca.
mahzûrât: sakıncalar.
mahzûz: hoşlanan.
mahzûzât: hoşlanılan şeyler.
maî: su cinsinden su ile ilgili mavi.
mâide: sofra.
mâil: eğilmiş meyilli istekli andırır yörünge.
mâile: eğri eğik.
mâilikamer: ayın yörüngesi.
maîşet: yaşayış geçim.
maiyyet: yanındakiler.
makabir: mezarlar.
mâkabl: öncesi.
makad: oturak yeri arka.
makalât: makaleler.
makale: söz gazete yazısı.
makalid: kilitli yerler.
makam: yer mertebe müzikte usul.
makamât: makamlar.
Makâmımahmûd: Peygamberimize verilen yüksek makam.
makamperest: makam düşkünü.
makarr: karar yeri durulan yer.
makasıd: maksatlar gayeler.
makber: mezar.
makberistân: mezarlık.
makbûl: kabul edilen geçerli.
makbûliyet: kabul edilebilirlik geçerlilik.
makdis: kutsal yer.
makdûrat: takdir edilenler kudret eserleri.
mâkes: yansıma yeri ayna.
makhûr: kahredilmiş ezilmiş.
mâkis: karşılaştırma.
makrû: okunan.
makrûn: yakın ulaşmış.
maksad: istenen.
maksûd: istenen şey.
maksûm: bölünmüş.
maksûr: kısaltılmış.
makta: kesit.
maktel: öldürülen yer.
maktûl: öldürülmüş.
mâkûd: bağlı.
mâkûl: akla uygun.
mâkûlâne: akla uygun biçimde.
mâkûlât: akla uygun olanlar akılla ilgili bulunanlar.
mâkûle: akla uygun olan.
mâkûliyet: akla uygunluk.
mâkûs: ters.
mâkûse: tersine çevrilmiş.
mâkûsen mütenâsib: ters orantılı.
makûsen: tersine olarak.
makzî: kaza olunan ödenen.
mâl: bir kimsenin eli altında bulunan değerli şey.
mâlâmal: dopdolu.
mâlâyanî: faydasız boş saçma.
mâlâyanîyât: faydasız şeyler.
mâlâyutak: dayanılmaz güç yetmez.
mâlihülyâ: boş hayâller kara sevda.
mâlik: mülkün sahibi.
mâlikâne: büyük ev sahip gibi.
Mâlikî: dört hak mezhepten biri.
mâlikiyet: sahiplik.
mâliye: mal ile ilgili olan.
mâlûl: hasta.
mâlûliyet: hasta olma.
mâlûm: bilinen.
mâlûmât: bilinenler.
mâlûmiyet: bilinirlik.
mamâfih: bununla beraber.
mâmelek: olanca malı.
Mamhuran: bir aşiret ismi.
mâmûl: yapılmış.
mâmûlât: yapılmış şeyler.
mâmûr: bayındır şenlikli.
mânâ: anlam öz.
mancınık: eski bir silah taş atma aleti.
Mançur: Asyada yaşayan bir kavim.
manda: sömürge camız.
mânde: kalmış yaramaz.
mânen: mânâca anlamca.
mânend: benzer eş.
mânevî: maddî olmayan ruhanî.
mânevîyât: madde üstü hâller.
mânevîye: mânâ ile ilgili.
manevra: hareket kabiliyeti harp oyunu.
mânî: engel.
mânîâ: engel olan.
mânidâr: anlamlı.
mânidârâne: anlamlıca.
mansıb: makam.
mansub: atanan.
mansûr: yardım görmüş zafere ulaşmış.
mansûs: iyice kesinleşmiş âyetle sabit.
mantık: düşünen akla kurallarıyla yol gösteren ilim.
mantıkî: mantıkla ilgili mantıklı.
manyetizma: başka üzerinde uyuşukluk verici tesir.
manzar: bakış yeri.
manzara: görünüş.
manzûm: nazımlı dizili düzenli şiir.
manzûme: şiir sistem.
manzûmeişemsiye: güneş sistemi.
mâr: yılan.
mâraz: sergi.
maraz: hastalık.
mâreke: çarpışma yeri çarpışma.
mârez: sergi.
mârık: dinsiz.
mârife: belli bilinen.
mârifet: ilim hüner tanıma.
mârifetâşinâ: marifetin yabancısı olmayan.
mârifetnâme: marifet yazısı.
mârifetullah: Allahı bilme tanıma.
marîz: hasta.
mâruf: bilinen güzel.
mârufiyet: bilinirlik.
Mârût: sihir belleten iki melekten biri.
mâruz: arzolunan verilen anlatılan karşı karşıya kalan.
mâruzât: anlatılanlar.
marzî: arzu edilen razı olunan.
marzîyât: razı olunan şeyler.
mâsadak: bir sözü onaylayan doğrulayan.
masârif: masraflar giderler.
masârifât: masraflar.
masdar: kök kaynak.
masdariyet: masdarlık.
masdûk: tasdiklenen.
mâsivâ: yaratıklar.
mâsivâullah: Allahın yarattıkları.
mâsiyet: isyan günah.
maskara: kendisine gülünen.
maskaraâlûd: maskaralı.
maskat: düşülen yer doğum yeri.
maslahat: fayda iş.
maslahatdâr: faydalı.
maslahaten: faydaca.
maslahatkâr: faydalı.
maslahatkârâne: faydalı biçimde.
masnû: sanatla yapılmış eser.
masnûât: sanatlı yapılmış eserler.
masnûiyet: sanat eseri olma hâli.
mason: "masonluk" denilen kökü dışarıda gizli ve tehlikeli bir örgütün üyesi islâm düşmanı.
masraf: gider harcama.
masrûf: harcanmış.
mass: emme.
mâsum: günahsız suçsuz.
mâsumâne: masumca.
mâsume: suçsuz kadın veya kız.
mâsumiyet: masumluk.
mâsûn: korunan.
mâsûniyet: korunurluk.
mâşâallah: Allah korusun!
mâşer: topluluk.
mâşerî: topluluğun olan.
maşraba: su kabı.
maşrık: doğu.
mâşûk: sevilen.
mâşûka: sevilen kadın.
matbaa: basımevi.
matbah: mutfak.
matbû: basılmış.
matbûât: basın basılanlar.
mâtem: yas.
mâtemâlûd: yasla karışık.
mâtemhâne: yas evi.
materyalist: maddeci sadece maddeye inanan îmansız.
materyalizm: maddecilik maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.
matiyye: binek.
matlâ: güneşin doğduğu yer.
matlab: istenen.
matlûb: istenilen.
matlûbât: istenilenler.
matmah: tamah ile bakılan.
matrûd: kovulan.
mâtûf: yöneltilen.
matûmât: yemekler.
Mâtüridî: itikadda hak mezhep imamı olan âlim.
matvî: dürülen içine tıkılan.
maûn: yardım.
maûnet: yardımlar.
mâverâ: perde arkası.
mâvudieleh: varlık gayesine uygunluk.
mavzer: bir çeşit tüfek.
mâye: maya öz.
mâyî: sıvı.
mazâhir: görünme ve ortaya çıkma yerleri.
mazanne: zanlı yer veya kimse
mazarrât: zararlar.
mazbata: tutanak.
mazbût: tutulan derli toplu.
mâzeret: elde olmayan özür.
mazhar: ortaya çıkma ve görünme yeri.
mazhariyet: mazharlık.
mâzi: geçmiş zaman.
mâziyât: geçmiş zamanlar.
mazlûm: zulüm görmüş sessiz.
mazlûmâne: zulüm görmüşcesine.
mazlûmen: zulmedilerek.
mazlûmîn: zulmedilenler.
mazlûmiyet: zulme uğramışlık.
mazmaza: abdestte ağzı yıkamak.
mazmûm: eklenmiş.
mazmun: ince anlamlı söz.
maznun: zanlı sanık.
mazrûf: zarfa konan.
mâzûr: özürlü.
mâzûriyet: özürlülük.
meâb: sığınak dönüş yeri.
meâd: varılacak yer âhiret.
meâl: sözün kısaca anlamı.
meânî: anlamlar.
mearic: çıkılacak yerler.
meâsi: isyanlar günahlar.
meâyib: ayıplar.
mebâdi: başlangıçlar.
mebâhis: konular.
mebde: başlangıç.
mebğuz: sevilmeyen.
mebhas: bölüm.
mebhût: şaşkın.
meblağ: tutar miktar.
mebnî: kurulan dayanan.
mebsût: genişleyen.
mebsûten: genişleterek.
mebûs: gönderilen milletvekili.
mebûsân: mebuslar milletvekilleri.
mebzûl: bol çok ucuz.
mebzûliyet: bolluk çokluk ucuzluk.
mecâl: tâkat.
mecâlis: meclisler.
mecâz: sözün başka mânâda kullanılması.
mecâzî: mecazlı.
mecbûr: zorlanmış zorunlu.
mecbûriyet: mecburluk.
meccânen: bedava parasız.
mecelle: dergi kanun dergisi.
mechul: bilinmeyen meçhul.
mechure: nefesin tutulup sesin çıkarılmasıyla okunan harfler.
mecid: yüce şerefli.
meclis: bir mesele için toplanmış insan topluluğu.
meclûb: çekilen celbolunan.
mecmâ: toplanılan yer.
mecmû: toplam.
mecmua: yazılar topluluğu dergi.
mecnûn: deli çılgın.
mecrâ: su yolu kanal.
mecrûh: yaralı.
mecrûr: son harfi esre olan kelime.
mêcul: yapılmış.
mêcur: ücretlenme.
mecûsî: ateşe tapan.
meczûb: cezbeli kendini kaptırmış başkasının etkisiyle davranan.
meczûbane: cezbeye kapılmışcasına.
medâr: sebep vesile kaynak yörünge.
medâris: medreseler.
medayih: övgüler.
medd: kabarma uzatma.
meddâh: öven.
medde: uzatma işareti.
meded: yardım.
mededkâr: yardım eden.
mededres: yardımcı.
medenî: terbiyeli kibar şehirli.
medeniyet: düzenli ve ileri hayat seviyesi şehirlilik.
medeniyetperest: medeniyete aşırı düşkün olan.
medeniyetperver: medeniyeti seven.
meder: çakıl taşı.
medfen: mezar.
medfûn: gömülmüş defnedilmiş.
medh: medih övme.
medhal: giriş etki.
medih: övme.
medîha: övgü.
medîne: şehir.
medlûl: kendisine delil getirilen mânâ anlatılan.
medlûliyet: kendisine delil getirilme.
medrese: dershane okul.
Medresetüzzehrâ: parlak medrese.
medyum: cinci.
medyun: verecekli.
mefâhim: mefhumlar kavramlar.
mefâhir: övünülecek şeyler.
mefâsid: bozguncular.
mefatih: anahtarlar.
mefhar: övünme sebebi.
mefhum: kavram.
mefkud: bulunmayan.
mefkûre: ülkü.
meflûc: felçli inmeli.
mefrûş: döşeli.
mefsedet: fesatlık bozukluk.
mefsûh: hükmü kaldırılan.
meftûn: tutkun vurgun.
meftûniyet: tutkunluk vurgunluk.
meftûr: bezgin.
mefûl: fiilden etkilenen.
mefûliyet: fiilden etkilenmişlik.
meh: ay.
mehâbet: heybet büyüklük.
mehâfet: korku.
mehâfetullah: Allah korkusu.
mehâlik: tehlikeler.
mehâsin: güzellikler.
mêhaz: kaynak.
mehbît: inilen yer.
mehbût: korkudan şaşıran.
mehcûr: ayrılmış.
mehd: beşik.
Mehdî: hidayete eren ve hidayete vesile olan âhirzamanda eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nuranî âlim.
Mehdîmisâl: Mehdî gibi.
mehenk: ölçü taşı.
mehîb: korkulan.
mehmâemken: olabildiğince.
mehmûse: fısıltıyla okunan harfler.
mehr: mehir erkeğin kadına verdiği evlenme bedeli.
mehtâb: mehtap ay ışığı.
mehter: Osmanlılarda askerî müzik takımı.
mekâdir: miktarlar.
mekân: yer ev.
mekânî: mekânla ilgili.
mekanik: hareket ilmi.
mekanizma: makine kısmı işleyiş.
mekârim: iyilikler.
mekatı: duraklar.
mekâtib: okullar.
mekâyis: ölçütler.
mêkel: yemek yenilen yer.
mekîk: bir dokuma âleti.
mekîn: sakin vakarlı saygın.
mekkâr: hileci düzenci.
Mekke: Kabenin bulunduğu mukaddes şehir.
meknun: örtülü gizli.
meknûz: gizli define.
mekreme: ikram yeri.
mekruh: kötü çirkin.
meksûb: kazanılmış.
meksûbe: kazanılan.
mekşûf: keşfedilen açılan.
mekteb: mektep okul.
mektûb: mektup yazılan.
mektûbât: mektuplar.
mektûbe: yazılmış.
mektûm: gizli saklı.
mêkûlât: yiyecekler.
melâb: oyun yeri.
melâbe: oyun yeri.
melâbegâh: oyun oynanan yer.
melâhat: yüz güzelliği.
melâhim: savaş yerleri.
melâib: oyunlar oyun yerleri.
melâik: melekler.
melâike: melekler.
melâiketullah: Allahın melekleri.
melâl: can sıkıntısı.
melâmet: kınanmışlık.
melâmî: kınanmış melamilik tarikatından olan.
Melâmîlik: kendini kınamayı esas alan bir tarikat.
melâne: lânete lâyık olan.
melbûsât: giyecekler.
melcê: sığınak.
meleiâlâ: büyük meleklerin âlemi.
melek: nurdan yaratılmış masum varlık.
melekât: melekeler.
meleke: zihnin anlama kavrama hatırlama gibi özellikleri tekrar tekrar yapmaktan dolayı kazanılan beceri.
melekî: melekle ilgili melek gibi.
melekiyet: meleklik.
meleksimâ: melek yüzlü.
melekût: melekler âlemi varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü.
melekûtî: melekutla ilgili.
melekûtîyet: melekutluk.
melekülmevt: ölüm meleği.
melez: ırkı karışık.
melfûf: paketlenip gönderilen.
melfûfât: paketlenip gönderilenler.
melfûz: söylenmiş.
melhûz: düşünülebilen.
melîh: güzel şirin.
melîk: hükümdar.
melîke: kadın hükümdar.
melîl: üzgün.
melsûk: yapıştırılmış.
mêlûf: alışılmış.
melûl: usanmış.
melûn: lânetli.
melûnâne: melunca.
melzum: lüzumlu.
memâlik: memleketler.
memât: ölüm.
memduh: övülmüş.
memduha: övülmüş.
memer: geçit.
memlû: dolu.
memlûk: köle.
memnû: yasak.
memnûn: hoşnut.
memnûnâne: memnunca.
memnûniyet: memnunluk.
mêmûl: umulan.
Mêmûn: felsefe kitaplarını tercüme ettirmesiyle meşhur bir halife.
mêmûn: emin korkusuz.
mêmûr: emir altında olan.
mêmûrîn: memurlar.
mêmûriyet: memurluk.
memzûc: karışık.
men: kim.
men: yasaklama.
menâbî: kaynaklar.
menâfî: menfaatler.
menâfiz: delikler.
menâhî: yasaklananlar.
menâhic: metodlar.
menâkıb: hayat hikâyeleri.
menâm: uyku.
menâmen: uykudayken.
menâr: ışık tutucu.
menâsık: ibadet yerleri.
Menat: bir putun adı.
menâtık: mıntıkalar bölgeler.
menâzır: manzaralar.
menâzil: inilen yerler.
menbâ: kaynak.
mencê: kurtuluş yeri.
mendûb: emredilmediği hâlde yapılan güzel amel iş.
mendûbiyet: mendupluk.
menend: benzer.
menfâ: sürgün yeri.
menfaat: fayda çıkar.
menfaatperest: menfaatına çok düşkün.
menfaattar: menfaatli.
menfez: delik gözenek.
menfî: olumsuz sürgün.
menfûr: nefret edilen.
menhî: yasaklanan.
menhiyat: yasaklananlar.
menhûs: uğursuz.
meni: döl suyu.
menkıbe: hayat hikayesi.
menkûha: nikâhlı kadın.
menkul: anlatılan taşınabilen.
menkulât: taşınanlar anlatılanlar.
menkûr: inkâr edilen.
menkûs: tersine çevrilmiş.
menkuş: nakışlı.
menkuz: bozulmuş.
Mennân: kullarına bol nimet ve ihsanlarda bulunan Allah.
mensub: bağlı ait ilgili.
mensubât: bağlılar ilgililer.
mensubiyet: bağlılık aitlik.
mensûc: dokunmuş.
mensûcât: dokunanlar.
mensûh: hükmü kaldırılmış.
mensur: nesirli.
mensûs: âyet ve hadîs gibi kesin delillerle tesbit edilmiş olan.
menşê: esas kök kaynak.
menşûr: yayılmış.
mênûs: alışılmış.
menvî: niyetlenen.
menzil: inilen yer.
menzilgâh: inme yeri.
merâ: otlak.
merak: öğrenme isteği.
merakâver: merak verici.
merâkib: binekler.
merâm: maksat niyet istek.
merâsim: tören.
merâtib: mertebeler.
merâyâ: aynalar.
merbût: bağlı irtibatlı.
merbûtiyet: bağlılık.
mercan: denizden elde edilen bir süs maddesi.
mercî: makam dönülecek yer başvurulacak yer kaynak makam.
mercîiyet: başvurulacak makam olma özelliği kaynaklık.
mercû: ümit edilen rica olunan.
mercûh: tercih edilmeyen başkası ona tercih edilmiş.
merd: mert sözünün eri.
merdâne: mertçe.
merdûd: reddedilmiş.
merdümgiriz: insanlardan sıkılan yalnızlığı seven.
merdümgirizane: kalabalıktan sıkılıp yalnızlık isteyerek.
merfû: yükseltilmiş.
merğûb: rağbet edilen istenilen.
merhaba: rahat olun hoş geldiniz.
merhale: kademe aşama.
merhamet: acıma.
merhameten: merhamet ederek.
merhametkâr: merhametli.
merhametkârâne: merhamet edercesine.
merhem: yara ilacı.
merhûm: rahmetli ölmüş.
merhûme: ölmüş kadın.
merhûn: rehin edilmiş.
merî: görünür olan yürürlükte olan.
meridyen: boylam.
Merih: bir gezegen.
merîyyet: yürürlükte oluş görünürlük.
merkeb: binek.
merkez: orta mekân idare yeri.
merkezî: merkezde olan.
merkeziyet: merkezlik.
merkûb: binek.
mermi: kurşun.
mermuze: dolaylı anlatılan.
mersiye: ölüm şiiri.
mert: üstün karakterli.
mertebe: derece aşama.
Merve: Mekkede bir mübarek tepe.
mervî: rivayet edilen anlatılan.
merzûk: rızıklanmış.
merzûkiyet: rızıklanmışlık.
mesâbe: yerinde değerinde.
mesâbih: lambalar.
mesâcid: namaz kılınan yerler.
mesâfe: ara uzaklık.
mesağ: izin.
mesâha: yüz ölçümü.
mesâhif: mushaflar Kurânlar.
mesâi: çalışmalar emekler.
mesâib: musibetler.
mesâil: meseleler.
mesaj: haber.
mesâk: sevkedilen yer.
mesâkin: meskenler evler.
mesâkin: miskinler fakirler.
mesâlih: maslahatlar işler.
mesâlik: meslekler ekoller yollar.
mesâmât: gözenekler delikler.
mesâme: gözenek.
mesâne: sidik torbası.
mesânî: bir şeyin tekrarı.
mesarr: sürurlu sevinçli.
mesâvî: kötü hâller.
mesbûk: geçmiş geri kalmış.
mescid: secde yeri küçük cami.
mesel: atasözü küçük hikâye.
mesêle: düşünülecek husus konu.
meserret: sevinç şenlik.
mesh: el sürme silme.
Mesîh: olumlu mânâda isa aleyhisselâm için söylenen bir tabir.
Mesîh: "silen bozan" mânâsında deccalın bir adı.
mesîl: kanal benzer.
mesîre: gezinti yeri.
mesîregâh: gezinti yeri.
meskat: doğum yeri.
mesken: oturulan yer ev.
meskenet: yoksulluk miskinlik.
meskûn: oturulan yer.
meslek: yol usûl ekol.
mesmû: işitilen.
mesmûat: işitilenler.
mesmûm: zehirlenmiş.
mesned: dayanak.
mesnevî: bir şiir türü.
mesnûn: sünnet olan.
mesrûk: çalınmış.
mesrûr: sevinçli sürurlu.
mesrûrâne: sevinçli bir şekilde.
mesrûriyet: sevinçlilik.
mest: ayakkabı hazla kendinden geçen.
mestûr: örtülmüş.
mestur: satırlanmış çizilmiş.
mestûre: örtülü kadın.
mesûd: saadetli mutlu.
mesûdâne: saadetle.
mesûdiyet: mesutluk.
mesûk: sevk olunan.
mesûl: sorumlu.
mesûliyet: sorumluluk.
meşâgil: meşguliyetler.
meşâhir: meşhurlar ünlüler.
meşakkat: zahmet zorluk sıkıntı.
meşâle: ucu alevli değnek.
meşârib: meşrepler anlayışlar gidişatlar.
meşayih: şeyhler pirler.
meşbû: doymuş.
meşegâh: meşelik.
meşême: sol kötü uğursuz.
meşgale: uğraş.
meşgul: işli iş üstünde olan.
meşguliyet: işlilik.
meşher: sergi.
meşhûd: görülen.
meşhûdât: görülenler.
meşhûdiyet: görünürlük.
meşhûn: sevinçli.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:35   #16 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
meşhûr: ünlü.
meşîet: dileme.
meşîhat: din işleri merkezi.
meşk: alıştırma örnekleme.
meşkûk: şüpheli.
meşkûr: şükre lâyık olan.
meşmeşiye: normal göze görünmeyen misalî bir âlem.
meşreb: meşrep gidişat.
meşreben: gidişatça.
meşrık: doğu.
meşrû: dine uygun.
meşrûbât: içecekler.
meşrûh: açıklanmış.
meşrûhât: açıklananlar.
meşrûiyet: dine uygunluk.
meşrût: şarta bağlı.
meşrûta: şarta bağlanmış.
meşrûtiyet: devletin bir hükümdarın başkanlığı altındaki millet meclisi tarafından idare edildiği yönetim biçimi.
meşrûtiyetperver: meşrutiyeti seven.
meşşâiyyun: akla güvenip peygambere inanmayan felsefeciler.
meşşata: süsleyen tarayan.
meşûm: uğursuz.
meşûmâne: uğursuzcasına.
meşûme: uğursuz.
meşûr: şuurlu.
meşveret: danışma fikir alışverişi yapma.
metâ: ticaret malı.
metâlî: güneş ve ayın doğduğu yerler ve zamanlar.
metâlib: istenenler.
****net: dayanıklılık.
metbû: kendisine uyulan.
metbûiyet: metbuluk.
metfuh: açılmış.
methetme: övme.
methiye: övgü övme.
metîn: ****netli dayanıklı.
metin: yazının tamamı.
metînâne: dayanıklı biri gibi.
metod: usûl yöntem.
metrûk: terkedilmiş.
metrûkât: terkedilenler.
Metta: Yunus aleyhisselâmın annesi.
meûnet: geçimlik.
mêvâ: yer mekân.
mevâcid: kalbe zevk veren hâller.
mevâdd: maddeler.
mevâhib: karşılıksız verilenler ihsanlar.
mevâkıf: duraklar.
mevâki: yerler.
mevâlid: mevlidler doğmalar.
mevâlîd: varlıklar.
mevâni: maniler engeller.
mevâsim: mevsimler.
mevhat: cansızlar.
mevc: dalga.
mevce: dalga.
mevcûd: mevcut var olan.
mevcûdat: varlıklar.
mevcûdiyet: varlık.
meveddet: dostluk sevgi.
mevhibe: verilmiş.
mevhûbe: verilen.
mevhum: kuruntu ürünü.
mevîza: öğüt nasihat.
mevkıf: durak bölüm.
mevki: yer.
mevkib: kafile topluluk.
yle='margin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>mevkuf: durdurulan tutulan.
mevkufen: tutularak durdurularak.
mevkute: süreli yayın.
Mevlâ: sahip efendi Allah.
Mevlânâ: Mesnevî adlı kitabın da yazarı olan ünlü velî ve şair.
mevlânâ: efendimiz.
Mevlevî: Mevlânanın tarikatından olan.
Mevlevîvârî: dönerek zikreden mevleviler gibi.
mevlid: doğum.
mevlûd: doğan.
mevrid: varılan yer yol.
mevrûs: mirasla gelen.
mevsûf: vasıflı sıfatlanan.
mevsûk: vesikalı belgeli sağlam.
mevsûkan: belgeli bir biçimde.
mevsûl: kavuşan ulaşan bitişen.
mevsûle: bitiştirilmiş.
mevt: ölüm.
mevta: ölü.
mevtâlûd: ölümle karışık.
mevûd: söz verilmiş.
mevzî: bir şey konulacak yer.
mevzû: konu.
mevzû: uydurulmuş hadîs.
mevzûat: kurallar kanunlar.
mevzûbahis: söz konusu.
mevzun: ölçülü tartılı.
mevzunen: ölçülü ve tartılı olarak.
mevzuniyet: ölçülülük tartılılık.
mey: şarap
meyâdin: meydanlar.
meyân: orta ara.
meydân: saha alan.
meyelân: eğilim istek.
meyil: istek yönelme.
meyl: istek yönelme.
meymene: sağ iyilik uğur.
meymenet: bereket uğur kutluluk.
meymûn: uğurlu kutlu.
mêyûs: ümitsiz.
mêyûsane: ümitsizce.
mêyûsiyet: ümitsizlik.
meyvedâr: meyveli.
meyyâl: meyilli istekli.
meyyit: ölü cansız.
mezâd: mezat artırmalı satış.
mezâhib: mezhepler.
mezâhim: zahmetler zorluklar.
mezâhir: görünme yerleri çiçekli yerler.
mezâk: tadma.
mezâlim: zulümler.
mezâmir: Zebur kitabının süreleri.
mezâr: kabir ziyaret yeri.
mezâristân: mezarlık ölüler ülkesi.
mezâyâ: meziyetler.
mezbaha: hayvan kesim yeri.
mezbele: çöplük.
mezbûr: sözü edilen.
mezc: karıştırma katıştırma.
meze: çerez.
mezellet: alçaklık.
mezheb: gidilen yol dinin esaslarında aynı ayrıntılarında farklı görüşler.
mezher: çiçeklik.
mezhere: çiçeklik.
meziyet: güzel özellik.
meziyyât: meziyetler.
mezkûr: anılan.
mezmûm: yerilmiş.
mezraa: tarla.
mezrûat: ekilenler.
mêzûn: izinli.
mıh: çivi.
mıknatıs: bazı ****lleri çeken madde.
mıntıka: bölge.
mısrâ: şiirin her bir satırı.
mıstar: cetvel.
mızrâk: ucu sivri savaş aleti.
miâd: vade.
midâd: mürekkep.
midevî: mide ile ilgili.
miftah: anahtar.
mihâl: kuvvet.
mihânikiyyet: mekaniklik.
mihenk: deneme taşı.
mihmân: misafir.
mihmândâr: misafiri olan.
mihnet: sıkıntı tasa.
mihrâb: imamın namaz kıldırdığı yer.
mihrâk: odak.
mihver: eksen.
Mikâil: dünya işlerini düzenlemekle görevli melek.
mikdâr: miktar nicelik.
mikyas: ölçü ölçek.
mikyasvari: ölçü gibi.
mil: ince ****l sel birikintisi.
milâd: doğum günü.
milâdî: milada dayanan.
milel: milletler.
milis: sivil ordu.
millet: aynı dinden olanlar topluluğu.
milletdaş: aynı milletten olan.
milletperver: milletini seven.
millî: milletle ilgili.
milliyet: aynı milletten olma hâli.
milliyetperver: milliyetçi milletini seven.
mîmar: bina tasarımcısı.
mimsiz medeniyet: deniyet yani alçaklık.
minâ: cam billur sırça parlak.
minârât: minareler.
minber: camide hutbe okunan yer.
minhâc: yol meslek metod.
minindillah: Allah katında.
minnet: iyiliğe karşı duyulan şükür hissi başa kakma.
minnetdâr: minnet eden.
minnetdârâne: minnet duyarak.
minnetdârlık: minnet hissetme.
mintarafillah: Allah tarafından.
minvâl: tarz yol gidiş.
mîr: bey amir.
mîrâc: merdiven.
Mîrâc: Peygamberimizin semaya çıkma mucizesi.
Mîrâciye: Mevlidin mîraçla ilgili bölümü.
mîrâcvârî: mîraç gibi.
miralay: albay.
miras: ölen kimsenin yakınlarına kalan malı.
mirât: ayna.
mîrî: devlet malı.
mirkat: mertebe derece.
mirlivâ: tuğgeneral.
mirsâd: gözetleme yeri.
mirzâ: reis bey.
misafirhâne: misafir evi.
misafirperver: misafiri seven.
mîsak: sözleşme.
misâl: örnek bir alem adı.
misâlî: misâl hâlinde misâlle ilgili.
misâlîye: misâlle ilgili olan.
misbah: lamba kandil.
misdâk: onaylayıcı delil.
misil: benzer.
misillü: benzeri gibi.
misk: güzel koku.
miskal: 45 gram ağırlık.
miskin: yoksul uyuşuk tembel zavallı.
mislen: benzer olarak.
misliyet: benzerlik eşlik.
mismar: çivi.
mistar: cetvel.
mistik: içle ilgili.
misvâk: sünnet olan diş temizleme aleti bir ağacın kökü.
misyon: vazife.
misyoner: Hıristiyanlığı yaymakla görevli kimse.
mîşâr: onda bir.
mişkât: lamba konan yer kandil.
mişvâr: davranış gidişat.
miting: bir gaye uğruna yapılan büyük toplantı.
mitoloji: efsane ilmi.
mitralyöz: makinalı tüfek.
miyan: orta ara.
mîyâr: ölçü.
mizâc: huy yaradılış.
mizâh: komedi gülmece.
mîzan: terazi tartı ölçü.
mîzancık: küçük terazi ölçücük.
mîzenend: söylüyorlar vuruyorlar.
model: örnek misal.
Moğol: Asyada bir kavim.
molla: büyük âlim medrese talabesi.
moral: ruh gücü.
muaccel: acele peşin.
muacciz: sıkıntı verici rahatsız edici.
muâddel: düzeltilen.
muâddil: düzeltici.
muâdil: denk dengeli.
muâf: affolunmuş ayrı tutulmuş.
muâhede: antlaşma.
muâheze: sorgulama azarlama.
muahhar: sonraki.
muâhid: antlaşma yapan.
muâkıb: cezalandıran.
muâkıd: sözleşen.
muakkib: izleyen.
muâlece: işe girişme.
muallâ: yüce.
muallak: boşlukta askıda.
mualleka: asılan.
muallekât: asılanlar.
muallekatısebâ: Kâbe duvarına asılan yedi ünlü şiir.
muallem: talimli eğitilmiş.
muallim: ilim belleten öğretmen.
muallime: hanım öğretmen.
muamelât: muameleler işlemler.
muamele: davranış işlem.
muammâ: bilmece.
muammââlûd: bilmeceli.
muammer: uzun ömürlü.
muânaka: sarılma.
muânân: ananeli belgeli.
muânid: aykırı direnen.
muannid: inatçı.
muannidane: inat edercesine.
muanven: ünvanlı namlı.
muâraza: çekişme tartışma muhalefet.
muârefe: tanışma.
muâreke: kavga.
muârız: muarazacı muhalif çekişen tartışan.
muarrâ: temiz arınmış.
muarreb: Araplaşmış.
muarref: tanıtılmış.
muarrif: tanıtıcı.
muâsır: çağdaş.
muâşaka: sevişme.
muâşeret: iyi geçinme görgü.
muâteb: azarlanmış.
muattal: işlemez işsiz.
muattar: ıtırlı güzel kokulu.
muattıl: îmansız tanrıtanımaz.
muattıla: îmansız tanrıtanımaz.
muâvenet: yardım.
muâvenetdârâne: yardım edercesine.
muâveneten: yardım olarak.
muâvenetkârâne: yardımcı olurcasına.
muâvin: yardımcı.
Muâviye: Emevi Devletinin kurucusu olan bir sahabe.
muâyene: gözden geçirme.
muayyen: belli ölçülü tartılı.
muazzam: pek büyük.
muazzeb: eziyet çeken.
muazzez: izzetli şerefli.
muazzib: azap eden.
mubâh: işlenmesinde sevap ve günah olmayan.
mubassır: gözcü bakıcı.
mûbik: helak edici büyük günah.
mubsır: görünen.
mubsırât: görünenler.
mûcib: gereken gerektiren.
mûcib: hayrete düşüren.
mûcibe: hüküm gerektiren.
mûcibibizzat: her şeyi yapmaya mecbur olan.
mûcid: yeni bir şey yapan "yoktan var eden" mânâsında ilâhî isim.
mûciz: insanı aciz bırakan.
mûciz: kısa fakat çok mânâlı özlü.
mûcizane: aciz bırakırcasına.
mûcizât: mûcizeler.
mûcize: insanların yapamadığı harikalar.
mûcizekâr: mûcizeli mûcize gösteren.
mûcizevârî: mûcize gibi.
mûcizevî: mûcizeli biçimde mûcize ile ilgili olarak.
mûciznümâ: mûcize gösteren.
mudarebe: dövüşme.
mudga: et parçası.
mudhike: gülünecek şey komedi.
mudıll: saptıran.
mûdil: büyük çetin zor.
mufaddıl: üstün eden yükselten.
mufassal: ayrıntılı.
mufassalan: ayrıntılı biçimde.
mugaddi: besleyici.
mugalata: yanıltıcı için söz söyleme.
muganni: nağmeyle okuyan.
mugayeret: aykırılık.
mugayir: aykırı.
mugayyebât: bilinmeyenler.
mugayyebâtıhâmse: beş bilinmeyen şey.
mugis: yardım isteyene yardım eden.
muğlak: kapalı anlaşılması zor.
muğnî: zengin edici.
muhabbet: sevgi.
muhabbetdâr: seven sevgili.
muhabbetdârâne: severcesine.
muhabbethâne: sevgi evi.
muhabbetkârâne: severcesine.
muhabbetullah: Allah sevgisi.
muhâberât: haberleşmeler.
muhâbere: haberleşme.
muhâbir: haberci.
muhâcerât: göç etmeler.
muhâceret: göç etme.
muhacim: saldıran.
muhâcir: göç eden göçmen.
muhâcirîn: Medineye göç eden sahabeler.
muhaddis: hadîs âlimi.
muhaddisin: hadîs âlimleri.
muhafaza: koruma.
muhafazakâr: koruyucu.
muhaffef: hafifletilmiş.
muhâfız: koruyan.
muhâkât: taklit etme.
muhhakemât: akıl yürütmeler hüküm çıkarmalar.
muhâkeme: düşünme akıl yürütme hüküm çıkarma yargılama.
muhâkî: benzer.
muhakkak: kesin gerçekleşmiş.
muhakkik: araştıran inceleyen.
muhakkikâne: araştırırcasına.
muhakkikîn: araştırmacılar büyük âlimler.
muhâl: imkânsız olması mümkün olmayan.
muhâlât: muhaller imkânsız olmalar.
muhâlefet: karşı gelme ayrı düşünme uymama.
muhâlif: karşı zıt aykırı uymaz.
muhâliyet: imkânsız oluş.
muhalled: sürekli.
Muhammed: Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâmın "medhedilen" mânâsındaki ismi.
Muhammediye: Peygamberimizle ilgili.
muhammen: tahmin edilen.
muhannes: kadınlaşmış erkek.
muhârebât: savaşmalar.
muhârebe: savaşma.
muhârib: savaşan.
muharref: değiştirilmiş bozulmuş.
muharrem: Arabî ayların ilki.
muharremât: haram edilen şeyler.
muharrer: yazılı yazılmış.
muharrık: yakan susatan.
muharrib: tahrip eden yıkan.
muharrif: değiştiren bozan.
muharrik: hareket ettiren.
muharrir: yazar.
muhâsama: düşmanlık.
muhâsamet: düşmanlık besleme.
muhâsara: kuşatma.
muhâsebe: hesaplaşma hesap görme.
muhâsım: düşman.
muhâsib: hesapçı.
muhassal: netice sonuç ürün.
muhassala: elde edilen sonuç.
muhassıl: hasıl eden neticelendiren.
muhassıs: hususileştiren ayıran.
muhassısa: hususileştirici.
muhât: kuşatılmış.
muhâtab: kendisine söz söylenilen.
muhâtabâne: kendisine söz söylenilen kimse gibi.
muhâtabîn: kendisine söz söylenenler.
muhâtara: korkulu durum.
muhâverât: konuşmalar.
muhâvere: konuşma.
muhavvef: korkulu.
muhavvel: ısmarlanmış değiştirilmiş.
muhavvif: korkutan.
muhavvil: değiştiren.
muhayyel: hayâl edilmiş.
muhayyer: seçmeli.
muhayyile: hayâl kuvveti.
muhayyir: hayret ettiren.
muhbir: haberci.
muhdes: sonradan meydana getirilmiş.
Muhdis: her şeyi sonradan var eden Allah.
muhib: seven.
muhill: bozan.
mûhin: hor ve hakir eden.
mûhiş: korkutan.
muhit: kuşatan çevre.
muhita: kuşatıcı.
muhkem: sağlam.
muhkemât: sağlam ve mânâsı açık olanlar kuvvetliler.
muhles: ihlası devamlı olan.
muhlis: ihlaslı samimi işini sadece Allah için yapan.
muhlisâne: muhliscesine.
muhlisen: muhlisce.
muhrib: tahrip eden yıkan.
muhrik: yakıcı.
Muhsî: herşeyin sayısını bilen Allah.
Muhsin: "ihsan eden güzel davranan" mânâsında ilâhî isim.
muhsin: yaptığı işi en güzel yapan Allahı görür gibi ibadet eden.
muhsinîn: işini güzel yapanlar Allahı görür gibi ibadet edenler.
muhtâc: ihtiyacı olan.
muhtar: kendi iradesiyle hareket edebilen.
muhtariyet: hareket serbestisi olan.
muhtasar: kısa.
muhtasaran: kısaca.
muhtedî: îmana gelen.
muhtefi: gizlenen.
muhtekir: kıymetlensin diye mal saklayan vurguncu.
muhtelif: çeşit çeşit birbirine uymayan.
muhtelife: başka başka.
muhtelit: karışmış.
muhtell: bozuk hasta.
muhtemel: olabilir.
muhtera: yoktan var edilmiş.
muhterem: hürmet edilen saygın.
muhterik: yanan.
muhteris: ihtiraslı.
muhteşem: ihtişamlı görkemli.
muhtevâ: öz mânâ.
muhtevî: içine alan.
muhteviyat: içindekiler.
muhtıra: hatırlatma.
muhtî: hata yapan.
Muhyî: hayat veren dirilten Allah.
muin: yardımcı.
mukabele: karşılık verme.
mukabeleten: karşılık vererek.
mukabil: karşılık.
mukaddem: önceki.
mukaddemât: öncekiler başlangıçlar.
mukaddeme: önsöz başlangıç.
mukadder: kader ile belirlenmiş.
mukadderât: kader ile belirlenenler.
mukaddes: kutsal olan.
mukaddesât: kutsal olanlar.
mukaddime: başlangıç önsöz.
Mukaddir: "takdir eden kıymet biçen" mânâsında ilâhî isim.
mukaffa: kafiyeli.
mukallid: taklitçi.
mukannen: kanunla belirlenmiş düzenli.
mukannin: kanun koyan düzenleyen.
mukarenet: bitişiklik yakınlık.
mukarin: bitişik yakın.
mukarreb: yakın olan.
mukarrebin: yakın olanlar.
mukarrer: kararlaşmış.
mukarrib: yaklaştıran.
mukatele: birbirini öldürme.
mukattaa: sûre başlarında bulunan şifreli harf.
mukattaat: sûrelerinin başlarında bulunan şifreli harfler.
mukavele: sözleşme.
mukavemet: dayanma direnme.
mukavemetsûz: dayanma gücünü bitiren.
mukavim: dayanıklı.
mukavves: kavisli eğrilmiş.
mukavvis: kavisli eğri.
mukayese: karşılaştırma.
mukayyed: kayıtlı bağlı sınırlı.
mukîl: hataları affeden.
mukîm: oturan yerleşik.
muknî: ikna eden inandıran.
muknîyâne: ikna edercesine inandırarak.
muksit: haklı hareket eden.
muktazi: gerekçe gerektiren.
muktebes: bir yerden alınan.
muktedâ: kendisine uyulan.
muktedâbih: kendisine uyulan kimse.
muktedî: birine uyan.
muktedir: iktidarlı gücü yeten.
muktedirâne: gücü yeter biçimde.
muktesid: iktisadlı tutumlu.
muktesidane: iktisadlı şekilde tutumlu biçimde.
muktezâ: gereken gerekirlik.
muktezî: gerektiren gerekçe.
muktezîyât: gerektirenler gerekçeler.
mumaileyh: adı geçen.
mumatala: sohbet eder gibi karşılıklı konuşma.
mumdar: mum tutan aydınlatan.
mumya: çürümesin diye ilaçlanmış ölü.
munâtıf: bir tarafa yönelmiş meyletmiş.
munazzam: düzenlenen.
munazzım: düzenleyen.
munfasıl: ayrılmış.
mûnis: alışılmış evcil sevimli.
munkabız: sıkıntılı büzülmüş.
munkalib: dönüşmüş değişmiş.
munkarız: bitmiş batmış.
munsarıf: geri dönen.
munsıf: insaflı.
munsıfane: insaflıca.
muntabık: uygun.
muntasır: öç alan.
muntazam: düzenli.
muntazaman: düzenli olarak.
muntazar: beklenen.
muntazır: bekleyen.
muntazıran: bekleyerek.
muntazırâne: beklercesine.
munzam: eklenen.
murabba: kare.
murabıt: bağlı.
murâd: arzu istek dilek.
murafaa: duruşma.
murahhas: delege devlet adına görevli kimse.
murâkabe: denetleme.
murâkıb: denetleyici.
murassâ: süslü mücevherli.
murassâât: süsler mücevherler.
murdar: pis kirli.
murdia: süt anne.
mûris: miras bırakan veren.
murtabıt: irtibatlı bağlı.
murteza: kendisinden razı olunan.
musâb: kendine bir şey isabet eden.
musaddak: tasdiklenmiş onaylanmış.
musaddık: tasdik eden onaylayan.
musaddıkane: onaylayarak.
musâfaha: tokalaşma.
musaffa: safileşmiş arıtılmış.
musaffi: safileştiren arıtan.
musağğar: küçültülmüş.
musâhabe: sohbet etme.
musâhale: kolaylaştırma.
musâhere: akrabalık.
musahhah: düzeltilmiş.
musahhar: emir altında esir alınan.
musahharane: emir altında gibi.
musahhariyet: emir altındaymışcasına.
musahhih: düzelten.
musahhihane: düzeltircesine.
musahhir: ele geçiren.
musâhib: sohbet arkadaşı.
musâlâha: barışma anlaşma.
musâlâhakârâne: barışarak barışırcasına.
musallâ: namaz yeri.
musallat: sataşan.
musalli: namaz kılan.
musammem: hakkında karar verilmiş kararlaştırılmış.
musanna: sanatlı.
musannif: derleyip düzenleyen.
musarrah: açıklanmış.
musavver: resimlenmiş.
musavvibe: tasvip edilen.
Musavvir: sûret veren biçimlendiren Allah.
musavvire: sûretlenen biçimlenen.
musaykal: cilali.
Musevî: Musa aleyhisselâma tabi olan Yahudi.
mushaf: sahife kitap Kurân.
musıka: musıki müzik.
musıki: müzik.
musır: ısrar eden.
musırrane: ısrarla.
mûsî: vasiyet eden tavsiye eden.
musîb: isabetli doğru.
musîbât: musibetler.
musîbet: başa gelen acı verici olay.
musîbetzede: musibet gören.
musika: mızıka.
muslih: düzelten.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:37   #17 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Mustafa: Peygamberimizin "arınmış seçilmiş" mânâsında bir ismi.
mustatil: uzayan diktörtgen.
muta: kimseden bir şey istemeyen.
mutaassıb: kendi tarafını aşırı tutan.
mutaassıbane: kendi tarafını aşırı tutarcasına.
mutâbaat: tabi olma uyma.
mutâbakat: uygunluk.
mutâbık: uygun.
mûtad: alışılmış adet.
mutaffifin: alışverişte muhatabının hakkını tam vermeyenler.
mutahhar: temizlenmiş.
mutantan: tantanalı gösterişli.
mutasallıf: bilgiçlik taslayan şarlatan gösterişçi.
mutasarrıf: kendinde kullanım hakkı bulunan.
mutasavver: tasarlanmış düşünülmüş.
mutasavvıf: tarikat adamı.
mutasavvıfane: tasavvuf ehline benzer şekilde.
mutasavvıfin: tarikatta ilerleyenler.
mutasavvife: tarikatta ilerleyen.
mutasavvire: sûretlendiren.
mutavaat: itaat etme.
mutavassıt: ortalama. vasıtalık eden.
mutavattın: yerleşmiş.
mutazammın: içine alan.
mutazarrır: zarar görmüş.
mûteber: inanılır güvenilir saygın.
mûtedil: ılımlı ölçülü.
mutekadât: inanılan şeyler.
mutekid: inanmış.
mûtekif: ibadet için bir köşeye çekilen.
mûtell: hasta.
mûtemed: kendisine güvenilen.
mûtemid: güvenen.
mûtemidâne: güvenerek.
mûtena: özenilmiş.
mûteriz: itiraz eden karşı çıkan.
mûterizane: itiraz edercesine.
Mûtezile: akla haddinden fazla önem veren sapık bir mezhep.
mutî: itaat eden.
mutlak: sınırlandırılmamış salıverilmiş.
mutlakıyyet: kayıtsız şartsız bir hükümdarın idaresi altında bulunan hükümet şekli.
mutmain: tatmin olmuş.
mutmainane: tatmin olarak.
mutmainne: tatmin olan.
muttala: bilgilenme noktası.
muttalî: meseleyi bilen.
muttarid: düzenli sıralı.
muttasıf: sıfatlanan özellik kazanan.
muttasıl: bitişik aralıksız sürekli.
muvâcehe: karşı ön yüzleşme.
muvâfakat: uygunluk uygun bulma.
muvaffak: başarılı.
muvaffakiyat: başarılar.
muvaffakiyet: başarı.
muvaffakiyetkârâne: başarılı biçimde.
muvâfık: uygun.
muvahhid: Allahın birliğine inanan.
muvahhidin: Allahı bir kabul edenler.
muvahhiş: korkutup ürküten.
muvakkat: vakitli geçici.
muvakkaten: geçici olarak.
muvakkit: vakit bildiren.
muvâsal: ulaşan kavuşan.
muvâsala: ulaşma kavuşma.
muvâsalât: kavuşmalar ulaşmalar.
muvâzaa: danışıklılık bahse girişme.
muvâzenât: muvazeneler dengeler.
muvâzene: denge tartıda eşitlik.
muvâzenet: dengelilik eşitlik.
muvâzi: paralel aynı sırada.
muvazzaf: vazifeli görevli.
muvazzah: açıklanmış.
muzââf: iki kat kat kat.
muzâf: bağlanmış.
muzaffer: zafer kazanmış.
muzafferen: zafer kazanarak.
muzafferiyet: zafer kazanma.
muzahrefat:prüntüler atıklar.
mûzam: en büyük kısım büyütülmüş.
muzari: Arapçada hem şimdiki zamanı hem de geniş zamanı ihtiva eden fiil kipi.
muzdarib: ızdırap çeken.
muzhir: gösteren ortaya koyan.
muzır: zararlı.
muzî: ışık veren aydınlatan.
muzîe: ışık verici aydınlatıcı.
muzlim: karanlıklı.
muzmahil: çökmüş dağılmış.
muzmer: gizli saklı.
muztar: zorda kalmış.
mübâdele: değiştirme.
mübâh: haram edilmeyen.
mübâhât: haram edilmeyenler güzellikler.
mübâhesât: söz etmeler konuşmalar.
mübâhese: söz etme konuşma.
mübâlağa: abartma.
mübâlağacûyâne: abartırcasına.
mübâlağakârâne: abartırcasına.
mübârek: bereketli hayırlı uğurlu.
mübârekât: mübarekler.
mübârekiyet: mübareklik.
mübâreze: çarpışma dövüşme.
mübârezekârâne: çarpışarak dövüşerek.
mübâşeret: başlama girişme dokunma.
mübâşir: müjdeleyen mahkemede çağırıcı.
mübâyaa: satın alma.
mübâyenet: ayrılık uymazlık tutmazlık.
mübâyin: aykırı uymaz ayrı.
mübdî: yeni şeyler ortaya koyan.
mübeccel: yüceltilmiş yüce.
mübeddil: değiştiren.
mübelliğ: tebliğ eden bildiren.
müberhen: delilli ispatlı.
müberrâ: arınmış temize çıkmış.
mübeşşer: müjdelenmiş.
mübeşşir: müjdeci.
mübeyyen: açıklanan.
mübeyyin: açıklayan.
mübeyyiz: temize çeken.
mübezzir: israfçı.
mübhem: belirsiz.
mübhîc: sevindiren.
mübîn: apaçık.
müblâ: dağıtılmış yenilmiş.
mübrem: kaçınılmaz vazgeçilmez.
mübtedâ: başlangıç isim cümlesinde özne.
mübtedî: dinde olmayanı dine sokan.
mübtedi: yeni acemi ilkel.
mübtediyane: mübtedice.
mübtelâ: düşkün tutkun.
mübtezel: bol ucuz değersiz.
mübtil: iptal eden.
mücâb: kabul cevabı alan.
mücâdele: savaşma çarpışma.
mücâhedât: din için savaşmalar.
mücâhede: din için savaşma.
mücâhid: din için savaşan çalışan.
mücâhidane: mücahide yakışır şekilde.
mücâhidîn: din için savaşanlar çalışanlar.
mücânebet: çekinme.
mücânis: cinsi aynı olan.
mücâveret: komşuluk yakınlık.
mücâvir: komşu yakın.
mücâzât: cezalandırmalar.
mücâzefe: söz ile karşısındakinin hakkını örtme aldatma.
mücbir: zorlayan mecbur eden.
mücedded: yeni.
müceddid: yenileyici hadîste her asırda geleceği müjdelenen ve îman hakikatlarını asrın anlayışına uygun olarak anlatmakla görevlendirilen nurlu âlim.
müceddidiyet: mücedditlik yenileyicilik.
mücehhez: cihazlı donanmış.
mücellâ: parlak cilâlı.
mücelled: ciltlenmiş.
mücellid: ciltçi.
Mücemmil: güzelleştiren güzel yaratan Allah.
mücerreb: tecrübe edilmiş denenmiş.
mücerred: maddî varlıklardan ayrı olarak sadece zihinde düşünülen kavram soyut
mücerredat: mücerretler soyutlar.
mücessem: cisimlenmiş cisimli.
mücessime: Allahı bir cisim gibi tasavvur eden sapkın.
mücevher: kıymetli taş.
mücevherat: kıymetli taşlar.
mücîb: duaya cevap veren Allah.
mücîr: himaye eden Allah.
mücmâ: toplanma.
mücmel: kısa.
mücmelen: kısaca.
mücrim: suçlu.
müctebâ: seçilmiş kıymetli.
müctehid: âyet ve hadîslerden hüküm çıkaran büyük âlim.
müctehidîn: müctehidler.
müctemî: toplu.
müctemiân: topluca.
müctenibâne: kaçınırcasına sakınırcasına.
müczil: çoğaltan bollaştıran.
müdâfaa: savunma.
müdâfaanâme: savunma yazısı.
müdâfaât: savunmalar.
müdâfî: savunan.
müdâhale: karışma girme.
müdâhene: dalkavukluk.
müdahhâr: depolanmış birikmiş.
müdâhil: içeri giren.
müdâhin: dalkavuk.
müdakkik: inceleyen.
müdakkikâne: incelercesine.
müdakkikîn: incelemeciler.
müdârâ: yüze gülme yüze gülücülük.
müdavele: alıp verme konuşma.
müdavemet: devamlılık.
müdâvim: devamlı.
müdâyene: ödünç alıp verme.
müdd: 875 gram ağırlık.
müddea: iddia edilen dâvâ.
müddehar: biriken.
müddeharât: birikenler.
müddeî: iddiacı davacı.
müddeîiumumî: savcı.
müddet: süre zaman.
müdebbir: işinin sonunu gözeterek iş yapan.
müdebbirane: müdebbirce.
müdellel: delilli ispatlı.
müderris: ders veren âlim.
müderrisîn: ders veren alimler.
müdevven: derlenip düzenlenmiş.
müdevveriyyet: yuvarlaklık.
müdhiş: müthiş korkutan.
müdîr: müdür.
müdrik: anlayan kavrayan.
müdrike: anlama kabiliyeti.
müebbed: ebedî sonsuz ömür boyu.
müeccel: ertelenmiş.
müeddeb: edeplendirilmiş.
müeddî: ödeyen sebep olan.
müehhirîn: sonrakiler.
müekked: kuvvetli sağlam.
müekkel: vekil edilmiş.
müekkid: sağlamlaştıran.
müekkil: vekil eden.
müellefât: yazılmış eserler.
müellefe: alıştırılmış yazılmış.
müellif: kitap yazan.
müennes: dişil.
müesses: kurulu.
müessese: kurum.
müessif: üzücü.
müessir: tesirli etkili.
müessiriyet: tesirlilik etkinlik.
müessis: kuran kurucu.
müeyyed: desteklenen doğrulanan.
müeyyid: kuvvet veren destekleyen.
müeyyide: destekleyen yaptırım.
müezzin: ezan okuyan.
müfad: anlatılan anlam.
müfahere: üstünlük yarışı.
müfarakat: ayrılmalar.
müfehhimane: anlayarak.
müfekkire: düşünme kabiliyeti.
müferrah: ferahlanmış.
müfesser: tefsir edilmiş açıklanmış.
müfessir: âyetleri tefsir eden açıklayan yorumlayan yorumcu.
müfessirîn: müfessirler Kuranı açıklayıp yorumlayanlar.
müfettiş: teftiş eden.
müfîd: ifadeli faydalı.
müflih: kurtulan.
müflis: iflas etmiş.
müfred: tek yalnız.
müfredat: ayrıntılar parçalar.
müfreze: askerî birlikten ayrılan kol.
müfrit: aşırıya kaçan.
müfritane: aşırı gidercesine.
müfsid: bozan.
müftehir: iftihar eden övünen.
müftehirâne: iftihar ederek övünerek.
müftereyat: iftiralar.
müfteri: iftira eden.
müfteris: yırtıcı.
müfteriyane: iftira edercesine.
müfti: fetva veren müftü.
mühakat: benzerini yapma taklit.
mühdî: hidayete getiren.
mühec: ruhlar canlar.
mühefhef: narin ince.
mühendis: hendeseci geometrici.
mühevvil: korkunç.
mühevvin: kolaylaştıran.
müheykel: heykelleşmiş.
müheymin: koruyan.
müheyyâ: hazır amade.
müheyyic: heyecanlandıran.
mühezzeb: düzeltilmiş temizlenmiş.
mühezzib: temizleyen.
mühîb: heybetli.
mühim: önemli.
mühimmât: lüzumlu şeyler.
mühimme: mühim önemli.
mühlet: belli zaman vade.
mühlik: helâk eden öldüren.
mühmel: ihmal edilmiş bırakılmış.
mühr: mühür damga.
mühtedî: îman eden.
mühür: imza yerine kullanılan damga.
müizz: izzet veren yükselten.
müjde: güzel sevindirici haber.
müjdekârane: müjdeli biçimde.
müjgân: kirpik.
müjik: Rus köylüsü.
mükâbere: münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma yanlışta direnme büyüklenme.
mükâfât: ödül.
mükâfâten: ödül olarak.
mükâleme: konuşma.
mükâşefe: sırların açılması.
mükâtebe: yazışma.
mükebbir: tekbir getiren "Allahuekber" diyen.
mükedder: kederli acılı.
mükellef: yükümlü yüklenmiş aşırı süslü.
mükellefîn: mükellefler yükümlüler.
mükellefiyet: mükellef olma yükümlülük görevli oluş.
mükemmel: ergin tamam olgun.
mükemmelen: mükemmel bir biçimde.
mükemmeliyet: mükemmellik tamamlık.
mükemmil: tamamlayıcı.
mükerrem: kerîm olan kendisine değer verilen saygıdeğer.
mükerrer: tekrarlı.
mükerreren: tekrar tekrar.
mükesser: çoğaltılmış.
mükevvenât: yaratılmışlar.
mükezzib: yalanlayan.
mükreh: zorlanan.
mükrim: ikram eden.
mükrimane: ikram edercesine.
mükteseb: kazanılmış.
mülâbeset: karışma bulaşma.
mülâebe: oynaşma.
mülâene: lânetleşme.
mülâet: bir örtü adı.
mülâhaza: dikkatle bakma iyice düşünme.
mülâhhas: özet hulâsa.
mülâkat: kavuşma konuşma.
mülâki: buluşan kavuşan.
mülâtefe: lâtifeleşme şakalaşma.
mülâyemet: yumuşaklık.
mülâyimane: yumuşakça.
mülâzemet: bağlanma devam.
mülâzım: gerekli lüzumlu teğmen.
mülevven: renkli.
mülevves: kirli pis bulaşık.
mülga: kaldırılmış.
mülhak: katılmış.
mülhem: ilham olunmuş kalbe doğmuş.
mülhemane: ilham alarak ilham olunurcasına.
mülhid: dinsiz.
mülhik: ekleyen.
mülhim: ilham eden.
mülk: bir şeyin dış yüzü.
mülk: mal sahip olunan şey.
mülkiye: ülkenin idaresi için çalışanların bulunduğu daire.
mülkiyet: mal sahipliği.
mülsak: yapıştırılmış bitiştirilmiş.
mültebis: karıştırmış yanılmış.
mülteci: iltica eden sığınan.
mültefit: iltifat eden iyi davranan.
mültefitane: iltifat ederek iyi davranarak.
mültehab: yaralı iltihaplı.
mülteka: kavuşma yeri kavşak.
mültekit: yerden alan.
mülûk: melikler hükümdarlar.
mülzem: ilzam edilmiş susturulmuş.
mülzim: susturan.
mümaileyh: kendisinden söz edilen.
mümâlata: karşılıklı şiir söyleme.
mümânaât: engelleme.
mümânea: karşılıklı engelleme.
mümârese: uzmanlaşma.
mümas: temas eden dokunan.
mümaselet: misil olma benzerlik.
mümasil: benzeri misli dengi.
mümaşaat: maslahat namına hoş geçinme anlaşma yolunu seçme.
mümaşaatkâr: hoş geçinen anlaşma yolunu seçen.
mümatala: savsaklama borcu uzatma.
mümehhed: hazırlanmış serilmiş.
mümessel: temsil getirilen.
mümessil: temsilci.
mümevveh: vehmî hayâlî.
mümeyyiz: ayıran ayırd eden.
mümeyyize: ayıran temyiz eden.
mümidd: yardım eden uzatan.
mümin: îman eden.
müminane: mümine yakışır şekilde inanarak.
müminât: kadın müminler.
müminîn: müminler îman edenler inananlar.
müminûn: erkek müminler.
Mümît: ölümü yaratıp öldüren Allah.
mümkin: mümkün olabilir.
mümkinât: mümkün olanlar.
mümkine: mümkün olabilen.
mümsike: tutan yapışan.
mümtâz: seçkin üstün.
mümtâzâne: seçkin bir biçimde.
mümtâze: seçilmiş ayrılmış.
mümtâziyet: seçkinlik üstünlük.
mümted: uzayan.
mümtenî: olması imkânsız.
mümtenîa: olması imkânsız olan şey.
mümteniât: olması imkânsızlar.
mümtezic: birleşen kaynaşan.
mümtezicen: birleşerek.
münâcât: dua kurtuluş için Allaha yalvarma.
münâdi: seslenen çağıran.
münâdim: yok olan.
münâfât: aykırılık birbirinin aksine olma.
münâferet: karşılıklı nefret.
münâfık: iki yüzlü fitneci görünüşte Müslüman gerçekte kâfir.
münâfıkane: münafıkça.
münâfi: zıt aykırı.
münâkale: taşıma.
münâkaşa: sert tartışma.
münâkaşât: sertçe tartışmalar.
münâkaza: zıtlık uymazlık.
münâkız: birbirine zıt.
münâkis: yansıyan.
münakkaş: nakışlı.
münâsebât: uygunluklar ilgiler.
münâsebet: uygunluk ilgi.
münâsebetdâr: münasebetli ilgili.
münâsebetdârâne: münasebetli bir biçimde.
münâsib: uygun yakışır.
münavebe: nöbetleşme.
münavebeten: nöbetleşe sırayla.
münâzaa: niza etme çekişme kavga.
münâzara: tartışma.
münâzarât: tartışmalar.
münâzaünfih: niza sebebi çekişme vesilesi.
münazır: tartışmacı.
münbais: ileri gelen çıkan.
münbasıt: yayılan genişleyen.
münbit: verimli.
münceli: parlayan.
müncelib: celbedilen çekilen.
müncemid: donmuş.
müncer: sürüklenen sonuçlanan.
müncezib: çekilen cezbedilen.
müncezibane: cezbedilircesine çekilircesine.
müncî: kurtarıcı.
mündefî: defetme giderme.
mündemic: içine bırakılmış.
münderecât: içindekiler.
münderic: içine konulmuş.
münderis: izi kalmayan.
münebbih: uyandıran dalgınlıktan kurtaran.
müneccemen: parça parça kısım kısım.
müneccim: yıldızlarla uğraşan falcı.
münekker: bilinmeyen meçhul.
münekkid: tenkid eden eleştiren değerlendiren.
münevver: nurlanmış aydın.
münevvil: nimet veren.
münevvim: uyutucu.
münevvir: nurlandıran.
münezzeh: temiz arınmış.
münezzehiyet: temizlik kusursuzluk noksansızlık.
münfail: etkilenen.
münfasıl: ayrılmış.
münfekk: ayrılan.
münferid: tek yalnız.
münferiden: tek olarak.
münfesih: bozulmuş hükümsüz.
münhal: boş işsiz.
münhani: eğri.
münhaniye: eğri çarpık.
münharif: yoldan çıkmış çarpık.
münhasır: yalnız birinin olan özel olarak ayrılan.
münhasıran: yalnız birine özgü olmak üzere özel olarak.
münhasif: sönükleşen parlaklığını yitirip görünmez hâle gelen.
münhezim: bozguna uğramış.
münib: pişman olup dönen.
münîf: meşhur yüce büyük.
Münîm: nimet veren nimetlendiren Allah.
Münîmane: nimet vererek.
münîr: nurlandıran.
münkabız: sıkıntılı tutuk.
münkad: inkıyad eden uyan boyun eğen.
münkalib: dönüşen değişen.
münkasım: bölünen.
münkatı: kesilen.
Münker: kabirdeki sual meleklerinden biri.
münker: haram günah.
münkerat: haramlar günahlar.
münkesif: tutulmuş.
münkesir: kırılmış.
münkeşif: açılmış bulunmuş.
münkız: kurtaran.
münkir: inkâr eden dinsiz.
münkirane: inkâr edercesine.
münsed: set çekilmiş engellenmiş.
münşaib: kollara ayrılan.
münşakk: yarılan.
münşi: inşa eden yapan.
müntabık: uygun.
müntafi: sönen.
müntakil: nakledilen taşınan.
müntakim: intikam alan öc alan.
müntebih: uyanık.
müntec: sonuçlanmış.
müntefi: sönen.
münteha: son en son derece.
müntehab: seçilmiş.
müntehi: sona eren.
müntehib: uyanık.
müntehib: yağmacı.
müntehir: kendini öldüren.
müntesib: bağlı ilgili.
müntesibîn: bağlananlar ilgililer.
münteşir: yayılmış.
münteşire: yayılan.
müntic: netice veren.
münzel: indirilmiş.
münzevi: yalnız yaşayan.
münzeviyane: yalnız yaşayarak.
münzil: indiren.
münzir: korkutan sakındıran.
mürâât: uyma.
mürââten: uyarak.
müracaat: başvurma.
mürâdif: eş mânâlı.
mürâfaa: duruşma.
mürâi: iki yüzlü riyakâr.
mürcie: sapık bir topluluk.
mürcif: fitneci yalancı.
mürebbi: terbiye eden eğiten terbiyeci.
mürebbiyane: terbiye edercesine.
mürebbiye: terbiyeci kadın.
müreccah: tercih edilen seçilen.
müreccih: tercih eden tercih ettiren sebep.
müreffeh: refah ile yaşayan rahat.
mürefref: gerçek gibi ağaç resmi.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:37   #18 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
mürekkeb: terkib edilmiş birleşik boya.
mürekkebat: terkipler bileşikler.
müretteb: sıralanmış dizilmiş.
mürettebat: iş ekibi personel gemide çalışanlar.
mürettib: tertib eden sıraya koyan.
mürevvic: geçerli kılan değer veren.
Mürîd: irade eden isteyen Allah.
mürîd: isteyen tarikata girip şeyhe bağlanan.
mürîdane: irade ederek isteyerek.
mürsel: gönderilmiş. peygamber.
mürselîn: gönderilenler peygamberler.
mürşid: irşad eden îman yolunu gösteren.
mürşidane: mürşit gibi.
mürtecâ: umulan.
mürteci: geri dönmek isteyen geri dönen gerici.
mürtecî: rica eden ümit eden ümitli.
mürted: dinden çıkan.
mürtedane: dinden çıkarcasına.
mürtefî: yükselen.
mürtehil: ölen.
mürtesem: resimlenmiş.
mürteşi: rüşvetçi.
mürtezık: rızıklanan.
mürûr: geçme.
mürüvvet: insaniyet mertlik.
mürüvvetkârâne: insanca mertçe.
müsâade: izin.
müsâadekâr: izin verici müsaade eden.
müsâbaka: yarışma.
müsâbakât: yarışmalar.
müsâbık: yarışmacı.
müsademat: çarpışmalar.
müsademe: çarpışma vuruşma.
müsadere: toplama elden alma.
müsâdif: rastlayan.
müsadim: çarpışan.
müsait: uygun.
müsâlâha: barışma.
müsâlemet: barışıklık.
müsâmaha: hoş görme kusuru görmezlikten gelme.
müsâmahakâr: hoş gören.
müsâmahakârâne: hoş görerek.
müsamere: eğlence piyes.
müsâraa: acele teşebbüs.
müsâvât: eşitlik denge.
müsâvi: eşit dengeli.
müsbet hareket: yapıcı ve düzeltici hareket.
müsbet: isbat olunan pozitif olumlu.
müsbit: isbat eden.
müsebbeb: sebeplerin sonucu.
müsebbebât: sebelerin sonuçları.
müsebbib: sebep olan.
müsebbih: tesbih eden Allahı anan.
müsebbihane: tesbih ederek Allahı anarcasına.
müsebbit: tesbit eden.
müseccel: sicilli kayıtlı.
müsehhil: kolaylaştıran.
müsekkin: yatıştırıcı.
müsellah: silahlı.
müsellem: doğruluğu kabul edilen teslim edilmiş.
müsellemât: doğruluğu kabul edilen şeyler.
müselsel: zincirleme ard arda gelen.
müsemmâ: isimlendirilen.
müsemmeât: isimlendirilenler.
müsemmem: zehirli.
müsemmim: zehirleyen.
müsennâ: kat kat.
müsevvid: müsveddeyi yazan.
müsevvik: sevk eden.
Müseylime: peygamberlik dâvâ eden yalancının adı.
müseyyeb: tembel uyuşuk üşengeç.
müsî: teselli veren.
müsi: yaramaz.
müsîn: yaşlı ihtiyar.
müskir: haram içki.
müskirât: haram içkiler.
müskit: susturan.
Müslim: ünlü hadîs kitaplarından biri bu kitabı yazan âlimin namı.
müslim: islâm olan.
müsliman: islâma girmiş Müslüman.
müslimât: kadın Müslümanlar.
müslimûn: erkek Müslümanlar.
müsmî: işittiren.
müsmir: meyveli verimli.
müsned: isnat edilmiş dayandırılmış.
müsrif: israfçı.
müsrifane: israf edercesine.
müstâcel: acele yapılması gereken.
müstâcil: acele yapan.
müstâfi: istifa eden ayrılan.
müstağfir: günahları için af dileyen.
müstağni: tok gözlü çekingen başkalarından bir şey beklemeyen.
müstağniyane: müstağnice
müstağrak: dalmış batmış.
müstahak: hak eden.
müstahdem: hizmet eden.
müstahkem: sağlamlaştırılmış.
müstahrec: çıkarılmış.
müstahsen: beğenilen.
müstahsil: üretici.
müstahsin: beğenen.
müstahsinane: beğenerek güzel bularak.
müstaid: yetenekli uygun.
müstain: yardım isteyen.
müstakar: kararlı.
müstakbel: gelmesi beklenen zaman.
müstakil: kendi başına bağımsız.
müstakillen: bağımsız olarak.
müstakim: doğru düzgün.
müstakimane: istikametle dosdoğru düzgün biçimde.
müstâmel: kullanılmış.
müstantık: sual soran sorgu hakimi.
müstârib: Araplaşmış.
Müstean: kendisinden yardım istenen Allah.
müstear: takma.
müstebîd: uzak gören.
müstebîdane: diktatör gibi baskı yaparcasına.
müstebşir: müjdeleyen.
müstecab: kabul gören.
müstêcir: kiracı.
müstecir: korunma dileyen.
müstedir: daire şeklinde olan.
müstedlel: delillendirilmiş kanıtlı.
müstefad: isifade olunan.
müstefid: faydalanan.
müstehab: sevilmiş sevaplı.
müstehak: hak eden layık.
müstehan: değersiz.
müstehcen: açık saçık ayıp edepsizcesine.
müstehlek: tüketilmiş.
müstehlik: tüketici.
müstehzi: alay eden alaycı.
müstehziyane: alay edercesine.
müstekar: karar kılan yerleşen sabit.
müstekbir: büyüklenen.
müstekreh: tiksinilen.
müstelzim: gerektiren.
müstemi: dinleyici.
müstemidd: yardım isteyen.
müstemir: devamlı sürekli.
müstemirane: devamlı aralıksız.
müstemirre: devam eden sürüp giden.
müstemirren: devamlı yerleşmiş.
müstemlekât: sömürgeler.
müstemleke: sömürge.
müstenid: dayalı dayanmış.
müsteniden: dayanarak.
müstenife: müstakil olan ara cümle.
müstênis: alışık.
müstenkif: çekimser kaçınan.
müstenkifane: çekimser kalarak.
müstensih: yazarak çoğaltan.
müsterhimane: istirham ederek merhamet dilercesine.
müsterih: istirahat eden rahat.
müsterihane: rahatlıkla gönül rahatlığıyla.
müstesna: kural dışı ayrı sıra dışı.
müsteşar: kendisiyle istişare edilen.
müsteşrik: doğu kültürünü inceleyen Batılı.
müstetbeât: sözün yan mânâları söze tabi olan mânâlar.
müstetir: örtülü.
müstevî: düzlem.
müstevlî: istilâ eden kaplayan.
müstevlîyane: istilâ edercesine kaplayarak.
müsül: misaller temsiller.
müsvedde: ilk yazılış karalama.
müşabbih: benzeten.
müşâbehet: benzeyiş.
müşâbih: benzer.
müşâğabe: aldatıp kötülük etme.
müşâhedât: gözlemler.
müşâhede: gözlem.
müşâhedeten: gözlemle.
müşahhas: şahıslanmış somut.
müşahhat: kavga niza çekişme.
müşâhid: gören şahid olan.
müşâkelet: şekilce benzeyiş.
müşâkil: şeklen benzer.
müşâreket: ortaklık.
müşârünileyh: işaret edilen kendisinden söz edilen.
müşâşâ: parlayan debdebeli.
müşâvere: danışma konuşma.
müşâvir: danışılan danışman.
müşebbeh: benzetilen.
müşebbehühbih: kendisine benzetilen.
müşebbıt: ayak kaydıran tehlikeye atan.
müşebbihe: Allahı insana benzeten sapık görüş.
müşedded: şiddetlendirilmiş.
müşerref: şereflenen.
müşerrefiyet: şereflenme.
müşerrî: şeriatın kurucusu.
müşevveş: düzensiz karışık.
müşevveşiyet: karışıklık dağınıklık.
müşevvik: teşvik eden isteklendiren.
müşevvikâne: teşvik edercesine isteklendirircesine.
müşeyyed: kuvvetlendirilmiş sağlamlaştırılmış.
müşfik: şefkatli.
müşfikâne: şefkatlice acıyıp severek.
müşfikkârâne: şefkat edercesine.
müşir: bildiren.
müşîr: mareşal askeriyede yüksek bir makam.
müşîriyet: mareşallik.
müşkil: zor zorluk müşkül.
müşkilât: müşkiller zorluklar.
müşkilküşâ: zorluğu gideren.
müşkilpesend: zor beğenen.
müşrik: Allaha ortak koşan.
müştak: iştiyaklı çok istekli.
müştakane: çok isteyerek iştiyakla.
müştakk: türemiş.
müştebih: birbirine benzeyen.
müştehi: iştahlı.
müştehir: ünlü.
müştehiyane: iştahlı bir şekilde.
müştehiyat: nefsin hoşuna giden şeyler.
müştekâ: şikayet olunan.
müştekî: şikayet eden.
müştekiyane: şikayet edercesine.
müştemil: içine alan.
müştemilât: kaplanan şeyler içeriye alınanlar.
müşterek: birlikte beraber ortak.
müştereken: ortaklaşa beraberce.
Müşteri: bir gezegen.
müşteri: alıcı.
mütâ: haram nikah.
mütabaat: uyma.
mütahaccir: taşlaşmış.
mütâlââ: inceleme düşünme okuma.
mütâlââgâh: inceleme yeri.
mütâlî: inceleyen.
mütâreke: anlaşma.
müteaccib: şaşıp kalan.
müteaccibane: şaşıp kalırcasına.
müteaddi: sataşan.
müteaddid: birçok birkaç adetli sayılı.
müteaffin: kokuşan.
müteafir: birbirinden nefret eden.
müteahhid: işi üzerine alan.
müteahhir: sonraki.
müteahhirîn: sonrakiler.
müteâkib: takip eden izleyen.
müteâkiben: hemen arkasından peşi sıra daha sonra.
müteâl: yüce.
müteallik: alâkalı ilgili.
müteallikat: alâkalılar ilgililer yakınlar akrabalar.
müteanik: birbirinin boynuna sarılmış durumda olan.
müteannid: inat eden direnen.
mütearife: açıkça bilinen.
müteassıb: aşırı taraftar mutaassıb.
müteassife: hak yoldan sapan.
müteassir: zor.
müteavin: yardımlaşan.
müteazzir: zor özürlü.
mütebâdir: birdenbire akla gelen.
mütebahhir: derya gibi ilmi olan büyük âlim.
mütebahhirin: deryalar gibi geniş ilim sahibi âlimler.
mütebâid: uzaklaşan.
mütebâkî: geri kalan kısım.
mütebâriz: açığa çıkan.
mütebasbıs: yaltaklanan.
mütebâyin: uymaz zıt aykırı.
mütebeddil: değişen değişken.
mütebessim: gülümseyen.
mütecâhil: bilmez görünen.
mütecâhir: açıktan günah işleyen.
mütecânis: cinsi aynı olan.
mütecâviz: saldıran haddini aşan.
mütecâvizane: tecavüz edercesine saldırırcasına.
mütecebbir: cebreden zorba zorlayan.
müteceddid: yenilenen.
mütecelli: görünen beliren.
mütecerrid: tecerrüt etmiş soyutlanmış.
mütecessid: cesetlenen.
mütecessim: cisimlenen.
mütecessis: gizlice araştıran.
mütecezzi: parçalanan.
mütedâhil: iç içe olan.
mütedâir: dolayı için üzerine.
mütedâvil: ellerde dolaşan kullanılan.
mütedenni: gerileyen.
mütederric: derece derece ilerleyen.
mütedeyyin: dinli dindar.
müteeddib: edeplenen.
müteeddibe: edep kazanmış terbiyeli.
müteehhil: evli evcilleşen.
müteellim: acı duyan.
müteellimane: acı hissedercesine.
müteemmil: derin derin düşünen.
müteessif: üzüntülü.
müteessifane: üzülürcesine.
müteessir: etkilenen üzülen.
müteessirâne: üzüntü duyarak etkilenerek.
müteevviğ: ağa olmaya çalışan.
müteezzi: incinen.
mütefârık: ayrı ayrı.
mütefâvit: çeşitli farklı.
mütefekkir: düşünen fikir üreten.
mütefekkirâne: düşünerek.
mütefelsif: filozoflaşmış felsefe ile fikri bulanmış.
mütefennin: fen adamı.
müteferrik: ayrı ayrı parça parça.
müteferrikan: ayrı ayrı bir hâlde.
mütefeyyiz: feyizlenen manen gıdalanan.
mütegallib: zor kullanarak galip gelen zorba.
mütegallibe: zorba.
müteganni: ırlayan.
mütegannim: koyun şeklinde görünen ganimetçi.
mütegayir: birbirine zıt.
mütegayyir: başkalaşan değişken.
mütehaccir: taşlaşmış.
mütehâcim: saldıran.
mütehakkık: doğrulanan.
mütehakkim: hükmeden zorba.
mütehakkimane: hükmedercesine zorlayarak.
mütehâlif: birbirine karşı uymaz.
mütehallik: huy edinen.
mütehammil: yüklenen dayanan tahammül eden.
mütehammilâne: tahammül ederek dayanarak.
mütehammir: ekşiyen mayalanan.
müteharri: araştıran.
müteharrik: hareket eden.
müteharrike: hareketli.
mütehassıl: meydana gelen.
mütehassıs: uzman işin ustası.
mütehassir: hasret çeken özleyen.
mütehassirane: özleyerek hasret çekerek.
mütehassis: duygulanan.
mütehavvif: korkan.
mütehavvil: değişen değişken.
mütehayyel: hayâl edilen.
mütehayyer: şaşılacak.
mütehayyil: hayâl kuran.
mütehayyir: şaşmış şaşırmış.
mütehayyiz: yer tutan.
mütehevvisane: heveslenerek.
müteheyyic: heyecanlı.
mütekabil: karşılıklı.
mütekabile: karşılıklı olan.
mütekaddim: önceki.
mütekaddimin: öncekiler.
mütekaid: emekli.
mütekalkıl: deprenen sarsılan.
mütekallid: bir görevi üzerine alan ve yapan.
mütekâmil: olgun.
mütekâsil: tembel üşenen.
mütekatı: kesişmiş kesik kesik.
mütekebbir: büyüklenen büyüklük taslayan.
mütekebbirane: kibirlenerek büyüklenerek.
mütekeffil: kefil olan.
mütekellif: külfetli zorlu.
mütekellim: söyleyen konuşan.
mütekellimane: konuşarak söz söylercesine.
mütekellimimaalgayr: başkaları adına da konuşan.
mütekellimîn: îman konularındaki âlimler.
mütekellimivahde: sadece kendi adına konuşan.
mütekerrir: tekrarlanan.
mütekeyyifane: keyiflenerek.
mütekkeffil: kefil olan.
mütelebbis: giyinmiş.
mütelemmi: parıldayan.
mütelevvin: renk değiştiren.
mütelezziz: lezzet duyan.
mütelezzizane: lezzet alarak.
mütemadi: devamlı.
mütemadiyen: devamlı sürekli.
mütemasil: benzer eş.
mütemayil: meyili taraftar.
mütemayiz: ayrı seçkin.
mütemeddin: medenileşmiş.
mütemehhil: büyüyüp gelişmek için zamana ihtiyacı olan şey.
mütemekkin: yerleşen.
mütemerkiz: merkezleşmiş.
mütemerrid: inat eden direnen.
mütemerridane: direnircesine.
mütemessik: sımsıkı yapışan.
mütemessil: benzeyen sûretlenen.
mütemmim: tamamlayan.
mütenâfir: birbirinden nefret eden.
mütenâhi: tükenen biten.
mütenaîm: nimetlenen.
mütenâkıs: noksanlaşan.
mütenâkız: birbirine zıt.
mütenâsık: dizili birbirine uygun biçimde.
mütenâsib: uygun birbirine yakışan.
mütenâvil: yiyen.
mütenâzır: simetrik.
mütenazilen: inerek inmekle.
mütenebbih: uyanmış.
müteneccis: pislenmiş.
mütenevvi: türlü çeşitli.
mütenevvir: nurlanan.
mütenezzih: tenzih eden.
mütenneffir: nefret eden tiksinen.
müterâdif: eş anlamlı.
müterâfık: arkadaşlık eden.
müterakim: birikmiş.
müterakki: yükselmiş.
mütercim: tercüme eden.
mütereddi: soysuzlaşmış.
mütereddit: tereddüt eden kararsız.
müterennim: şarkı söyleyen.
müterettib: sıralı rütbeli.
mütesâdif: rastlayan.
mütesâfile: alt alta gelen.
mütesâide: yükselen.
mütesallib: katılaşmış.
mütesânid: dayanan.
mütesânidane: dayanırcasına.
mütesâvi: eşit denk.
müteselli: teselli bulan.
müteselsil: zincirleme.
müteselsilen: zincirleme olarak.
müteşââb: şubelere ayrılan.
müteşâbih: birbirine benzer mânâsı kapalı âyet ve hadîs.
müteşâbihât: edebî sanatlarla ifade edilmesi sebebiyle mânâsı kapalı olan sözler âyet ve hadîsler.
müteşâbike: birbirine girmiş örgülenmiş karışık.
müteşâib: şubelenen kollara ayrılan.
müteşâkil: şakelce benzer.
müteşebbih: benzeyen.
müteşebbis: teşebbüs eden işe girişen.
müteşekki: sızlanan şikayetçi.
müteşekkil: şekillenmiş oluşmuş.
müteşekkir: şükreden teşekkür eden.
müteşekkirâne: şükrederek teşekkür edercesine.
müteşeyyih: şeyhlik taslayan.
mütetâbık: birbirine uygun olan.
mütetâbıkan: birbirine uyarak.
mütetahhir: temizlenen.
mütevafık: birbirine uyan.
mütevaggıl: bir işle pek fazla meşgul olan.
mütevahhiş: ıssız kimsesiz korkutucu ürkütücü.
mütevakkıf: bağlı olan.
mütevâkki: sakınan.
mütevâli: devamlı.
mütevâtir: yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun bir olay hakkında verdikleri kesin haber.
mütevâtiren: kesin ve şüphesiz bir haber olarak.
mütevattın: vatan edinmiş.
mütevâzı: alçakgönüllü tevazu sahibi.
mütevâzıane: alçakgönüllü bir biçimde.
mütevâzî: vezinli tartılı.
mütevâzin: tartıları aynı olan.
müteveccih: yönelik yönelen.
müteveccihen: yönelerek.
müteveffa: vefat etmiş ölmüş.
mütevehhim: kuruntulu.
mütevekkil: vekil eden tevekkül eden.
mütevekkilane: tevekkül edercesine Allaha güvenerek.
mütevelli: vakıf idarecisi.
mütevellid: doğan ortaya çıkan.
mütevessî: genişleyen.
müteyakkız: uyanık.
mütezâhim: kalabalıktan sıkıntı çeken.
mütezâyid: artan.
mütezellil: alçalan zillete katlanan.
mütezellilâne: zelil olarak alçalarak zilletini bilip göstererek.
mütezelzil: sarsılan.
mütezelzile: sarsılmış.
mütezeyyin: süslenen.
mütezeyyine: süslenmiş.
müttaki: günahtan çekinen takva sahibi.
müttebi: tabi olan uyan.
müttefekunaleyh: üstünde birleşilen mesele.
müttefik: birleşmiş kendisiyle birleşilen kimse.
müttefikan: hep birlikte.
müttefikane: birleşerek.
müttehem: suçlanan.
müttehid: birleşmiş kaynaşmış.
müvazi: aynı ağırlıkta denk eşit.
müvekkil: vekil tayin eden.
müvellid: doğuran.
müvellide: doğuran meydana getiren.
müvellidülhumûza: oksijen.
müvellidülmâ: hidrojen.
müverrih: tarihçi.
müvessî: genişlettiren.
müvesvis: vesvese veren.
müvezzi: dağıtıcı.
müvvellide: doğurtan.
müyesser: nasip olma.
müyul: meyiller yönelmeler.
müzafünileyh: belirtili isim tamlamasında belirtilen isme denir.
müzâheme: sıkışıklık.
müzâhemet: karşılıklı olarak sıkıntı ve zahmet verme.
müzâheret: koruma yardım.
müzâhir: koruyan yardımcı.
müzahref:prüntü dışı süs içi pis şey.
müzahrefât:prüntüler dışı süs içi pis şeyler.
müzahrefiyet: dışı süs içi pis olma fıtri olmama yapmacık.
müzâkere: bir konuyu anlamak için karşılıklı konuşma ders çalışma.
müzâyaka: darlık yokluk.
müzâyede: artırma satış.
müzdad: artırılmış çoğaltılmış.
Müzdelife: Kâbede mukaddes bir yer.
müzehheb: yaldızlı.
müzehher: çiçekli.
müzehhib: yaldızcı.
müzekkâ: temizlenmiş.
müzekker: erkek.
müzekki: temizleyen ıslah eden.
müzekkir: hatırlatan.
müzevver: uydurma düzme.
müzevvir: yalancı arabozucu.
müzeyyen: süslü.
müzeyyenât: süslüler.
müzeyyene: süslü süslenmiş.
müzeyyifane: tezyif ederek aşağılayarak.
Müzeyyin: süsleyen her eserini harika nakışlarla süsleyen Allah.
müzhir: gösterici.
müzîc: taciz eden rahatsız eden.
müzil: izale eden gideren.
Müzill: indiren alçaltan zillete düşüren Allah.
müzmahil: perişan olmuş dağılmış.
müzmin: yerleşmiş eski.
müznib: günahkâr.
müznibîn: günahkârlar.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:38   #19 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
nâ: olumsuz yapan ön ek.
naarât: naralar gürlemeler.
naat: Peygamberimizi övmek için yazılan şiir.
nabız: atardamarın vuruşu.
nâbit: yerden biten.
nâbüdü: biz ibadet ederiz.
nâcî: kurtulan.
nâçiz: değersiz.
nâdân: cahil haddini bilmez.
nâdide: az bulunur değerli.
nâdim: pişman.
nâdir: az bulunan.
nâdirât: az bulunanlar.
nâdire: nadir olan.
nâdiren: nadir olarak.
nâehil: işin adamı olmayan.
nafaka: geçim için gereken para.
nâfık: geçer akçe.
nâfî: faydalı.
nâfia: faydalı olan.
nâfile: isteğe bağlı ibadet boş.
nâfiz: nüfuz eden içe işleyen.
nâgâh: birdenbire.
nâğamât: nağmeler ezgiler.
nâğme: ezgi.
nâhak: haksız.
nahîf: cılız.
nahîfe: cılız olan.
nahiv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
nâhiye: belde.
nahl: balarısı.
nahnü: biz.
nâhoş: hoş olmayan.
nahr: boğazlama.
nâhu: öyle ise şöyle ki işte.
nahv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
nahvî: nahivle ilgili.
nâib: vekil.
nâil: erişen kavuşan.
nâiliyet: erişme.
nâim: uyuyan.
naîm: cennet bolluk.
nâk: "lı li lu lü" mânâsında son ek.
nâka: dişi deve.
nakarât: tekrar.
nakd: para.
nâkıs: noksan eksik.
nakış: süs bezek.
nakızeyn: iki zıt.
nâki: takva sahibi günahtan arınmış.
nakîb: vekil.
nakil: nakletme taşıma.
nâkil: nakleden taşıyan.
nâkile: ileten.
nâkise: noksanlık eksiklik.
nâkiz: nakzeden çelişen.
nâkize: zıt olan.
nakkad: doğruyu yanlıştan ayıran kimse.
nakkaş: nakış yapan.
nakl: taşıma nakil.
nakliyât: taşımalar.
nakliye: taşımayla ilgili olan.
naks: noksanlık eksiklik.
nakş: nakış bezek.
nakşetmek: nakışlamak bezemek.
Nakşî: Nakşibendi tarikatına mensub olan.
Nakş–bendî: bir tarikat bu tarikatı kuran zat.
nakz: bozmak bir hükmü yok saymak.
nâlân: inleyen sızlayan.
nâlâyık: lâyık olmayan.
nâle: inilti.
nâm: lâkap ün ad.
nâmâdud: sayısız.
nâmağlub: yenilmez.
nâmahrem: mahrem olmayan nikâh düşen.
namaz: en mühim ibadet.
namazgâh: namaz kılınan yer.
nâmdâr: namlı ünlü.
nâme: mektup.
nâmerd: korkak alçak.
nâmeşrû: dine uymayan yasak.
nâmi: büyüyüp gelişen.
nâmiye: büyüyen.
nâmus: ırz ahlâklılık kanun melek.
nâmuskâr: namuslu.
nâmuskârâne: namusluca.
nâmusşikenâne: namusu kırarcasına.
nâmuvâfık: uygun olmayan.
nâmüsâid: elverişsiz.
nâmütenâhi: sonsuz.
namzed: namzet aday.
nankör: iyilik bilmez.
nâpâk: temiz değil kirli.
nâr: ateş cehennem.
nâra: bağırma.
narh: resmî fiyat.
nârin: ince.
nâs: insanlar.
Nasâra: Hıristiyanlar.
nasâyih: nasihatlar öğütler.
nasb: atama dikme.
nâsezâ: lâyık olmayan.
nâsır: yardım eden.
nasib: nasip kısmet.
Nâsibe: Haricilerden olan sapkın bir zümre.
nâsih: hükmünü kaldıran.
nasîh: öğütçü nasihat eden.
nasihat: öğüt.
nâsir: nesir yazarı.
nasîr: zafere ulaştıran.
nâsiye: alın yüz.
nasl: ok demiri.
nasr: yardım.
Nasrânî: Hıristiyan.
Nasrâniyet: Hıristiyanlık.
nass: kesin tartışılmaz olan âyet ve hadîs.
nassen: kesin olarak.
nasûh: kesin halis.
nâş: tabuttaki ölü.
nâşâd: şâd olmayan üzgün.
nâşî: dolayı.
nâşir: neşreden yayan yayıncı.
nâşize: kocasına üstünlük taslayan kadın.
natakte: söyledin.
nâtaman: tamamlanmamış.
nâtık: konuşan.
nâtıka: konuşabilme.
nâtuvan: kuvvetsiz çaresiz.
nâvâkıf: bilmeyen anlamayan.
nây: ney ölüm haberi.
nâz: kendini ağıra satma.
nazâir: benzerler.
nâzan: nazlı.
nazar: bakış görüş göz değmesi.
nazaran: göre bakarak.
nazarendaz: nazar eden bakan.
nazargâh: bakış yeri bakılan yer.
nazarî: henüz düşünce hâlinde olan.
nazariyât: kitabî bilgiler görüşler ispatlanmamış düşünceler.
nazariye: görüş ileri sürülen fikir.
nâzdâr: nazlı.
nâzdârâne: naz edercesine.
nâzen: nazik ince.
nâzenin: nazlı ince edalı.
nâzeninâne: nazlı nazlı.
nâzım: düzenleyen.
nâzır: nazar eden bakan.
nazif: temiz.
nâzik: ince kibar.
nâzikâne: nazikçe.
nâzil: nüzul eden inen.
nazîr: benzer.
nazîre: eşi benzeri.
nazm: düzen şiir nazım.
nazmşiken: düzeni bozan.
nazzam: düzenleyen dizen.
neâm: evet olur.
neba: kaynak olma fışkırma.
nebat: bitki.
nebatat: bitkiler.
nebatî: bitki ile ilgili bitki cinsinden.
nebatiyet: bitki olma hâli.
nebê: haber.
nebeân: kaynayıp çıkma.
nebevî: peygamberle ilgili.
nebî: peygamber.
nebiyy: nebi peygamber.
nebze: azıcık miktar.
necâbet: soyluluk.
necâset: pislik.
Necaşî: Habeş hükümdarı.
necât: kurtuluş.
neccinâ: bizi kurtar.
necib: soylu asil temiz.
Necid: Arabistanda bir bölge adı.
necim: yıldız.
necis: pis.
necisülayn: pisliğin ta kendisi.
necm: yıldız.
necmisakıb: karanlığı delen parlak yıldız.
nedâmet: pişmanlık.
nedâmetkârâne: pişman olurcasına.
nef: fayda.
nefaset: hoşluk güzellik.
nefer: er asker.
neferât: neferler erler.
nefes: soluk.
neffâs: üfleyen.
nefh: üfleme.
nefha: esme esinti üfürük.
nefis: can maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.
nefisperest: nefsine aşırı düşkün olan.
nefisperver: nefsini seven.
nefisperverâne: nefsini severcesine.
nefiy: olumsuzluk yok sayma sürme sürgün.
nefret: tiksinme.
nefretkârâne: nefret ederek tiksintiyle.
nefrin: lânet.
nefs: can kendi istek duygusu nefis.
nefsanî: nefsin hoşuna giden.
nefsaniyet: nefsine düşkünlük.
nefsî: nefisle ilgili nefsim!
nefsiemmâre: insanı kötülüğe sürükleyen nefis.
nefsülemir: işin kendisi hakikatı.
nefy: nefiy yok sayma sürme sürgün.
nefyetmek: yok saymak sürgün etmek.
nehâr: gündüz.
nehârî: gündüzcü.
nehiy: yasaklama.
nehr: nehir ırmak.
nehrüssema: samanyolu da denilen yıldızlar kümesi.
nehy: nehiy yasaklama.
nehyianilmünker: kötülükten sakındırma.
nekahet: hastalıktan sonraki zayıflık.
nekais: noksanlıklar.
nekâl: şiddetli azap.
Nekîr: kabirdeki sual meleklerinden biri.
nekkad: iyiyi kötüden ayıran.
nekre: belirsiz.
nema: artma çoğalma büyüme uzama.
nemîme: söz taşıma.
neml: karınca.
nemmam: söz taşıyıcı.
Nemrud: dinsiz ve zâlim bir hükümdar ülkesinin "ulu önder"i.
Nemrudane: Nemrut gibi.
nergis: bir çiçek.
nesc: dokuma örme.
neseb: soy sülale.
neseben: soyca soy bakımından.
nesebî: soy yönünden neseble ilgili olarak.
nesh: kaldırma hükümsüz bırakma.
nesîm: hoşa giden rüzgâr.
nesir: düz yazı.
nesl: nesil soy kuşak.
neslen: nesil bakımından soyca.
nesne: şey tamlayıcı tümleç.
Nesr: arş ve sema ile ilgili meleklerden biri.
nesr: nesir düz yazı.
nessac: dokuyucu.
neşat: sevinç.
neşe: keyif sevinç.
neşê: yeniden meydana gelme dirilme.
neşebem: gece değilim.
neşêt: meydana gelme çıkma.
neşîde: şiir.
neşir: yayım dağıtım.
neşr: yayma dağıtma ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.
neşretme: yayımlama.
neşriyât: yayınlar yayıncılık.
neşter: ameliyat bıçağı.
neşv: yeşerme.
neşve: sevinç.
neşvünemâ: büyüme ve gelişme.
netâic: neticeler sonuçlar.
netice: sonuç.
neûzübillah: Allaha sığınırız.
nev: çeşit tür yeni.
nevâ: ses nağme çekirdek.
nevâbit: bitkiler.
nevadir: az bulunanlar.
nevafil: isteğe bağlı ibadetler nafileler.
nevahi: nahiyeler taraflar yanlar.
nevahî: nehiyler yasaklar.
nevakıs: noksanlıklar eksiklikler.
nevale: yiyecek içecek.
nevâmis: namuslar kanunlar.
nevân: tür bakımından.
nevâz: okşayıcı hoş ses.
nevâziş: okşayış.
nevbet: nöbet sıra.
nevcivan: delikanlı.
nevha: ölüye sesli ağlamak güvercin ötmesi.
nevi: tür çeşit.
nevî: türle ilgili.
nevibeşer: insan cinsi insanlık.
neviyet: aynı türden olma.
nevm: uyku.
nevmâlûd: uyku ile karışık.
nevmîd: ümitsiz üzgün.
nevmiye: uyku ile ilgili.
nevnihâl: taze fidan.
nevresîde: genç taze.
nevrûz: bahar başlangıcı.
nevvar: nurlu aydınlık.
nevvare: aydınlatan.
nevzad: yeni doğmuş bebek.
ney: üflemeli bir çalgı.
neyyir: nurlu parlak.
neyyirat: nurlular.
nez: can çekişme.
nezâfet: temizlik.
nezâhet: temizlik incelik.
nezâir: benzerler.
nezâket: naziklik incelik zariflik.
nezaret: bakma gözetme.
nezih: temiz pak hoş.
nezîr: korkutan adak.
nezr: adak.
nezzâre: gözcü seyirci.
nıkmet: şiddetli ceza intikam alma.
nısf: yarı.
nısfıarz: yeryüzünün yarısı.
nısfıkutr: yarı çap.
nısfiyet: yarı olma yarılık.
niâm: nimetler.
niâmât: nimetler.
nidâ: seslenme ünleme ünlem.
nidd: misil aynı.
nifak: içi dışı başka olma inanır görünüp inanmama.
nifâs: lohusalık.
nigâh: bakış.
nigâr: resim sevgili.
nihâd: huy yaradılış.
nihaî: sona ait sonuncu.
nihâl: fidan taze.
nihân: gizli saklı.
nihâyât: nihayetler sonlar.
nihâyet: son.
nihâyetpezir: sona erme.
nihâyetsiz: sonsuz.
nikab: perde.
nikâh: meşru evlenme.
nikal: şiddetli işkence.
nikât: nükteler incelikler.
nikbîn: iyimser.
Nil: Mısırda bulunan büyük bir nehir.
nîm: yarı.
nîmbedevî: yarı bedevi yarı medeni.
nîmelvekil: ne iyi vekil!
nîmet: iyilik ihsan rızık.
nîmetdîde: nimet gören.
nîmetiyet: nimet oluş nimetlik.
nîmetperverâne: nimet vermeyi severcesine.
nîmmanzum: yarı şiir.
nîmnurânî: yarı nurlu.
nîmresmî: yarı resmî.
nîmşeffaf: yarı saydam.
nîran: nurlar ateşler.
nisâ: kadın hanım.
nisab: zekat ölçüsü.
nisâen: kadın olarak.
nisâr: saçmak.
nisbet: ilgi bağlantı oran.
nisbeten: nisbetle oranla göre.
nisbî: diğerine göre.
niseb: nisbetler oranlar ölçüler.
nisyan: unutma.
nişân: iz bellik.
nişâne: iz alâmet bellik.
nişîn: oturan.
niyâz: yalvarma yakarış.
niyâzdâr: yalvaran.
niyet: kalbin bir işe yönelmesi.
niyeten: niyetçe.
nizâ: çekişme kavga.
nizam: düzen düzenlilik.
nizamât: nizamlar düzenler sistemler.
nizamnâme: düzen yazısı düzenleme ile ilgili belge.
noksan: eksik.
noksaniyet: noksanlık eksiklik.
nokta: benek konu.
noktainazar: bakış açısı görüş.
nota: özlü düşünce not.
nöbetdâr: nöbetçi.
Nuh: tufan için gemi yapan büyük bir peygamber.
nukat: noktalar.
nukûd: nakitler paralar.
nukuş: nakışlar bezekler.
nur: ışık aydınlık.
nurânî: nurlu ışıklı.
nurâniyet: nurluluk aydınlık.
Nurcu: Nur Risalelerini okuyan yaşayan ve yayan kimse.
nurefşân: nur saçan.
nuristân: nur ülkesi cennet.
Nurulenvar: nurlara nur veren Allah.
nurunâlânur: nur üstüne nur.
nush: nasihat öğüt.
nusret: zafer için yardım.
nusûs: nasslar kesin hükümler âyet ve hadîsler.
nûş: içici şerbet.
nûşe: şerbet içen sevinçli.
nutfe: döl suyu meni.
nutk: konuşma.
nutukhân: konuşmacı.
nübüvvet: nebilik peygamberlik.
nübüvvetdârâne: peygamberlik şeklinde.
nübüvvetkârâne: peygamberce.
nücûm: yıldızlar.
nücûmperest: yıldızlara tapan.
nüfûs: nefesler.
nüfûs: nefisler.
nüfûz: içe geçme sözü geçer olma.
nühas: bakır.
nühûset: uğursuzluk.
nüket: nükteler ince mânâlar.
nükhet: koku.
nüks: geri dönme.
nükte: dikkat edilince anlaşılabilen ince mânâ.
nümâ: "gösteren gözüken" mânâsında son ek.
nümâyan: görünen.
nümayiş: gösteri.
nümûne: örnek model.
nümûnegâh: örneklerin bulunduğu yer.
nümüvv: büyüyüp gelişme.
nüsah: nüshalar sayfalar.
nüsha: dualı kağıt sahife yazılı şey.
nüsûc: dokumalar.
nüşûr: yaymalar dağıtmalar.
nüşûz: kadının kocasına itaat etmemesi.
nüşûze: asi kadın.
nüvat: nüveler çekirdekler.
nüvaz: okşayıcı.
nüve: çekirdek.
nüvid: müjde.
nüvis: yazıcı.
nüzhet: neşe eğlence ferahlık.
nüzhetgâh: seyir ve eğlence yeri.
nüzûl: inme iniş.
nüzûr: nezirler adaklar
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-06-2009, 11:38   #20 (permalink)
Administrator
 
azraiL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
azraiL isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
od: ateş.
ofis: büro.
okıyye: eskiden kullanılan bir ağırlık birimi dörtyüz dirhem.
okka: 1200 gram ağırlık.
okyânus: büyük deniz.
ordu: askerlerden meydana gelen düzenli topluluk.
ordugâh: ordunun konaklama yeri.
ordumisâl: ordu gibi.
organ: uzuv.
orijinal: kendine has özgün.
Ortodoks: Hıristiyanlıkta bir mezhep.
oruç: mühim bir ibadet.
Osmanîler: Osmanlılar.
Osmanlıca: Osmanlılar zamanındaki Türkçe.
azraiL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
küçük lugat

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mor Ve Ötesi-Küçük Sevgilim ÇiNgEnE K L M N 0 21-06-2009 10:28
Küçük Deniz Kızı azraiL Masallar 0 17-06-2009 10:25
KÜÇÜK Çin BALIĞI azraiL Masallar 0 17-06-2009 09:53
Küçük İlişkiler azraiL Film Afişleri 0 03-06-2009 15:57
Küçük prens ÇiNgEnE Tiyatro 0 27-05-2009 00:11


WEZ Format. Şuan Saat: 16:50.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0
vBulletin 3.8.2 Türkçe Forum : hosforum
Sitemizin sohbet sponsoru Sohbet radyo sponsoru Radyo dinle Oyunlar1
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395