![]() |
|
|
#11 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
iâde: geri verme.
iâdeten: geri vererek. iânât: yardımlar. iâne: yardım. iâşe: geçindirme besleme.ibâ: çekinme. ibâd: kullar. ibâdât: ibadetler. ibâdet: Allahın emirlerini yerine getirmek. ibâdetgâh: ibadet yeri. ibâdethâne: ibadet evi. ibâdetkâr: ibadetli ibadet eden.ibâdullah: Allahın kulları. ibâhât: haram olmayanlar. ibâhe: helâl kılma. ibâhiyye: haramı helâl sayan sapkınlar. ibârât: ibareler metinler yazılar.ibâre: metin yazı.ibâret: meydana gelmiş kadar.ibdâ: yoktan örneksiz yaratma. ibhâm: kapalı bırakma açıklamama.ibkâ: sürekli kılma bakileştirme.iblâğ: ulaştırma. iblis: şeytan. iblisâne: şeytanca. ibn: oğul oğlu.ibnullah: "Allahın oğlu" mânâsında sapkınlık ifade eden bir tabir. ibnüzzaman: zamanın oğlu devrin adamı.ibrâ: temize çıkarma. ibrâhimvârî: ibrahim aleyhisselâm gibi. ibrânî: Yahudi sülalesi o sülaleden olan kimse.ibrâz: gösterme. ibre: ölçü aletlerindeki iğne. ibret: bir hâdiseden alınan ders. ibretâmiz: ibret öğreten. ibretfeşân: ibret saçan. ibretnümâ: ibret gösteren. ibrik: bir su kabı. ibrişim: ipekten yapılmış iplik. ibtâl: bozma boşa çıkarma uyuşturma.ibtâlihis: duyguları uyuşturma anestezi.ibtidâ: başlangıç. ibtidâî: ilkel. ibtilâ: tiryakilik düşkünlük.ibtizâl: çokluktan dolayı değer kaybı. îcâb: lüzum gerek.îcâbât: gerekler cevap vermeler.icâbet: cevap verme. icâbî: icapla ilgili gerekli.îcad: yoktan yaratma. îcadî: yaratmayla ilgili. îcâr: kiralama. îcâre: kira gelir.icâz: az sözle çok mânâ anlatma. îcâz: benzerini yapmakta insanı âciz bırakan. icâzât: izinler diplomalar.icâzdârâne: az sözle çok mânâ anlatırcasına. icâzet: izin. icâzetnâme: diploma. îcâzî: icazla ilgili mûcize olan.icâzkâr: icazlı sözü az mânâsı çok.îcâzkârâne: benzerini yapmakta insanı âciz bırakırcasına. îcâzvârî: mûcize gibi. icbâr: zorlama. icl: dana. iclâ: cilalama. iclâl: saygı göstermek büyüklük.iclâs: oturtma tahta çıkarma.icmâ: toplama büyük âlimlerin bir mesele üzerinde birleşmeleri.icmâen: topluca birleşerek.icmâkârâne: topluca. icmâl: özetleme. icmâlen: kısaca özetle.icmâlî: kısa özlü.icrâ: uygulama yapma.icrâât: uygulamalar yapmalar.ictihâd: âyet ve hadîslerden hüküm çıkarma içtihat.ictihâdât: hüküm çıkarmalar. ictihâdî: içtihatla ilgili. ictihâdîye: içtihatla ilgili olan. ictimâ: toplanma içtima.ictimâât: toplanmalar. ictimâî: toplumla ilgili. ictimâiyyât: sosyoloji toplumbilim.ictimâiyyûn: toplumbilimciler. ictinâ: meyve toplama. ictinâb: içtinap sakınma kaçınma.îd: bayram. îdâd: hazırlama. îdâdî: hazırlıklık devresi. îdâdiye: hazırlamayla ilgili eskiden lise seviyesindeki okul.îdam: yok etme öldürme.idâme: devam ettirme. idâre: yönetme yönetim.idbâr: düşkünlük. iddet: kocası ölen kadının bekleme süresi. iddia: tez direnme.iddiaen: iddia ederek. iddianâme: iddiaların toplandığı yazı metin.iddihâr: biriktirme. iddihârât: biriktirmeler. ideâl: gaye ülkü.ideoloji: fikir sistemi. idgam: gizleme. idhâl: içeri alma ithal.idhâlât: dışarıdan alımlar ithalat.idlal: saptırma sapma.idman: alıştırma. idrâk: kavrayış. idrâr: sidik. idris: ilk elbiseyi diken peygamber. îfâ: ödeme yerine getirme.ifâdât: anlatımlar. ifâde: anlatım. ifâkat: iyileşme. ifâza: feyizlendirme. iffet: namusluluk. ifhâm: anlatma. ifhâm: susturma. ifk: iftira. iflâh: kurtulma. iflâs: fakirleşme. ifnâ: yok etme. ifrağ: dönüştürme. ifrat: aşırılık. ifratâlûd: aşırılıkla karışık. ifratkâr: aşırı giden. ifratkârane: aşırı gidercesine. ifratperver: aşırılığı seven. ifratperverâne: aşırılığı severcesine. ifrâz: ayrılma akma salgı.ifrâzât: akıntılar salgılar.ifrit: tehlikeli cin. ifsâd: bozma. ifsâdât: bozmalar. ifşâ: gizli olanı açıklama. ifşâât: ifşalar. iftihar: övünme kıvanma.iftiharkârane: övünürcesine. iftikar: fakirliğini bilip gösterme. iftikarat: fakirliğini bilip göstermeler. iftira: birine aslı olmayan bir suç yükleme. iftirak: ayrılma. iftiraname: iftira yazısı. iftiras: parçalama. iftitah: namaza başlarken alınan tekbir. iğbirar: kırılma gücenme.iğdab: öfkelendirme. iğdiş: burulmuş. iğfal: aldatma ayartma.iğfalât: iğfaller aldatmalar.iğlak: kapalılık anlaşılmazlık.iğtinam: yağmalama. iğtişaş: karışıklık. iğva: azdırma baştan çıkarma.ihafe: korkutma. ihâle: işi uygun olana verme. îhâm: vehme düşürme. ihânet: hainlik. ihânetkâr: ihanetçi hain.ihânetkârâne: ihanet edercesine. ihâta: çevirme kuşatma kavrayış.ihâtât: ihatalar kuşatmalar kavrayışlar.ihbar: haber verme. ihbarât: haber vermeler. ihdâ: îman yolunu gösterme hediye etme.ihdâs: yeni bir şey ortaya çıkarma. ihfa: gizleme. ihkak: hakkı yerine getirme. ihkakıhak: hakkı sahibine vermek. ihkâm: sağlamlaştırma. ihlâf: yemin ettirme. ihlâk: helâk etme yok etme.ihlâl: bozma sakatlama.ihlâs: her işi Allah için yapmak. ihmâl: boşlama savsaklama.ihrâc: ihraç çıkarma dışarı atma.ihrâcât: dışarıya mal satma. ihrak: yakma. ihram: hacıların elbisesi. ihrâz: kazanma erişme.ihsâ: sayma. ihsan: güzelce verme iyilik.ihsanât: ihsanlar. ihsanperver: ihsan etmeyi seven. ihsâs: hissetme hissettirme.ihtar: hatırlatma. ihtarât: hatırlatmalar. ihticâc: delil gösterme. ihtidâ: îman yoluna girme. ihtifâ: gizlenme. ihtifâl: tören. ihtifâlât: törenler. ihtikâr: malı kıymetlensin diye saklama. ihtilâc: çırpınma seğirme.ihtilâf: anlaşmazlık uyuşmazlık ayrılık.ihtilâfat: anlaşmazlıklar ayrılıklar.ihtilâfî: anlaşmazlık konusu. ihtilâl: ayaklanma kargaşalık.ihtilâlât: ihtilâller ayaklanmalar.ihtilâlkârâne: ihtilâl yaparcasına. ihtilâm: uyurken cenabet olma. ihtilât: karışma görüşme.ihtilâtat: karışmalar görüşmeler.ihtimal: olabilirlik. ihtimalat: ihtimaller. ihtimam: özen özenme.ihtimamât: ihtimamlar özenmeler.ihtimamkâr: ihtimamcı özen gösteren.ihtimamkârâne: ihtimam gösterircesine özenerek.ihtirâ: yepyeni bir şey ortaya çıkarma. ihtiram: hürmet etme. ihtiras: aşırı istek. ihtirasât: ihtiraslar aşırı istekler.ihtiraz: çekinme. ihtisar: kısaltma. ihtisaren: kısaltarak. ihtisas: hissetme duyumsama.ihtisas: uzmanlık. ihtisasat: hislenmeler duygulanmalar.ihtisasat: uzmanlıklar. ihtişam: görkem etkileyici görünüş.ihtiva: içine alma kapsama.ihtiyacât: ihtiyaçlar. ihtiyac: gerek duyma gerek duyulan şey.ihtiyar: seçme isteme yaşlı kimse.ihtiyare: ihtiyar hanım. ihtiyarem: ihtiyarım yaşlıyım.ihtiyaren: seçerek isteyerek.ihtiyarî: isteğe bağlı istemekle.ihtiyarsız: istek dışı istemeden.ihtiyat: ilerisini düşünerek davranma. ihtiyaten: ilerisini düşünerek. ihtiyatî: ihtiyatla ilgili. ihtiyatkâr: ihtiyatlı. ihtiyatkârane: ihtiyatlı bir biçimde. ihtizâr: çekinme sakınma.ihtizaz: titreme hoşlanma.ihtizazât: titremeler hoşlanmalar.ihvân: kardeşler. ihvânî: kardeşlikle ilgili. ihvetî: kardeşim. ihyâ: canlandırma. ihzâr: hazırlama. ihzârât: hazırlamalar. ihzâriye: hazırlama. îka: yapma etme.îkaât: yapıp etmeler. ikab: azap eziyet ceza.ikame: yerine koyma. ikamet: oturma yerleşme.ikametgâh: oturulan yer adres.îkan: kesin biliş. îkaz: uyarı. îkazât: uyarılar. îkazkâr: uyarıcı. îkaznâme: uyarma yazısı. ikbâl: yönelme talihlilik saadet.iklim: bir yerin hava durumu. ikmâl: tamamlama. iknâ: inandırma. ikra: oku! ikrâh: zorlama tiksinme.ikrâm: ağırlama. ikrâmât: ikramlar. ikrâmiye: armağan olarak verilen para. ikrâr: söyleme dile getirme.ikrâz: borç verme. iksir: çok tesirli ilaç. iktibas: alıntı söz nakletme.iktibasen: alıntı yaparak. iktidâ: uyma. iktidâen: uyarak. iktidar: güçlülük. iktifa: yetinme. iktifaen: yetinerek. iktiham: dayanma katlanma.iktiran: iki şeyin bir arada gelmesi yakınlık.iktisa: giyinme. iktisâb: kazanma edinme.iktisâd: tutum harcamada aşırıya kaçmama ekonomi.iktisar: kısaltma. iktiza: gerekme gereklik.ilâ: "kadar" mânâsında ön ek. îlâ: yüceltme yayma.ilââhir: sonuna kadar. ilââhirilâyet: âyetin sonuna kadar. ilâh: tanrı. ilâhe: tanrıça. ilâhî: Allaha dair. ilâhiyat: Allahtan bahseden ilim. îlâm: bildirme. îlâmnâme: bildirme yazısı. ilân: duyurma duyuru.ilânât: ilanlar duyurular.ilânihaye: sona kadar. ilânnâme: duyurma yazısı. ilâve: ek. ilâveten: ek olarak. îlâyıkelimetullah: Allah kelâmını yayma. ilbâs: giydirme. ilca: gereklilik zorlama.ilcaât: gereklilikler zorlamalar.ilel: sebepler hastalıklar.ilelebed: sonsuza kadar. îlem: bil! îlemeyyühelazîz: bil ey azîz! ileyh: ona. ilga: kaldırma. ilhâd: dinsizlik. ilhâh: zorlama. ilhak: katma ekleme.ilhâm: Allah tarafından kalbe gelen mânâ. ilhâmât: ilhamlar kalbe gelen mânâlar.ilhâmen: ilham olarak. ilhâmî: ilhamla ilgili. ilka: ekme bırakma.ilkaât: ilkalar ekmeler.ilkah: dölleme aşılama.illâ: ille ne olursa olsun özellikle.illallah: Allahdan başka. ille: sebep illa.illet: hastalık. illet: asıl sebep. illiyet: sebeplik. illiyyîn: cennetin en yüksek yeri. illüzyon: cisimleri yanlış idrak etmek. ilm: ilim. ilmelyakîn: ilim yoluyla kesin biliş. ilmî: ilimle ilgili ilme uygun.ilmihâl: "hâl ilmi" mânâsında herkese gerekli olan dinî hükümleri bildirmek maksadıyla yazılan kitaplara verilen isim. ilmiye: âlimler yolu. ilsâk: yapışma bitişme.iltibas: karıştırma ayıramama.ilticâ: sığınma. ilticâgâh: sığınak. ilticâkârâne: sığınırcasına. iltifât: lütfetme gönül alma güzel sözle okşama.iltifâtât: iltifatlar gönül almalar lütfetmeler.iltifâtkârâne: iltifat edercesine. iltihâb: yanma kızışma.iltihak: katılma. iltihâm: kaynaşma. iltika: kavuşma. iltimas: kayırma. iltisak: kavuşma. iltiyâm: kaynaşma. iltizam: kayırma taraf tutma gerekli bulma.iltizamkârâne: taraf tutarcasına. iltizamperverâne: taraf tutmayı severcesine. ilyâs: Kuranda adı geçen bir peygamber. ilzâm: susturma sözle üstün gelme yenme.îmâ: dolayısıyle anlatma. imâd: direk. îmâen: ima ederek. îmâî: ima şeklinde. îmâl: yapma yapım.îmâlât: yapmalar yapımlar.imâle: meylettirme uzun okuma.imam: namaz kıldıran kimse büyük âlim önder.imame: sarık tesbih başı.imamet: imamlık önderlik.imamımübîn: bir nevi kader defteri. imân: çok dikkatli olma. îmân: inanma. îmânî: îmanla ilgili. îmânperver: îmanı seven. îmar: yapma onarma şenlendirme.îmarât: imarlar yapmalar onarmalar.imâret: bayındırlık fakirlere yemek verilen yer.îmarkârâne: imar edercesine. imâte: öldürme. imbik: süzme aleti. imdâd: imdat yardım.imdâdât: yardımlar. imdi: şimdi. imha: bozma yıkma yok etme.imhâl: erteleme. imkân: olabilirlik. imkânât: imkânlar olabilmeler.imkânî: olabilen. imlâ: doldurma yazma bilgisi.imrân: Hazreti Meryemin babası. imrâr: geçirme. imsâk: el çekme oruca başlama zamanı.imtidâd: uzama. imtihan: sınama. imtihanât: sınamalar. imtinâ: çekinme yanaşmama imkânsız olma.imtinân: minnet etme. imtisâl: misal edinme benzemeye çalışma.imtisâlen: misal edinerek uyarak.imtiyaz: ayrıcalık. imtiyazât: ayrıcalıklar. imtizâc: uyuşma kaynaşma.imtizâcât: kaynaşmalar uyuşmalar.imtizâckâr: uyuşan kaynaşan.imtizâckârâne: kaynaşarak uyuşarak.inâbe: günahı terkedip hakka yönelme. inâd: ayak direme inat.inâdî: inada dayanan. inâm: nimetlendirme. inâmât: nimetlendirmeler. inâmperver: nimetlendirmeyi seven. inâs: kadınlar. inaş: hareketlendirme. inâyât: yardımlar. inâyet: yardım. inâyethâh: yardım isteyen. inâyetkâr: yardım eden. inâyetkârâne: yardım edercesine. inâyetnâme: yardım yazısı. inâyetperver: yardımsever. inbât: otun bitmesini sağlama. inbik: imbik süzme âleti.inbisât: genişleme. incil: dört büyük ilâhî kitaptan biri. incilâ: cilâlanma parlama.incilâb: celbedilme çekilme.incimad: donma katılaşma.incirar: çekilme sona erme.incizâb: cezbedilme çekilme.incizâbât: cezbedilmeler çekilmeler.incizâr: çekilme. ind: yan kat.indallah: Allah katında. indelbüleğa: adamına göre güzel söz söyleyenler yanında. indelhâce: gerek duyulduğunda. indî: kendince keyfî.indifâ: def olma püskürme.indimaç: kenetlenme. indiras: bozulma silinme.ineb: üzüm. infâk: nafaka verme. infâz: yerine getirme. infiâl: hareketlenme kızma.infiâlât: infialler. inficâr: tan yerinin ağarması tohumun çatlaması.infikâk: ayrılma ayrışma.infilâk: patlama. infirad: teklik benzersizlik.infisah: bozulma dağılma.infisal: ayrılma. rgin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>infitar: yarılma. inhidam: yıkılma. inhilâl: ayrışma dağılma.inhimak: kapılma düşkünlük.inhinâ: bükülme eğrilme.inhirâf: sapma. inhisaf: tutulma. inhisar: bir şeyin sadece bir kişiye verilmesi tekel.inhitat: düşme çökme.inhizam: bozulma dağılma yenilme.inîdam: yok olma. inîkad: kurulma gerçekleşme bağlanma.inîkas: yansıma. inkâr: inanmama. inkârî: inkârla ilgili. inkıbâz: tutukluk. inkılâb: inkılâp değişme dönüşme.inkılâbât: değişmeler. inkılâbvârî: inkılâp gibi. inkıraz: sönme tükenme.inkısam: bölünme. inkısar: kısalma. inkısarât: inkısarlar. inkıtâ: kesilme tükenme tıkanma.inkıyâd: boyun eğme bağlanma.inkıza: olup bitme. inkisar: kırılma. inkisarat: kırılmalar. inkişâ: açılma. inkişaf: açılma gelişme.inkişafat: açılmalar gelişmeler.innî: eserlerden eser sahibine götüren delil. ins: insan. insâ: unutma. insâf: merhamete dayalı adalet. insâfkârâne: insaflıca. insaniyet: insanlık. insaniyeten: insanlık bakımından. insaniyetkârâne: insanlığa yakışırcasına insanca.insaniyetperver: insanlıksever. insî: insanla ilgili insan cinsinden.insibab: dökülme katılma.insibağ: boyanma. insicâm: düzgünlük. insilâh: soyulma sıyırılma.insiyak: sevkedilme. inşâ: yapma kurma.inşâallah: Allah dilerse. inşâd: şiir okuma. inşât: ferahlandırma. inşiâb: bölümlenme. inşikak: yarılma. inşirâh: ferahlanma açılma.intâc: netice verme. intâk: konuşturma. intâkıbilhak: Allahın konuşturması. intâniye: mikrobik. intiaş: dinlenip canlanma. intibâ: izlenim. intibâh: uyanma. intibâhkârâne: uyanmışçasına. intibak: uyma. intifâ: faydalanma. intifâ: sönme. intihâ: son sona erme.intihâb: seçme. intihal: çalma. intikal: geçme anlama.intikam: öç. intikamkârâne: intikam alırcasına. intisab: bağlanma kapılanma.intişâr: yayılma. intişârât: yayılmalar. intizam: düzgünlük düzen yerli yerindelik.intizamât: intizamlar. intizamkârâne: düzgünce. intizamperver: düzensever. intizamperverâne: düzensevercesine. intizar: bekleme gözleme.intizaren: bekleyerek. inzâl: indirme inme.inzâr: korkutma. inzibât: sıkı düzen. inzimâm: eklenme. inzivâ: bir köşeye çekilme. inzivâgâh: inziva yeri ipnotizma: telkinle uyutma. îrâb: düzgün söz söyleme. irâd: gelir kazanç.îrâd: söyleme dile getirme.irâde: seçme ve isteme kabiliyeti. irâdet: irade. irâdî: iradeyle ilgili istemekle.irâe: gösterme. irâs: verme miras bırakma.îrâz: yüz çevirme. ircâ: indirme döndürme.irfân: bilme anlama zihni olgunluk.irhâsât: Efendimizin peygamberlikten önceki harika hâlleri. irs: miras kalıtım.irsâ: sağlamlaştırma. irsâl: gönderilme. irsâlât: göndermeler. irsiyet: kalıtım. irşâd: hak yolu gösterme. irşâdât: irşatlar. irşâdgâh: irşat yeri. irşâdî: irşatla ilgili. irşâdkâr: irşatçı. irşâdkârâne: irşat edercesine. irtibât: bağlılık ilgi.irticâ: geri dönücülük. irticâc: çalkalanma. irticâkârâne: geri dönercesine. irticâlen: hazırlıksız söyleme. irticâlî: hazırlıksız konuşma. irtidâd: dinden dönme. irtidâdkâr: dininden dönen. irtifâ: yükseklik. irtihâl: göçme ölme.irtikâb: işleme. irtisam: resmedilme. irtişâ: rüşvetçilik. irzâ: razı etme. irzâk: rızık verme. isa: dört büyük peygamberden biri. isâbet: yerini bulma rast gelme.isâbetiayn: göz değmesi. isâd: yükseltme mesut etme.isâet: kötü iş işleme. îsâf: yardıma koşma. âsal: ulaştırma. isâle: akıtma. îsâr: kendisi muhtaç olduğu hâlde başkasına verme ahlâkı. isbât: delil göstererek hakikatı ortaya koyma. isevî: isa aleyhisselâmın dininden olan kimse. isevîlik: isa aleyhisselâmın dini. iska: sulama. iskân: yerleştirme. iskât: susturma. iskender: sayısız beldeler fethetmiş bir hükümdar. islâm: Hazreti Muhammed aleyhisalâtü vesselâmın getirdiği din. islâmiyet: islâmlık. ism: günah suç.ismar: meyve verme. ismet: masumluk temizlik.ismiâzam: en büyük ilâhî isim. ismifâil: kimin iş yaptığını bildiren isim özne.ismullah: Allah adı. isnâaşer: on iki. isnâd: dayandırma. isnâdât: dayandırmalar. ispirtizma: cinlerle konuşup da ruhlarla konuştuklarını sananların fikri. isrâ: geceleyin götürme. isrâf: gereksiz yere harcama. isrâfât: gereksiz harcamalar. isrâfil: sur borusunu üflemekle görevli büyük bir melek. isrâfilmisâl: israfil gibi. isrâfilvârî: israfil aleyhisselâm gibi. isrâil: Hazreti Yakubun lâkabı. isrâiliyyat: Yahudilikten kalma bilgiler. istahrabat: ateşe tapanların ünlü ateşlerinin bulunduğu yer. istasyon: demiryollarında durak. istatistik: hüküm çıkarmak için bilgi toplama ve sınıflandırma ilmi. istiâb: içine alma kaplama.istiânât: yardım istemeler. istiâne: yardım isteme. istiâre: bir kelimeyi başka anlamda kullanma. istiâze: sığınma. istibâd: akıldan uzak görme. istibdad: baskıcı yönetim. istibdadât: baskılar. istibka: kalıcı kılma. istibrâ: küçük abdestten sonra idrarın iyice kesilmesini beklemek. istibşâr: müjdeleme. istibşârkârâne: müjdelercesine. istîcâl: acele etme. isticvâb: sorup cevap isteme. istîdâ: dilekçe. istidad: istidat yetenek.istidadat: yetenekler. istidadî: yetenekle ilgili. istidlâl: delil getirme delile dayanarak hüküm çıkarma.istidrâc: derece derece yükselme hayırsız başarı.istidrâcî: istidracla ilgili. istidrâdî: başka konu anlatılırken arada söylenen söz. istif: yığma. istifâ: işten ayrılma. istifâde: faydalanma. istifâdeten: faydalanma bakımında. istifâza: feyizlenme manen gıdalanma.istifâzaten: feyizlenme bakımından. istifhâm: soru sorma.istifra: kusma. istifsâr: anlamak için soru sorma. istifta: bir meselede dinin hükmünü sorma. istigase: yardım isteme. istiğfar: Allahtan af dileme. istiğna: gönül tokluğu nazlanma uzak durma.istiğrâb: yadırgama garipseme.istiğrâbkârâne: yadırgarcasına. istiğrâk: ilâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme esrime.istiğrâkî: istiğrakla ilgili. istiğrâkkârâne: kendinden geçercesine. istihâl: temizleme. istihâle: başkalaşma. istihâre: bir işin iyi olup olmadığını anlamak için rüya görmek niyetiyle uykuya yatma. istihâza: âdet kanı. istihbâb: güzel sayma. istihbâr: haber alma. istihbârât: haber almalar. istihdâf: hedef edinme. istihdâm: hizmet ettirme. istihfâf: hafife alma. istihkak: hak etme. istihkâm: sağlamlık siper.istihkâr: hor görme. istihlâk: tüketim. istihrâc: çıkarma çıkarım.istihrâcât: çıkarmalar çıkarımlar.istihsâl: üretim. istihsân: güzel sayma. istihsan: korunma. istihsânât: güzel saymalar. istihsânkârane: beğenircesine. istihyâ: haya etme utanma.istihzâ: ince alay. istihzâkârâne: alay edercesine. istihzar: hazırlama. istihzarât: hazırlamalar. istikamet: doğrultu yön.istikbâl: gelecek zaman yönelme.istikbâlbîn: geleceği gören. istikbâlî: gelecekle ilgili. istikbâliyât: gelecek zamanda olacaklar. istiklâl: bağımsızlık. istiklâldârâne: bağımsızca. istiklâliyet: bağımsızlık. istikmâl: tamamlama. istikrâ: ayrı ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma. istikrâen: istikra bakımından. istikrah: tiksinme. istikrâr: karar kılma yerleşme.istikrâz: borçlanma. istikzâr: pis görme. istilâ: kaplama. istilâkârâne: kaplarcasına. istilhak: kendine alma. istilzâm: gerektirme. istilzâz: lezzet alma. istimâ: dinleme. istimâl: kullanma. istimdâd: yardım isteme. istimdâdgâh: yardım isteme yeri. istimdâdkârâne: yardım istercesine. istimlâk: kamulaştırma. istimrâr: devamlılık. istimsâl: örnek alma. istimzâc: kaynaşma karışma.istinâbe: başka yerde bulunan şahidin ifadesinin alınması. istinad: dayanma. istinaden: dayanarak. istinadgâh: dayanak. istinaf: başlangıç mahkeme.istinâs: alışma ısınma.istinbât: bir sözden gizli bir mânâ çıkarma. istincâ: helada temizlenme. istinkâf: çekinme katılmama.istinkâr: inkâr etme. istinsâh: sayfaları yazarak çoğaltma. istintak: konuşturma. istirâhât: dinlenme. istirâhâtgâh: dinlenme yeri. istirâhâthâne: dinlenme evi. istirâk: hırsızlık. istirdâd: geri alma. istirhâm: merhamet dilenme. istirhâmnâme: merhamet dilenme yazısı. istîsâb: güç sayma. istîsal: kökünü kazıma. istiskal: yüz vermeyerek kovma. istismâr: menfaatine alet etme. istisnâ: ayrılık kural dışı.istişâre: danışma konuşma.istişfâ: şifa isteme. istişhâd: şahit gösterme. istişmâm: koklama. istitafkârane: merhamet isteyen gibi. istitar: örtünme. istitrad: ara söz. istivâ: düzelme güneşin tepeye gelmesi.istizâh: açıklama istemek. istizâm: büyütme. istizân: izin isteme. istizhâr: birinden yardımcı olmasını isteme. isyân: ayaklanma başkaldırma.isyânkârâne: başkaldırırcasına. îşâ: yatsı. işâa: haber yayma. işâl: alevlendirme. işâr: sezdirme. işârât: işaretler. işârâtülîcâz: mûcizelik işaretleri. işâret: anlamlı davranış belirti.işâreten: işaret ederek. işârî: işaretle ilgili. işbâ: doyurma. işgal: oyalama alma.işgüzar: çalışkan. işhâd: şahit gösterme. işkâl: güçleştirme çetinleştirme.işkembe: hayvan midesi. işkil: vesvese kuşku.işmâm: koklatma. işmar: anlamlı işaret. işrak: Allaha ortak koşma. işrâk: ışıklandırma parlatma.işrâkiyye: batıl bir felsefe. işrâkiyyûn: işrâkiyyeciler. işret: içkili toplantı. iştiâl: alevlenme. iştibâh: şüphelenme benzerlik.iştibâk: şebekelenme örgülenme.iştigal: uğraşma. iştihâ: iştah. iştihar: ünlenme. iştikak: türeme. iştira: satın alma. iştirak: ortaklık katılma.iştiyak: şiddetli istek. iştiyakât: şiddetli istekler. iştiyakâver: pek istekli. iştiyakengiz: istek veren. îta: verme. itâat: söz dinleme. itâatkârâne: söz dinleyerek. itâb: azarlama. itâm: yemek yedirme. itfa: söndürme. ithaf: yazılan kitapta birinin adını anma. ithâm: suçlama. ithâmnâme: suçlama yazısı. îtibar: saygınlık. îtibarî: var sayılan. îtidâl: orta hâllilik. îtidâlidem: soğukkanlılık. îtikâd: gönülden inanma. îtikâdât: inanmalar. îtikâden: inanma bakımından. îtikâdî: inanmakla ilgili. îtikaf: bir yere çekilip ibadet etmek. îtilâ: yükselme. îtilâf: anlaşma. îtimâd: güvenme. îtimâden: güvenerek. îtinâ: özen. îtiraf: saklamayıp söyleme. îtiraz: karşı çıkma karşı söz.îtirazât: itirazlar. îtiraziye: cümlede ara söz îtirazkârâne: itiraz edercesine. îtiraznâme: itiraz yazısı. îtisaf: haksızlık. îtiyad: alışkanlık. îtizâl: ayrılma sapma.îtizâr: özür bildirme. itkan: sağlam yapma. itlâf: öldürme. itlak: bağlama asma.itmâm: tamamlama. itminân: tatmin olma. itminânbahş: tatmin eden. itminânkârâne: tatmin olurcasına. ittibâ: tabi olma uyma.ittibâen: tabi olarak uyarak.ittifâk: birleşme. ittifâken: birleşerek. ittifâkî: birleşmeye dair üstünde birleşilen.ittifâkkârâne: birleşircesine. ittihâd: birlik. ittihâdıislâm: Müslümanların birlik olması. ittihâm: suçlanma. ittihâmkârâne: suçlanarak. ittihâmnâme: suçlanma yazısı. ittihâz: alma sayma.ittika: sakınma. ittikan: sağlamlık. ittisâf: sıfatlanma. ittisâfkârâne: sıfatlanırcasına. ittisâk: düzenli diziliş. ittisâl: bitişme. ittizâh: açıklık. ittizân: ölçülülük. ityân: belirleme. ivaz: karşılık. îvicâc: eğrilik. îvicâcât: eğrilikler. îyanî: görünen. îyd: bayram. izâ: birdenbire. izâbe: eritmek. izâc: taciz etme rahatsız etme.izâcât: taciz etmeler. izâe: aydınlatma. izâfe: bağlama yükleme.izâfî: göreli göreceli.îzâh: açıklama. îzâhât: açıklamalar. îzâhen: açıklama ile. izâle: giderme. izâm: büyükler. îzâm: büyütme. izân: anlayış. izânî: anlayışla ilgili. izâr: elbise. îzâz: ağırlama. izbe: kuytu. izdihâm: yığışma. izdivâc: evlenme. izdiyad: artma. izhâr: gösterme. izinnâme: izin belgesi. izmihlâl: bozulma. izn: izin. izzet: üstünlük galibiyet.izzetâlûd: izzetle karışık. izzetinefis: insanın kendine saygısı. |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
jâle: çiy
şebnem kırağı.jandarma: asayişle görevli asker. jelatin: kokusuz bir madde bir cins kağıt.jeolog: yeryüzü ilmi ile uğraşan kimse. jeoloji: yeryüzünün yapısını inceleyen ilim. jest: anlamlı beden hareketleri. jiyân: kükremiş. Jöntürk: Osmanlıların son döneminde yaşayan yenilik sevdalısı gençler. jurnal: günlük ispiyon.jülîde: perişan dağınık.jüri: bir mesele hakkında hüküm vermek için toplanan heyet |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
kabahat: kusur
suç.kabaih: kabahatlar. kabâil: kabileler. Kâbe: namaz için yöneldiğimiz mukaddes mabet. Kabıkavseyn: Peygamberimizin mîraçta ulaştığı son nokta. kâbız: tutan sıkan kavrayan.kabîh: çirkin. kabil: olabilir gibi türlü.kabîle: aynı soydan olup beraber yaşayan insanlar. kabilîyet: yetenek etkilenebilirlik.kabine: bakanlar kurulu. kabir: mezar. kabl: önce. kablelbülûğ: ergenlikten önce. kablelvukû: olmadan önce. kablelvücûd: var olmadan önce. kabr: kabir mezar.kabristân: mezarlık. kabûlüadem: yokluk kabulü. kâbus: korkulu rüya. kabz: tutma alma tutukluk.kabza: sap el avuç.kabzıervah: ruhların alınması. kabzıruh: ruhun alınması. kaddesallahüesrarehüm: Allah onların sırlarını mukaddes kılsın. kade: namazda oturuş. kadem: ayak adım.kademe: derece sıra.kader: Allahın herşeyi ezelden bilip takdir etmesi. Kaderiye: "kul fiilin yaratıcısıdır" diyen sapık mezhep. kadî: kadı hâkim.kadîb: kılıç. Kadîm: öncesiz olan Allah. kadîm: eski zaman. Kadîr: güçlü. kadîrâne: güçlü olarak. kadirdanlık: değerbilirlik. Kadirî: Abdülkadir Geylanî tarikatından olan. kadîriyet: güçlülük. kadirşinâs: değerbilir. Kadîülhâcât: ihtiyaçları veren Allah.kadr: kadir kıymet değer.Kaf: hayâlî bir dağ. kâffe: bütün. kâfi: yeter. kâfil: kefil olan. kafile: yolculuk eden topluluk. kâfir: îmansız. kâfirâne: kâfirce. kafiye: mısra sonralarında ses bezerlikleri. kafiyeperest: aşırı kafiye düşkünü. kâfûr: bir madde ismi cennette bir kaynak.kağnı: öküz arabası. kâh: bazen. Kahhâr: kahreden. kahhârâne: kahredercesine. kahır: derin üzüntü. kâhil: erişkin. kâhin: falcı. kahir: üstün gelen. kahr: zorlama mahvetme ezme.kahraman: büyük işler başarmış kişi. kahramanâne: kahramanca. kaht: kıtlık. kahtıricâl: adam kıtlığı. kahtügalâ: yokluk ve kıtlık. kaid: lider kumandan.kaide: kural. kaideten: kural olarak. kail: inanmış. kaim: ayakta duran. kaime: para. kâin: olan. kâinat: evren. kal: konuşma. kal': koparma. kalâ: kale. kalade: gerdanlık. kalâk: gönül sıkıntısı. kalb: duyguların sultanı gönül.kalben: gönülle. kalbetme: dönüştürme. kalbî: gönülden. kalbolma: dönüşme. kale: dedi. kale kîle: dedi denildi. kalen: konuşarak. kalî: konuşmakla. kalîl: az. kalkale: okurken harfi iki kere seslendirme. kalori: gıdaların vücuda ısı vermesi bakımından değeri. kalp: sahte. Kalûbelâ: Allahın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorması ve ruhların "evet" demeleri olayı. kâm: dilek arzu.kamer: ay. kamervârî: ay gibi. kamet: boy. kamet: namazın farzından önce okunan ezan. kâmil: yetkin erişkin olgun tam.kâmilâne: kâmilce. kâmilen: tamamen. kâmilîn: kâmiller. kamtarir: çatık kaşlı. kamu: halkın hepsi. kamûs: büyük sözlük. kanaât: kısmetine razı olma kabullenme.kanaâtbahş: kanaat veren. kanaâtkârâne: kanaat edercesine. kanâdil: kandiller. kandil: idare lâmbası. kâne: oldu. kangren: hücrelerin ölmesiyle oluşan bir hastalık. kanî: kanaat eden inanmış.kantar: tartı aleti. kantara: köprü. kanun: uyulması gereken kesin kural. kanunen: kanunca. kanunî: kanuna göre uygun.kanuniyet: kanunluk. kanunnâme: kanun yazısı. kanunperest: kanun düşkünü. kâr: "yapan eden" mânâsında son ek.kâr: para kazancı. karâbet: yakınlık. karakter: temel özellik. karar: hüküm çare düzenlilik ölçülülük tahmin.karardâde: düzelmiş. karargâh: karar yeri askeriyede kurmayların yeri.kararnâme: kararların yazısı. karaşina: iş bilir. karavana: büyük yemek kabı. karbon: bir element kömür.kardeşane: kardeşce. kârgir: taş yapı. kârıakıl: akla uygun. karındaş: kardeş. karî: okuyucu. karîb: yakın. karîben: yakında. karîha: düşünme melekesi. karîn: yan yana yakın.karîne: belirti. Karlayl: ünlü bir tarihçi. karn: devre asır.karulâsâ: doktorun bedene vurarak muayene etmesi. Karûn: azaba uğramış ünlü bir zengin. karye: belde. karz: ödünç. karzen: ödünç olarak. karzıhasen: Allah için verilen borç. kasâid: kasideler övgü için yazılan şiirler.kasas: kıssalar hikâyeler.kasâvet: katılık. kasd: niyet istek.kasden: niyet ederek. kasdî: kasıtlı olarak kasıtla ilgili.kâse: tas çanak.kâselîs: çanak yalayıcı. kasem: yemin. kasemât: yeminler. kasıd: kasteden niyetli.kasır: kusurlu. kasır: kısa. kasır: saray. kasî: katı. kâsib: kazanmaya çalışan. kasid: kesat olan sürümü olmayan.kasîde: övgü şiiri. kasîdehân: kaside okuyan. kasir: kısa. kasirünnazar: nazarı kısa. kasîyye: katılık. kasr: kısalık saray.kasvet: sıkıntı katılık.kâşâne: gösterişli ev. kâşif: keşfeden. kat: kesme geçme.katâ: asla. katarât: damlalar. katıa: kesin olan. katıüttarîk: yol kesen. katî: kesin. kâtib: yazıcı. kâtibâne: yazıcı gibi. kâtibe: yazıcı kadın. kâtibîn: insanın amelini yazan melekler. katil: öldüren. katîye: kesin. katîyyen: kesinlikle. katîyet: kesinlik. katl: öldürme. katliâm: herkesi öldürme. katmer: kat kat oluş. Katolik: Hıristiyanlıkta bir mezhep. katran: siyah bir madde. katre: damla. katuf: tembel hayvan. kavâid: kurallar. kavânin: kanunlar. kavî: kuvvetli. kavil: söz sözleşme.kavim: aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk. kavis: yay eğri.kaviyyen: kuvvetle. kavl: söz. kavlen: sözle. kavlirâcih: üstün bulunan söz. kavm: kavim aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.kavmiyet: kavimlik. kavmiyetçilik: ırkçılık olumsuz milliyetçilik.kavmiyeten: kavim olma bakımından. kavs: yay eğri.kavseyn: iki yay. kavsıkuzeh: gökkuşağı. kavvâd: günaha vasıta olan. kay: kusuntu. kayd: yazma bağ.kayıt: yazma bağ.kaylûle: öğle uykusu. kayser: Bizans imparatorunun lâkabı. kayyum: toplayıp ihsan eden. Kayyûm: yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah. Kayyûmiyet: Kayyumluk. kazâ: kaderde yazılanın gerçekleşmesi. kazâ: vaktinden sonra kılınan namaz. kazâ: zarar veren olay. kazârâ: kaza olarak. kazasker: ilimde bir rütbe. kazâyâ: kaziyeler hükümler.kazâzede: kazaya uğramış kazf: namuslu kadına iftira. kâzım: öfkesini yenen. kâzib: yalancı. kaziye: hüküm. kazurât: pislikler. kebâir: büyük günahlar. kebîr: büyük. kebîre: büyük günahlar. keder: üzüntü. keennehu: sanki o. kef-nûn: Allahın "ol" yani "kün" emrindeki harfler. kefâet: denklik. kefâlet: kefillik. kefe: terazinin bir gözü. kefere: kâfirler. keffâret: dini suçun affı ümidiyle dünyada çekilen ceza. keffâreten: kefaret olarak. keffâretüzzünûb: günahların kefareti. kefîl: "borcunu ödemezse ben ödeyeceğim" diyen. kehânet: gelecekten haber verme. kehânetfurûş: geleceği bilirim diyen sahtekâr. kehf: mağara. kehfmisâl: mağara gibi. kehkeş: samanyolu. kehkeşan: samanyolu. kehribar: çekme özelliği olan bir madde. kehrübâ: kehribar. kelâl: bitkinlik. kelâm: konusu îman olan bir ilim. kelâm: söz ilâhî sıfatlardan biri.kelâmullah: Allah sözü. kelb: köpek. kelbiyet: köpeklik. kelbiyyûn: dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler. keler: kertenkele. kelîle: az gören çakal.kelîm: kendisine söz söylenen. kelimât: kelimeler. kelime: sözcük. kelimetullah: Allah sözü. kellâ: hayır asla!kem: kötü. kemafissâbık: daha önce geçtiği gibi. kemâl: olgunluk erginlik tamlık.kemâlât: kemâller olgunluklar.kemâlî: kemâlle ilgili. kemer: kavisli yapı kuşak.kemerbeste: kuşak bağlamış hazırlanmış.kemiyet: nicelik. kemiyeten: nicelik bakımından. kemter: âciz fakir hakir.kemterâne: acizce aşağıca.kenz: hazine define.Kenzülarş: önemli bir bir dua. kerâhet: çirkinlik. kerâmât: kerametler. kerâmet: Allahın izniyle velîlerin gösterdikleri harikalar. kerâmetkârâne: kerametli bir şekilde. kerâmetvârî: keramet gibi. Kerbelâ: Hazreti Hüseyinin şehit edildiği yer. kerem: iyilik lütuf ikram değer.keremkâr: keremli. keremkârâne: keremlice. keremnâmdâr: keremiyle tanınan. kerhen: istemeyerek. kerîh: tiksindirici. kerîm: kerem sahibi. kerîmâne: kerimce. kerime: kız evlat. kerîmiyet: kerîmlik. kerrât: defalar. kerre: defa. kerremallahuveche: Allah yüzünü ak etsin. kerrûbî: büyük melek. kerrûbiyyûn: büyük melekler. kerrüfer: çekilip yeniden saldırma. kervân: topluca yolculuk edenler kafilesi. kes: kimse. kesâd: durgunluk. kesâfet: yoğunluk. kesâlet: tembellik uyuşukluk.kesân: kimseler. kesb: kazanma edinme işleme.kesbî: kesble ilgili. kese: kısa yol para torbacığı.kesel: tembel. kesîf: katı yoğun mat.kesîr: çok bol.kesir: kırılmış. kesr: kırma. kesret: çokluk bolluk.keş: "çeken" mânâsında son ek. keşf: açma bulma.keşfelkubûr: ölünün kabirdeki durumunu bilme. keşfirâz: sırrı ortaya çıkarma. keşfiyât: keşifler. keşide: çekilmiş. keşif: açma bulma.keşiş: papaz. keşmekeş: karışıklık. keşşaf: keşfeden açan bulan.ketebe: yazıcılar. ketf: omuz. ketm: gizleme. ketmetmek: gizlemek. ketûm: sır saklayabilen. kevahin: kâhinler falcılar.kevakib: yıldızlar. kevkeb: yıldız. kevn: yaratılan âlem.kevneyn: iki âlem. kevnî: yaratılanlarla ilgili. kevniye: yaratılanlarla ilgili olan. kevser: cennette bir havuz. keyd: hile düzen.keyfe: nasıl? keyfemâyeşâ: canı nasıl isterse. keyfen: nitelikçe. keyfî: keyfince. keyfiyât: özellikler nitelikler durumlar.keyfiyet: nitelik özellik durum.keyfiyeten: nitelik bakımından. keyif: hoş hâl. kezâ: bunun gibi. kezâlik: bu da öyle. kezzâb: yalancı. kıble: Kâbenin bulunduğu taraf. kıblegâh: kıble yeri. kıblename: kıbleyi gösteren yazı. kıblenümâ: kıbleyi gösteren. kıdem: öncelik öncesizlik.kıllet: azlık. kıraat: okuma. kıraaten: okumakla. kırav: çorak tarla. kırba: deri su kabı. Kırgız: Türkî kavimlerden biri. kısas: kıssalar hikâyeler.kısâs: öldüreni öldürme cezası. kısâsen: kısas olarak. kısım: bölüm. kısm: bölüm. kısmen: bir bölümü. kısmet: nasip. kıssa: ibretli hikâye. kıssât: kıssalar hikâyeler.kıssîs: keşiş papaz.kıstas: ölçü. kışır: kabuk. kışr: kabuk. kıtâ: kara parçası şiir parçası.kıtal: birbirini öldürme. Kıtmîr: Ashabıkehfin köpeği. kıtr: erimiş bakır. kıvâm: olgunluk tav dik direk.kıyâm: ayakta durma ayaklanma.kıyâmet: dünyanın yıkılıp son bulması. kıyâs: karşılaştırma. kıyâsât: karşılaştırmalar. kıyâsen: kıyasla. kıyâsımaâlfârık: birbirine benzemeyenlerin karşılaştırılması. kıymet: değer. kıymetdâr: kıymetli değerli.kıymetşinâs: değerbilir. kıyye: okka 1282 gram ağırlık.kızıl: kırmızı. kızılbaş: Alevilere verilen bir isim. kızılelma: eski Roma. kibar: ince nazik.kibâr: büyükler. kibir: büyüklük büyüklenme büyüklük taslama.kibriyâ: büyüklük. kifâyet: yeterlik. kile: 40 litrelik tahıl ölçüsü. kîle: denildi. kilk: kalem. kîlükal: dedikodu. kimyâ: bir ilim kolu ilaç.kimyâger: kimyacı. kimyâhâne: deneyevi. kin: gizli düşmanlık. kinâiyyât: kinayeler. kinâye: mânâyı dolayısıyla anlatan söz üstü örtülü dokunaklı söz.kinâyeten: kinaye bakımından. kindâr: kinci. kinedâr: gizli düşmanlık besleyen. kirâm: ulular cömertler kerimler.Kirâmenkâtibîn: günahları ve sevapları yazan melekler. kisb: işleme edinme kazanma.kisbî: edinmeyle ilgili. kîse: kese. kisrâ: eski iran hükümdarı. kisve: kılık elbise.kitâb: kitap. kitâbe: yazılı levha. kitâbet: yazma işi. kitâbeten: yazmakla. Kitâbımübîn: apaçık kitap kaderin bir türü Kurân.kitâbî: kitaba uygun kitapla ilgili ilâhî kitaplardan birine inanan.kitâbullah: Allahın kitabı Kurân.kitle: kütle yığın öbek.kiyâset: akıllılık. kizb: yalan. klâsik: zamanın değerini yitirmeyen sanatta kuralcı alışılmış.klinik: hastaya bakılan yer. kof: içi boş. kolordu: ordunun bir bölümü. kombinezon: tertip düzenleme.komisyon: özel bir maksad için kurulan heyet. komita: siyasi bir maksat için bir araya gelenlerin gizli cemiyeti. komite: bir iş için toplanan heyet. kompleks: karmaşık şuur dışı meyillerin tümü.komplo: bir kimse aleyhine alınan gizli karar. komprime: hap. Konstantiniyye: istanbul. kontenjan: ilgililerin her birine düşen pay ölçüsü. kordon: zincir. kozmoğrafya: uzay ilmi. kozmoz: âlem kâinat.köle: esir alınıp satılan insan.kritik: tenkit sıkışık durum.kubbe: yarım küre şeklinde bina damı. kubh: çirkinlik. kubûr: kabirler mezarlar.kuddîsesırruhu: sırrı mukaddes olsun! Kuddûs: "temiz olan ve temizlikleri yaratan" mânâsında ilâhî isim. kudemâ: kadimler eskiler büyükler.kudret: güç. kudsî: kutsal temiz arınmış yüce.kudsiye: kutsal. kudsiyet: kutsallık yücelik temizlik.kudûm: uzaktan gelme ayak basma.kul: insan. kulûb: kalbler. kulunç: acı veren bir hastalık. kumandan: komutan. kumbiiznillah: Allahın izniyle kalk! kumistân: kumluk yer çöl.kundak: bebek sargısı yangın çıkaran ateş parçası.kurâ: ad çekme. Kurân: "okunan" mânâsında ilâhî kitabımızın adı. Kurânî: Kurânla ilgili ait.kurb: yakınlık. kurbiyet: yakınlık. Kureyş: Peygamberimizin kabilesi. kurrâ: Kurân okuyucuları. kurûn: çağlar asırlar devreler.kusûr: eksiklik pürüz özür kabahat.kusûrât: kusurlar. kusûriyet: kusurluluk. kûşe: köşe. kut: gıda azık.kutb: büyük evliya. kutbiyet: büyük evliyalık. kutbuâzam: en büyük kutub zamanın en büyük velîsi.kutr: çap. kutub: büyük evliya. kutulâyemût: ölmeyecek kadar yiyecek. kuvâ: kuvveler. kuvve: kuvvet düşünce duygu yetenek.kuvvet: güç. kuvvetüzzahr: yardım kuvveti. kuyûd: kayıtlar bağlar.kuzeh: renk renk çizgiler. kübra: en büyük. küdûret: koyuluk kederlilik.küffâr: kâfirler. küfr: îmansızlık. küfrân: îmansızlık nankörlük.küfrî: küfürle ilgili. küfriyât: küfürle ilgili şeyler. küfür: îmansızlık. küfürbaz: küfredici. küfüv: denk eş.kühûlet: erginlik. külâh: tepesi sivri başlık. külfet: yük zahmet zorluk.külhân: hamam ocağı. küll: bütün. küllî: bütün fertleri ihtiva eden genel kavram genel kapsamlı.külliyat: hepsi bir yazarın bütün eserleri.külliye: bütünlük ilgili bütün kısımların bir arada bulunduğu yapı.külliyen: bütünüyle. külliyet: bütünlük genellik kapsamlılık.kültür: bir milletin maddî ve mânevî varlıkları yaşayış ve davranış şekli kazanılan genel bilgi.kün: "ol" emri. küngân: su borusu. künh: asıl öz kök.künnes: gece görünen yıldızlar. künûz: hazineler. künye: kimlik. Kürdî: Kürdistânlı. küre: yuvarlak. küreiarz: yer yuvarlağı dünya.kürevî: yuvarlak. küreviyet: yuvarlaklık. küreyvât: kürecikler. küreyvâtıbeyzâ: akyuvarlar. küreyvâtıhamrâ: alyuvarlar. Kürsî: arşı azamın altındaki makam. Kürt: Müslüman bir kavim o kavimden olan kişi.küsûf: kararma güneş tutulması.küsûfât: kararmalar güneş tutulmaları.küsûr: artık. küsûrât: küsurlar artıklar.küşâ: açan. küşâd: açma. küşâde: açılmış. küşâyiş: açıklık. küşûf: keşifler açmalar bulmalar.kütle: yığın öbek.küttâb: kâtipler. kütüb: kitaplar. Kütübüsitte: güvenilir olan altı hadîs kitabı. kütük: bütün adların yazıldığı büyük defter. küvar: petek kovan.
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
lâ: yoktur
hayır.lâakal: en azından. lâalettâyin: gelişigüzel. lâbis: giyinmiş. lâbüd: şüphesiz kesin.lâdinî: din dışı dinsiz.lâedrî: kendi varlığından bile şüphe eden felsefeci. lâfıgüzâf: boş söz. lâfız: söz. lâfz: söz. Lâfzaicelâl: "Allah" lafzı. lâfzen: sözle. lâfzî: sözle ilgili. lâfziye: sözle ilgili olan. lâfzullah: "Allah" lafzı. lağv: geçersiz boş.lahd: mezar. lâhık: ulaşan eklenen.lâhika: eklenen katılan.lahm: et. lahn: güzel ses kuralsız okuyuş.lâhut: ilâhî âlem. lâhutî: ilâhî âlemle ilgili. lahza: an en kısa zaman.lâik: dini olmayan din dışı.laîn: lânetli. lâin: lânet eden. lâkab: lâkap takma ad.lâkayd: kayıtsız ilgisiz.lâkaydane: kayıtsızca ilgisizce.lâkin: ama fakat.lâkita: buluntu. lâl: dilsiz. lâlezâr: lâle bahçesi. lâmeşrû: yasak. lâmise: dokunma duyusu. lânet: nefret öfke.lâsiyyema: özellikle. lâşe: leş. lâşek: şüphesiz. lâşey: bir şey değil. lâtaknetû: kesmeyiniz. lâtenâhî: sonsuz. lâteşbih: benzetmek gibi olmasın! Lâtif: lütfedici. lâtif: yumuşak güzel şirin ince.lâtifane: lâtifçe. lâtife: ince duygu hoş söz nazik şaka.Latin: eski bir kavim. lâubâlî: senli benli saygısız ilgisiz umursamaz.lâubâlîyâne: saygısızca ilgisizce.lâyemût: ölümsüz. lâyemûtâne: ölümsüz gibi. lâyenkatı: kesilmeksizin aralıksız.lâyetecezzâ: bölünmez. lâyetefellel: kırılmaz körelmez.lâyetenahî: sonsuz. lâyetezelzel: sarsılmaz. lâyezâl: yok olmaz. lâyezâlî: yok olmayan. lâyıha: tasarı. lâyık: uygun yaraşır.lâyuad: sayısız. lâyuhsâ: hesapsız. lâyuhtî: hatasız. lâyutak: güç yetmez. lâyüsel: sorumsuz. lâzım: gerekli. lâzımâmed: lâzım gelir. lâzıme: gerekli olan. leb: dudak. lebâleb: dopdolu. lebbeyk: buyurunuz. lebbeykzen: "buyurunuz" diyen. Lebîd: ünlü bir şair. ledün: gizli ilim marifetullah.ledünniyât: Allah vergisi olan gizli ilimler. leffen: ekli bitişik.lehce: bir beldenin konuşma tarzı. leheb: ateş alevi. lehine: onun faydasına. lehiv: günahlı eğlence. lehülhamd: Allaha hamdolsun. lehviyât: günahlı eğlenceler. leim: alçak kötü.lekedâr: lekeli. lema: parıltı. lemeân: parıldama. lemeât: parıltılar. lemha: göz atma. lemyezel: yok olmaz devamlı.lenf: beyaz kan. lenfisâm: asla kırılmaz ve kopmaz. lenger: demir çapa. lengerendâz: demir atan gemi. lenterânî: beni asla göremezsin! lerzân: titrek. lerze: titreme. leşker: asker. letâfet: hoşluk güzellik incelik yumuşaklık.letâif: ince duygular incelikler güzellikler.levâzım: gerekli olanlar. levâzımât: gerekli şeyler. levent: denizci asker yakışıklı.levh: levha yazı resim manzara.levha: manzara yazı resim.Levhimahfûz: olmuş ve olacaklarla ilgili bütün bilgilerin yazılı bulunduğu kader levhası. Levhimahv: varlıkların yazılıp silindiği levha. levm: kınama. levn: renk. levs: pislik. levvâme: kınayan. leyâl: geceler. leyl: gece. leylî: gececi. leys: yokluk. leyse: olmadı. leyte: keşke. leyyin: yumuşak. lezâiz: lezzetler. lezîz: lezzetli. lezîzâne: lezzetlice. lezzât: lezzetler. lezzet: tad. liân: lânetleşme. liaynihî: kendisiyle. libas: elbise. liberal: kişi hürriyetine önem veren. lieclillah: yalnız Allah için. ligayrihi: başkalarıyla. lihye: sakal. lika: kavuşma. lillah: Allah için. lillâhî: Allah için. lillâhilhamd: hamd Allaha mahsustur. lime: parça. limmî: açıklık. limmî: eser sahibinden eserlerine götüren delil ateşin dumana delil olması gibi.limmîyet: açıklık. lisan: dil. lisanen: dil ile. lisanıhâl: hâl dili meramını durum ve görünümüyle anlatma.livâ: sancak. livechillah: Allah namına. liyâkat: layıklık uygunluk.lizatihî: kendisiyle. lohusa: yeni doum yapan kadın. Lokman: Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat. lûb: oyun eğlence. lûgat: lügat sözlük kelimelerin anlamlarını kısaca bildiren kitap.Lût: Sodom halkına gönderilen bir peygamber. lüb: iç öz.lüks: şatafat aşırı süs.lülü: inci. lümeyâ: parıltıcık. lümme: vesvese nokta.lütf: lütuf. lütfen: lütuf ile. lütuf: iyilik. lütufkâr: lütuf eden. lütufkârane: lütuf edercesine. lütufnâme: lütuf mektubu. lüzum: gereklilik. |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
ma: su.
maa: "beraber birlikte" mânâsında ön ek.maabid: mabetler tapınaklar.maâd: âhiret. maâdâ: başka. maadin: madenler ****ller.maahazâ: bununla beraber. maalesef: yazık ki. maalgayr: başkasıyla birlikte. maali: yücelikler. maaliftihar: iftiharla seve seve.maaliyat: yüce bilgiler yüksek mertebeler.maalkerâhe: kerahetle çirkinlikle.maalkifaye: yeterli olmakla birlikte. maalmemnuniye: memnuniyetle. maamâfih: mamâfih bununla beraber.maânî: mânâlar anlamlar.maârif: marifetler ilimler tanımalar eğitim.maârifperver: eğitimi seven. maâriz: sözün gizli mânâları. maâsi: günahlar isyanlar.maaş: geçinilecek şey yaşayış aylık para.maaşen: yaşayış ve geçim bakımından. maatteessüf: üzülerek yazık ki.maâyib: ayıplar. maazallah: Allah korusun. mâbâd: sonrası. mâbâdettabiîye: fizik ötesi ****fizik.mâbed: mabet ibadet yeri.mâbeyn: arası. mâbihiliftihar: kendisiyle iftihar olunan. Mâbûd: kendisine ibadet edilen Allah. Mâbûdiyet: Mabutluk. mâcerâ: serüven. mâcid: yüce şerefli.mâcun: maddelerin ezilmiş hâli. madalya: başarılı kimselere takılan madeni nişan. madalyon: boyuna takılan süs eşyası. madde: uzayda yer dolduran varlık. maddeperest: maddeye taparcasına düşkün olan. maddeperver: maddeyi seven. maddeten: maddece madde bakımından.maddî: madde ile ilgili maddece.maddîyât: maddî şeyler. maddîye: madde olan. maddiyyun: maddeciler mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler.maddiyyunluk: maddecilik materyalizm maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.mâdele: adalet yeri. mâdelet: adalet etmek. mâdem: böyle olunca. mâden: ****l kaynak.mâdeniyat: madenler ****ller.mâder: ana. madrûb: vurulmuş dövülmüş.mâdûd: sayılan. mâdûm: yok olan. mâdûmât: yok olanlar. mâdûmiyet: yok olma yokluk.mâdûn: alt taraf. mâfât: telef olan yiten.mâfevk: üst. mâfihâ: içindekiler. mafsal: eklem. mâfüvv: bağışlanmış. mağazî: gaza hikâyeleri. mağdûb: gazaba uğramış. mağdur: haksızlığa uğramış. mağfiret: Allahın affı. mağfûr: affedilen. mağlata: kafa karıştıran aldatıcı söz. mağlûb: yenilmiş mağlup.mağlûbane: yenilmiş bir hâlde. mağlûbiyet: yenilgi. mağmûm: gamlı tasalı bulutlu.mağmûre: adı sanı silinmiş yerinde yeller esen.mağrib: batı akşam.mağrur: gururlu. mağrurâne: gururluca. mağruren: gururlanarak. mağz: öz iç.mah: ay. mahal: yer. maharet: ustalık beceri.maharim: mahremler yasaklar gizliler.mahbes: hapishane. mahbub: sevgili. mahbubâne: sevilerek. mahbubât: sevgililer. mahbubiyet: sevilirlik. mahbus: hapsedilmiş. mahbusîn: hapsedilenler. mahbusiyet: hapsedilmişlik. mahcûb: utangaç sıkılgan.mahcûbiyet: utangaçlık. mahcûr: kısıtlı. mahdûd: sınırlı. mahdûdiyet: sınırlılık. mahdum: oğul kendisine hizmet edilen.mahdumiyet: mahdumluk. mahfaza: koryucu kap. mahfel: kapalı yer camilerde yüksek yer.mahfî: gizli. mahfîyât: gizlilikler gizli olanlar.mahfûz: korunmuş. mahfûzât: hafızadakiler korunanlar.mahfûziyet: korunurluk. mâhî: balık. mâhir: maharetli becerikli.mâhirâne: ustaca beceriklice.mahiyet: öz nitelik kendilik.mahiyyat: mahiyetler özler.mahkeme: davaların görülüp hükme bağlandığı yer. mahkî: hikâye olunan. mahkîanh: kendisinden bahsedilen. mahkûm: hükümlü cezalı mecbur.mahkûmiyet: mahkûmluk. mahlâs: yazarın takma adı. mahlûk: yaratık. mahlûkat: yaratıklar. mahlûkiyet: yaratılmışlık. mahmil: deve üstündeki sepet bir söze yüklenen mânâ.mahmûd: övülmüş. mahmûl: yüklenilen. mahmûle: yük. mahmûr: baygın göz. mahrec: çıkış yeri. mahrek: yörünge. mahrem: gizli yasak başkasına haram olan evlenilmesi haram olan akraba.mahremâne: mahremce gizlice.mahremiyet: mahremlik gizlilik yasaklık.mahrûkat: yakıtlar. mahrûm: yoksun. mahrûmiyet: yoksunluk. mahrût: koni. mahrûtî: konik. mahsub: hesaplanmış. mahsûd: kıskanılan. mahsûl: ürün. mahsûlât: ürünler. mahsûldâr: ürünlü. mahsûr: kuşatılmış. mahsûs: hissedilmiş birine ayrılmış bile bile.mahsûsât: mahsuslar. mahsûsiyet: mahsusluk. mahşer: ölülerin dirilip toplanacakları yer. mahşernümâ: mahşeri andıran. mahşûş: içine girilmiş lekelenmiş.mahtûmâne: bitirircesine bir kitabı bitirince verilen ziyafet gibi.mâhud: bilinen sözü edilen.mâhudiyet: bilinirlik. mahuf: korkulu. mahv: benlik bakımından silinme. mahvetme: silme. mahviyet: silinme hâli. mahviyetkâr: benliğini silen. mahviyetkârane: benliğini silercesine. mahz: sadelik. mahzâ: sade. mahzân: sadece. mahzen: hazine odası. mahzeniyet: mahzenlik. mahzûf: çıkarılan kaldırılan.mahzûn: üzgün. mahzûnâne: üzgünce. mahzûr: sakınca. mahzûrât: sakıncalar. mahzûz: hoşlanan. mahzûzât: hoşlanılan şeyler. maî: su cinsinden su ile ilgili mavi.mâide: sofra. mâil: eğilmiş meyilli istekli andırır yörünge.mâile: eğri eğik.mâilikamer: ayın yörüngesi. maîşet: yaşayış geçim.maiyyet: yanındakiler. makabir: mezarlar. mâkabl: öncesi. makad: oturak yeri arka.makalât: makaleler. makale: söz gazete yazısı.makalid: kilitli yerler. makam: yer mertebe müzikte usul.makamât: makamlar. Makâmımahmûd: Peygamberimize verilen yüksek makam. makamperest: makam düşkünü. makarr: karar yeri durulan yer.makasıd: maksatlar gayeler.makber: mezar. makberistân: mezarlık. makbûl: kabul edilen geçerli.makbûliyet: kabul edilebilirlik geçerlilik.makdis: kutsal yer. makdûrat: takdir edilenler kudret eserleri.mâkes: yansıma yeri ayna.makhûr: kahredilmiş ezilmiş.mâkis: karşılaştırma. makrû: okunan. makrûn: yakın ulaşmış.maksad: istenen. maksûd: istenen şey. maksûm: bölünmüş. maksûr: kısaltılmış. makta: kesit. maktel: öldürülen yer. maktûl: öldürülmüş. mâkûd: bağlı. mâkûl: akla uygun. mâkûlâne: akla uygun biçimde. mâkûlât: akla uygun olanlar akılla ilgili bulunanlar.mâkûle: akla uygun olan. mâkûliyet: akla uygunluk. mâkûs: ters. mâkûse: tersine çevrilmiş. mâkûsen mütenâsib: ters orantılı. makûsen: tersine olarak. makzî: kaza olunan ödenen.mâl: bir kimsenin eli altında bulunan değerli şey. mâlâmal: dopdolu. mâlâyanî: faydasız boş saçma.mâlâyanîyât: faydasız şeyler. mâlâyutak: dayanılmaz güç yetmez.mâlihülyâ: boş hayâller kara sevda.mâlik: mülkün sahibi. mâlikâne: büyük ev sahip gibi.Mâlikî: dört hak mezhepten biri. mâlikiyet: sahiplik. mâliye: mal ile ilgili olan. mâlûl: hasta. mâlûliyet: hasta olma. mâlûm: bilinen. mâlûmât: bilinenler. mâlûmiyet: bilinirlik. mamâfih: bununla beraber. mâmelek: olanca malı. Mamhuran: bir aşiret ismi. mâmûl: yapılmış. mâmûlât: yapılmış şeyler. mâmûr: bayındır şenlikli.mânâ: anlam öz.mancınık: eski bir silah taş atma aleti.Mançur: Asyada yaşayan bir kavim. manda: sömürge camız.mânde: kalmış yaramaz.mânen: mânâca anlamca.mânend: benzer eş.mânevî: maddî olmayan ruhanî.mânevîyât: madde üstü hâller. mânevîye: mânâ ile ilgili. manevra: hareket kabiliyeti harp oyunu.mânî: engel. mânîâ: engel olan. mânidâr: anlamlı. mânidârâne: anlamlıca. mansıb: makam. mansub: atanan. mansûr: yardım görmüş zafere ulaşmış.mansûs: iyice kesinleşmiş âyetle sabit.mantık: düşünen akla kurallarıyla yol gösteren ilim. mantıkî: mantıkla ilgili mantıklı.manyetizma: başka üzerinde uyuşukluk verici tesir. manzar: bakış yeri. manzara: görünüş. manzûm: nazımlı dizili düzenli şiir.manzûme: şiir sistem.manzûmeişemsiye: güneş sistemi. mâr: yılan. mâraz: sergi. maraz: hastalık. mâreke: çarpışma yeri çarpışma.mârez: sergi. mârık: dinsiz. mârife: belli bilinen.mârifet: ilim hüner tanıma.mârifetâşinâ: marifetin yabancısı olmayan. mârifetnâme: marifet yazısı. mârifetullah: Allahı bilme tanıma.marîz: hasta. mâruf: bilinen güzel.mârufiyet: bilinirlik. Mârût: sihir belleten iki melekten biri. mâruz: arzolunan verilen anlatılan karşı karşıya kalan.mâruzât: anlatılanlar. marzî: arzu edilen razı olunan.marzîyât: razı olunan şeyler. mâsadak: bir sözü onaylayan doğrulayan.masârif: masraflar giderler.masârifât: masraflar. masdar: kök kaynak.masdariyet: masdarlık. masdûk: tasdiklenen. mâsivâ: yaratıklar. mâsivâullah: Allahın yarattıkları. mâsiyet: isyan günah.maskara: kendisine gülünen. maskaraâlûd: maskaralı. maskat: düşülen yer doğum yeri.maslahat: fayda iş.maslahatdâr: faydalı. maslahaten: faydaca. maslahatkâr: faydalı. maslahatkârâne: faydalı biçimde. masnû: sanatla yapılmış eser. masnûât: sanatlı yapılmış eserler. masnûiyet: sanat eseri olma hâli. mason: "masonluk" denilen kökü dışarıda gizli ve tehlikeli bir örgütün üyesi islâm düşmanı.masraf: gider harcama.masrûf: harcanmış. mass: emme. mâsum: günahsız suçsuz.mâsumâne: masumca. mâsume: suçsuz kadın veya kız. mâsumiyet: masumluk. mâsûn: korunan. mâsûniyet: korunurluk. mâşâallah: Allah korusun! mâşer: topluluk. mâşerî: topluluğun olan. maşraba: su kabı. maşrık: doğu. mâşûk: sevilen. mâşûka: sevilen kadın. matbaa: basımevi. matbah: mutfak. matbû: basılmış. matbûât: basın basılanlar.mâtem: yas. mâtemâlûd: yasla karışık. mâtemhâne: yas evi. materyalist: maddeci sadece maddeye inanan îmansız.materyalizm: maddecilik maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.matiyye: binek. matlâ: güneşin doğduğu yer. matlab: istenen. matlûb: istenilen. matlûbât: istenilenler. matmah: tamah ile bakılan. matrûd: kovulan. mâtûf: yöneltilen. matûmât: yemekler. Mâtüridî: itikadda hak mezhep imamı olan âlim. matvî: dürülen içine tıkılan.maûn: yardım. maûnet: yardımlar. mâverâ: perde arkası. mâvudieleh: varlık gayesine uygunluk. mavzer: bir çeşit tüfek. mâye: maya öz.mâyî: sıvı. mazâhir: görünme ve ortaya çıkma yerleri. mazanne: zanlı yer veya kimse mazarrât: zararlar. mazbata: tutanak. mazbût: tutulan derli toplu.mâzeret: elde olmayan özür. mazhar: ortaya çıkma ve görünme yeri. mazhariyet: mazharlık. mâzi: geçmiş zaman. mâziyât: geçmiş zamanlar. mazlûm: zulüm görmüş sessiz.mazlûmâne: zulüm görmüşcesine. mazlûmen: zulmedilerek. mazlûmîn: zulmedilenler. mazlûmiyet: zulme uğramışlık. mazmaza: abdestte ağzı yıkamak. mazmûm: eklenmiş. mazmun: ince anlamlı söz. maznun: zanlı sanık.mazrûf: zarfa konan. mâzûr: özürlü. mâzûriyet: özürlülük. meâb: sığınak dönüş yeri.meâd: varılacak yer âhiret.meâl: sözün kısaca anlamı. meânî: anlamlar. mearic: çıkılacak yerler. meâsi: isyanlar günahlar.meâyib: ayıplar. mebâdi: başlangıçlar. mebâhis: konular. mebde: başlangıç. mebğuz: sevilmeyen. mebhas: bölüm. mebhût: şaşkın. meblağ: tutar miktar.mebnî: kurulan dayanan.mebsût: genişleyen. mebsûten: genişleterek. mebûs: gönderilen milletvekili.mebûsân: mebuslar milletvekilleri.mebzûl: bol çok ucuz.mebzûliyet: bolluk çokluk ucuzluk.mecâl: tâkat. mecâlis: meclisler. mecâz: sözün başka mânâda kullanılması. mecâzî: mecazlı. mecbûr: zorlanmış zorunlu.mecbûriyet: mecburluk. meccânen: bedava parasız.mecelle: dergi kanun dergisi.mechul: bilinmeyen meçhul.mechure: nefesin tutulup sesin çıkarılmasıyla okunan harfler. mecid: yüce şerefli.meclis: bir mesele için toplanmış insan topluluğu. meclûb: çekilen celbolunan.mecmâ: toplanılan yer. mecmû: toplam. mecmua: yazılar topluluğu dergi.mecnûn: deli çılgın.mecrâ: su yolu kanal.mecrûh: yaralı. mecrûr: son harfi esre olan kelime. mêcul: yapılmış. mêcur: ücretlenme. mecûsî: ateşe tapan. meczûb: cezbeli kendini kaptırmış başkasının etkisiyle davranan.meczûbane: cezbeye kapılmışcasına. medâr: sebep vesile kaynak yörünge.medâris: medreseler. medayih: övgüler. medd: kabarma uzatma.meddâh: öven. medde: uzatma işareti. meded: yardım. mededkâr: yardım eden. mededres: yardımcı. medenî: terbiyeli kibar şehirli.medeniyet: düzenli ve ileri hayat seviyesi şehirlilik.medeniyetperest: medeniyete aşırı düşkün olan. medeniyetperver: medeniyeti seven. meder: çakıl taşı. medfen: mezar. medfûn: gömülmüş defnedilmiş.medh: medih övme.medhal: giriş etki.medih: övme. medîha: övgü. medîne: şehir. medlûl: kendisine delil getirilen mânâ anlatılan.medlûliyet: kendisine delil getirilme. medrese: dershane okul.Medresetüzzehrâ: parlak medrese. medyum: cinci. medyun: verecekli. mefâhim: mefhumlar kavramlar.mefâhir: övünülecek şeyler. mefâsid: bozguncular. mefatih: anahtarlar. mefhar: övünme sebebi. mefhum: kavram. mefkud: bulunmayan. mefkûre: ülkü. meflûc: felçli inmeli.mefrûş: döşeli. mefsedet: fesatlık bozukluk.mefsûh: hükmü kaldırılan. meftûn: tutkun vurgun.meftûniyet: tutkunluk vurgunluk.meftûr: bezgin. mefûl: fiilden etkilenen. mefûliyet: fiilden etkilenmişlik. meh: ay. mehâbet: heybet büyüklük.mehâfet: korku. mehâfetullah: Allah korkusu. mehâlik: tehlikeler. mehâsin: güzellikler. mêhaz: kaynak. mehbît: inilen yer. mehbût: korkudan şaşıran. mehcûr: ayrılmış. mehd: beşik. Mehdî: hidayete eren ve hidayete vesile olan âhirzamanda eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nuranî âlim.Mehdîmisâl: Mehdî gibi. mehenk: ölçü taşı. mehîb: korkulan. mehmâemken: olabildiğince. mehmûse: fısıltıyla okunan harfler. mehr: mehir erkeğin kadına verdiği evlenme bedeli.mehtâb: mehtap ay ışığı.mehter: Osmanlılarda askerî müzik takımı. mekâdir: miktarlar. mekân: yer ev.mekânî: mekânla ilgili. mekanik: hareket ilmi. mekanizma: makine kısmı işleyiş.mekârim: iyilikler. mekatı: duraklar. mekâtib: okullar. mekâyis: ölçütler. mêkel: yemek yenilen yer. mekîk: bir dokuma âleti. mekîn: sakin vakarlı saygın.mekkâr: hileci düzenci.Mekke: Kabenin bulunduğu mukaddes şehir. meknun: örtülü gizli.meknûz: gizli define. mekreme: ikram yeri. mekruh: kötü çirkin.meksûb: kazanılmış. meksûbe: kazanılan. mekşûf: keşfedilen açılan.mekteb: mektep okul.mektûb: mektup yazılan.mektûbât: mektuplar. mektûbe: yazılmış. mektûm: gizli saklı.mêkûlât: yiyecekler. melâb: oyun yeri. melâbe: oyun yeri. melâbegâh: oyun oynanan yer. melâhat: yüz güzelliği. melâhim: savaş yerleri. melâib: oyunlar oyun yerleri.melâik: melekler. melâike: melekler. melâiketullah: Allahın melekleri. melâl: can sıkıntısı. melâmet: kınanmışlık. melâmî: kınanmış melamilik tarikatından olan.Melâmîlik: kendini kınamayı esas alan bir tarikat. melâne: lânete lâyık olan. melbûsât: giyecekler. melcê: sığınak. meleiâlâ: büyük meleklerin âlemi. melek: nurdan yaratılmış masum varlık. melekât: melekeler. meleke: zihnin anlama kavrama hatırlama gibi özellikleri tekrar tekrar yapmaktan dolayı kazanılan beceri.melekî: melekle ilgili melek gibi.melekiyet: meleklik. meleksimâ: melek yüzlü. melekût: melekler âlemi varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü.melekûtî: melekutla ilgili. melekûtîyet: melekutluk. melekülmevt: ölüm meleği. melez: ırkı karışık. melfûf: paketlenip gönderilen. melfûfât: paketlenip gönderilenler. melfûz: söylenmiş. melhûz: düşünülebilen. melîh: güzel şirin.melîk: hükümdar. melîke: kadın hükümdar. melîl: üzgün. melsûk: yapıştırılmış. mêlûf: alışılmış. melûl: usanmış. melûn: lânetli. melûnâne: melunca. melzum: lüzumlu. memâlik: memleketler. memât: ölüm. memduh: övülmüş. memduha: övülmüş. memer: geçit. memlû: dolu. memlûk: köle. memnû: yasak. memnûn: hoşnut. memnûnâne: memnunca. memnûniyet: memnunluk. mêmûl: umulan. Mêmûn: felsefe kitaplarını tercüme ettirmesiyle meşhur bir halife. mêmûn: emin korkusuz.mêmûr: emir altında olan. mêmûrîn: memurlar. mêmûriyet: memurluk. memzûc: karışık. men: kim. men: yasaklama. menâbî: kaynaklar. menâfî: menfaatler. menâfiz: delikler. menâhî: yasaklananlar. menâhic: metodlar. menâkıb: hayat hikâyeleri. menâm: uyku. menâmen: uykudayken. menâr: ışık tutucu. menâsık: ibadet yerleri. Menat: bir putun adı. menâtık: mıntıkalar bölgeler.menâzır: manzaralar. menâzil: inilen yerler. menbâ: kaynak. mencê: kurtuluş yeri. mendûb: emredilmediği hâlde yapılan güzel amel iş.mendûbiyet: mendupluk. menend: eş benzer.menfâ: sürgün yeri. menfaat: fayda çıkar.menfaatperest: menfaatına çok düşkün. menfaattar: menfaatli. menfez: delik gözenek.menfî: olumsuz sürgün.menfûr: nefret edilen. menhî: yasaklanan. menhiyat: yasaklananlar. menhûs: uğursuz. meni: döl suyu. menkıbe: hayat hikayesi. menkûha: nikâhlı kadın. menkul: anlatılan taşınabilen.menkulât: taşınanlar anlatılanlar.menkûr: inkâr edilen. menkûs: tersine çevrilmiş. menkuş: nakışlı. menkuz: bozulmuş. Mennân: kullarına bol nimet ve ihsanlarda bulunan Allah. mensub: bağlı ait ilgili.mensubât: bağlılar ilgililer.mensubiyet: bağlılık aitlik.mensûc: dokunmuş. mensûcât: dokunanlar. mensûh: hükmü kaldırılmış. mensur: nesirli. mensûs: âyet ve hadîs gibi kesin delillerle tesbit edilmiş olan. menşê: esas kök kaynak.menşûr: yayılmış. mênûs: alışılmış. menvî: niyetlenen. menzil: inilen yer. menzilgâh: inme yeri. merâ: otlak. merak: öğrenme isteği. merakâver: merak verici. merâkib: binekler. merâm: maksat niyet istek.merâsim: tören. merâtib: mertebeler. merâyâ: aynalar. merbût: bağlı irtibatlı.merbûtiyet: bağlılık. mercan: denizden elde edilen bir süs maddesi. mercî: makam dönülecek yer başvurulacak yer kaynak makam.mercîiyet: başvurulacak makam olma özelliği kaynaklık.mercû: ümit edilen rica olunan.mercûh: tercih edilmeyen başkası ona tercih edilmiş.merd: mert sözünün eri.merdâne: mertçe. merdûd: reddedilmiş. merdümgiriz: insanlardan sıkılan yalnızlığı seven.merdümgirizane: kalabalıktan sıkılıp yalnızlık isteyerek. merfû: yükseltilmiş. merğûb: rağbet edilen istenilen.merhaba: rahat olun hoş geldiniz.merhale: kademe aşama.merhamet: acıma. merhameten: merhamet ederek. merhametkâr: merhametli. merhametkârâne: merhamet edercesine. merhem: yara ilacı. merhûm: rahmetli ölmüş.merhûme: ölmüş kadın. merhûn: rehin edilmiş. merî: görünür olan yürürlükte olan.meridyen: boylam. Merih: bir gezegen. merîyyet: yürürlükte oluş görünürlük.merkeb: binek. merkez: orta mekân idare yeri.merkezî: merkezde olan. merkeziyet: merkezlik. merkûb: binek. mermi: kurşun. mermuze: dolaylı anlatılan. mersiye: ölüm şiiri. mert: üstün karakterli. mertebe: derece aşama.Merve: Mekkede bir mübarek tepe. mervî: rivayet edilen anlatılan.merzûk: rızıklanmış. merzûkiyet: rızıklanmışlık. mesâbe: yerinde değerinde.mesâbih: lambalar. mesâcid: namaz kılınan yerler. mesâfe: ara uzaklık.mesağ: izin. mesâha: yüz ölçümü. mesâhif: mushaflar Kurânlar.mesâi: çalışmalar emekler.mesâib: musibetler. mesâil: meseleler. mesaj: haber. mesâk: sevkedilen yer. mesâkin: meskenler evler.mesâkin: miskinler fakirler.mesâlih: maslahatlar işler.mesâlik: meslekler ekoller yollar.mesâmât: gözenekler delikler.mesâme: gözenek. mesâne: sidik torbası. mesânî: bir şeyin tekrarı. mesarr: sürurlu sevinçli.mesâvî: kötü hâller. mesbûk: geçmiş geri kalmış.mescid: secde yeri küçük cami.mesel: atasözü küçük hikâye.mesêle: düşünülecek husus konu.meserret: sevinç şenlik.mesh: el sürme silme.Mesîh: olumlu mânâda isa aleyhisselâm için söylenen bir tabir. Mesîh: "silen bozan" mânâsında deccalın bir adı.mesîl: kanal benzer.mesîre: gezinti yeri. mesîregâh: gezinti yeri. meskat: doğum yeri. mesken: oturulan yer ev.meskenet: yoksulluk miskinlik.meskûn: oturulan yer. meslek: yol usûl ekol.mesmû: işitilen. mesmûat: işitilenler. mesmûm: zehirlenmiş. mesned: dayanak. mesnevî: bir şiir türü. mesnûn: sünnet olan. mesrûk: çalınmış. mesrûr: sevinçli sürurlu.mesrûrâne: sevinçli bir şekilde. mesrûriyet: sevinçlilik. mest: ayakkabı hazla kendinden geçen.mestûr: örtülmüş. mestur: satırlanmış çizilmiş.mestûre: örtülü kadın. mesûd: saadetli mutlu.mesûdâne: saadetle. mesûdiyet: mesutluk. mesûk: sevk olunan. mesûl: sorumlu. mesûliyet: sorumluluk. meşâgil: meşguliyetler. meşâhir: meşhurlar ünlüler.meşakkat: zahmet zorluk sıkıntı.meşâle: ucu alevli değnek. meşârib: meşrepler anlayışlar gidişatlar.meşayih: şeyhler pirler.meşbû: doymuş. meşegâh: meşelik. meşême: sol kötü uğursuz.meşgale: iş uğraş.meşgul: işli iş üstünde olan.meşguliyet: işlilik. meşher: sergi. meşhûd: görülen. meşhûdât: görülenler. meşhûdiyet: görünürlük. meşhûn: sevinçli. |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
meşhûr: ünlü.
meşîet: dileme. meşîhat: din işleri merkezi. meşk: alıştırma örnekleme.meşkûk: şüpheli. meşkûr: şükre lâyık olan. meşmeşiye: normal göze görünmeyen misalî bir âlem. meşreb: meşrep gidişat.meşreben: gidişatça. meşrık: doğu. meşrû: dine uygun. meşrûbât: içecekler. meşrûh: açıklanmış. meşrûhât: açıklananlar. meşrûiyet: dine uygunluk. meşrût: şarta bağlı. meşrûta: şarta bağlanmış. meşrûtiyet: devletin bir hükümdarın başkanlığı altındaki millet meclisi tarafından idare edildiği yönetim biçimi. meşrûtiyetperver: meşrutiyeti seven. meşşâiyyun: akla güvenip peygambere inanmayan felsefeciler. meşşata: süsleyen tarayan.meşûm: uğursuz. meşûmâne: uğursuzcasına. meşûme: uğursuz. meşûr: şuurlu. meşveret: danışma fikir alışverişi yapma.metâ: ticaret malı. metâlî: güneş ve ayın doğduğu yerler ve zamanlar. metâlib: istenenler. ****net: dayanıklılık. metbû: kendisine uyulan. metbûiyet: metbuluk. metfuh: açılmış. methetme: övme. methiye: övgü övme.metîn: ****netli dayanıklı.metin: yazının tamamı. metînâne: dayanıklı biri gibi. metod: usûl yöntem.metrûk: terkedilmiş. metrûkât: terkedilenler. Metta: Yunus aleyhisselâmın annesi. meûnet: geçimlik. mêvâ: yer mekân.mevâcid: kalbe zevk veren hâller. mevâdd: maddeler. mevâhib: karşılıksız verilenler ihsanlar.mevâkıf: duraklar. mevâki: yerler. mevâlid: mevlidler doğmalar.mevâlîd: varlıklar. mevâni: maniler engeller.mevâsim: mevsimler. mevhat: cansızlar. mevc: dalga. mevce: dalga. mevcûd: mevcut var olan.mevcûdat: varlıklar. mevcûdiyet: varlık. meveddet: dostluk sevgi.mevhibe: verilmiş. mevhûbe: verilen. mevhum: kuruntu ürünü. mevîza: öğüt nasihat.mevkıf: durak bölüm.mevki: yer. mevkib: kafile topluluk.yle='margin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>mevkuf: durdurulan tutulan.mevkufen: tutularak durdurularak.mevkute: süreli yayın. Mevlâ: sahip efendi Allah.Mevlânâ: Mesnevî adlı kitabın da yazarı olan ünlü velî ve şair. mevlânâ: efendimiz. Mevlevî: Mevlânanın tarikatından olan. Mevlevîvârî: dönerek zikreden mevleviler gibi. mevlid: doğum. mevlûd: doğan. mevrid: varılan yer yol.mevrûs: mirasla gelen. mevsûf: vasıflı sıfatlanan.mevsûk: vesikalı belgeli sağlam.mevsûkan: belgeli bir biçimde. mevsûl: kavuşan ulaşan bitişen.mevsûle: bitiştirilmiş. mevt: ölüm. mevta: ölü. mevtâlûd: ölümle karışık. mevûd: söz verilmiş. mevzî: bir şey konulacak yer. mevzû: konu. mevzû: uydurulmuş hadîs. mevzûat: kurallar kanunlar.mevzûbahis: söz konusu. mevzun: ölçülü tartılı.mevzunen: ölçülü ve tartılı olarak. mevzuniyet: ölçülülük tartılılık.mey: şarap ![]() meyâdin: meydanlar. meyân: orta ara.meydân: saha alan.meyelân: eğilim istek.meyil: istek yönelme.meyl: istek yönelme.meymene: sağ iyilik uğur.meymenet: bereket uğur kutluluk.meymûn: uğurlu kutlu.mêyûs: ümitsiz. mêyûsane: ümitsizce. mêyûsiyet: ümitsizlik. meyvedâr: meyveli. meyyâl: meyilli istekli.meyyit: ölü cansız.mezâd: mezat artırmalı satış.mezâhib: mezhepler. mezâhim: zahmetler zorluklar.mezâhir: görünme yerleri çiçekli yerler.mezâk: tadma. mezâlim: zulümler. mezâmir: Zebur kitabının süreleri. mezâr: kabir ziyaret yeri.mezâristân: mezarlık ölüler ülkesi.mezâyâ: meziyetler. mezbaha: hayvan kesim yeri. mezbele: çöplük. mezbûr: sözü edilen. mezc: karıştırma katıştırma.meze: çerez. mezellet: alçaklık. mezheb: gidilen yol dinin esaslarında aynı ayrıntılarında farklı görüşler.mezher: çiçeklik. mezhere: çiçeklik. meziyet: güzel özellik. meziyyât: meziyetler. mezkûr: anılan. mezmûm: yerilmiş. mezraa: tarla. mezrûat: ekilenler. mêzûn: izinli. mıh: çivi. mıknatıs: bazı ****lleri çeken madde. mıntıka: bölge. mısrâ: şiirin her bir satırı. mıstar: cetvel. mızrâk: ucu sivri savaş aleti. miâd: vade. midâd: mürekkep. midevî: mide ile ilgili. miftah: anahtar. mihâl: kuvvet. mihânikiyyet: mekaniklik. mihenk: deneme taşı. mihmân: misafir. mihmândâr: misafiri olan. mihnet: sıkıntı tasa.mihrâb: imamın namaz kıldırdığı yer. mihrâk: odak. mihver: eksen. Mikâil: dünya işlerini düzenlemekle görevli melek. mikdâr: miktar nicelik.mikyas: ölçü ölçek.mikyasvari: ölçü gibi. mil: ince ****l sel birikintisi.milâd: doğum günü. milâdî: milada dayanan. milel: milletler. milis: sivil ordu. millet: aynı dinden olanlar topluluğu. milletdaş: aynı milletten olan. milletperver: milletini seven. millî: milletle ilgili. milliyet: aynı milletten olma hâli. milliyetperver: milliyetçi milletini seven.mîmar: bina tasarımcısı. mimsiz medeniyet: deniyet yani alçaklık.minâ: cam billur sırça parlak.minârât: minareler. minber: camide hutbe okunan yer. minhâc: yol meslek metod.minindillah: Allah katında. minnet: iyiliğe karşı duyulan şükür hissi başa kakma.minnetdâr: minnet eden. minnetdârâne: minnet duyarak. minnetdârlık: minnet hissetme. mintarafillah: Allah tarafından. minvâl: tarz yol gidiş.mîr: bey amir.mîrâc: merdiven. Mîrâc: Peygamberimizin semaya çıkma mucizesi. Mîrâciye: Mevlidin mîraçla ilgili bölümü. mîrâcvârî: mîraç gibi. miralay: albay. miras: ölen kimsenin yakınlarına kalan malı. mirât: ayna. mîrî: devlet malı. mirkat: mertebe derece.mirlivâ: tuğgeneral. mirsâd: gözetleme yeri. mirzâ: reis bey.misafirhâne: misafir evi. misafirperver: misafiri seven. mîsak: sözleşme. misâl: örnek bir alem adı.misâlî: misâl hâlinde misâlle ilgili.misâlîye: misâlle ilgili olan. misbah: lamba kandil.misdâk: onaylayıcı delil. misil: eş benzer.misillü: benzeri gibi.misk: güzel koku. miskal: 4 5 gram ağırlık.miskin: yoksul uyuşuk tembel zavallı.mislen: benzer olarak. misliyet: benzerlik eşlik.mismar: çivi. mistar: cetvel. mistik: içle ilgili. misvâk: sünnet olan diş temizleme aleti bir ağacın kökü.misyon: vazife. misyoner: Hıristiyanlığı yaymakla görevli kimse. mîşâr: onda bir. mişkât: lamba konan yer kandil.mişvâr: davranış gidişat.miting: bir gaye uğruna yapılan büyük toplantı. mitoloji: efsane ilmi. mitralyöz: makinalı tüfek. miyan: orta ara.mîyâr: ölçü. mizâc: huy yaradılış.mizâh: komedi gülmece.mîzan: terazi tartı ölçü.mîzancık: küçük terazi ölçücük.mîzenend: söylüyorlar vuruyorlar.model: örnek misal.Moğol: Asyada bir kavim. molla: büyük âlim medrese talabesi.moral: ruh gücü. muaccel: acele peşin.muacciz: sıkıntı verici rahatsız edici.muâddel: düzeltilen. muâddil: düzeltici. muâdil: denk dengeli.muâf: affolunmuş ayrı tutulmuş.muâhede: antlaşma. muâheze: sorgulama azarlama.muahhar: sonraki. muâhid: antlaşma yapan. muâkıb: cezalandıran. muâkıd: sözleşen. muakkib: izleyen. muâlece: işe girişme. muallâ: yüce. muallak: boşlukta askıda.mualleka: asılan. muallekât: asılanlar. muallekatısebâ: Kâbe duvarına asılan yedi ünlü şiir. muallem: talimli eğitilmiş.muallim: ilim belleten öğretmen.muallime: hanım öğretmen. muamelât: muameleler işlemler.muamele: davranış işlem.muammâ: bilmece. muammââlûd: bilmeceli. muammer: uzun ömürlü. muânaka: sarılma. muânân: ananeli belgeli.muânid: aykırı direnen.muannid: inatçı. muannidane: inat edercesine. muanven: ünvanlı namlı.muâraza: çekişme tartışma muhalefet.muârefe: tanışma. muâreke: kavga. muârız: muarazacı muhalif çekişen tartışan.muarrâ: temiz arınmış.muarreb: Araplaşmış. muarref: tanıtılmış. muarrif: tanıtıcı. muâsır: çağdaş. muâşaka: sevişme. muâşeret: iyi geçinme görgü.muâteb: azarlanmış. muattal: işlemez işsiz.muattar: ıtırlı güzel kokulu.muattıl: îmansız tanrıtanımaz.muattıla: îmansız tanrıtanımaz.muâvenet: yardım. muâvenetdârâne: yardım edercesine. muâveneten: yardım olarak. muâvenetkârâne: yardımcı olurcasına. muâvin: yardımcı. Muâviye: Emevi Devletinin kurucusu olan bir sahabe. muâyene: gözden geçirme. muayyen: belli ölçülü tartılı.muazzam: pek büyük. muazzeb: eziyet çeken. muazzez: izzetli şerefli.muazzib: azap eden. mubâh: işlenmesinde sevap ve günah olmayan. mubassır: gözcü bakıcı.mûbik: helak edici büyük günah.mubsır: görünen. mubsırât: görünenler. mûcib: gereken gerektiren.mûcib: hayrete düşüren. mûcibe: hüküm gerektiren.mûcibibizzat: her şeyi yapmaya mecbur olan. mûcid: yeni bir şey yapan "yoktan var eden" mânâsında ilâhî isim.mûciz: insanı aciz bırakan. mûciz: kısa fakat çok mânâlı özlü.mûcizane: aciz bırakırcasına. mûcizât: mûcizeler. mûcize: insanların yapamadığı harikalar. mûcizekâr: mûcizeli mûcize gösteren.mûcizevârî: mûcize gibi. mûcizevî: mûcizeli biçimde mûcize ile ilgili olarak.mûciznümâ: mûcize gösteren. mudarebe: dövüşme. mudga: et parçası. mudhike: gülünecek şey komedi.mudıll: saptıran. mûdil: büyük çetin zor.mufaddıl: üstün eden yükselten.mufassal: ayrıntılı. mufassalan: ayrıntılı biçimde. mugaddi: besleyici. mugalata: yanıltıcı için söz söyleme. muganni: nağmeyle okuyan. mugayeret: aykırılık. mugayir: aykırı. mugayyebât: bilinmeyenler. mugayyebâtıhâmse: beş bilinmeyen şey. mugis: yardım isteyene yardım eden. muğlak: kapalı anlaşılması zor.muğnî: zengin edici. muhabbet: sevgi. muhabbetdâr: seven sevgili.muhabbetdârâne: severcesine. muhabbethâne: sevgi evi. muhabbetkârâne: severcesine. muhabbetullah: Allah sevgisi. muhâberât: haberleşmeler. muhâbere: haberleşme. muhâbir: haberci. muhâcerât: göç etmeler. muhâceret: göç etme. muhacim: saldıran. muhâcir: göç eden göçmen.muhâcirîn: Medineye göç eden sahabeler. muhaddis: hadîs âlimi. muhaddisin: hadîs âlimleri. muhafaza: koruma. muhafazakâr: koruyucu. muhaffef: hafifletilmiş. muhâfız: koruyan. muhâkât: taklit etme. muhhakemât: akıl yürütmeler hüküm çıkarmalar.muhâkeme: düşünme akıl yürütme hüküm çıkarma yargılama.muhâkî: benzer. muhakkak: kesin gerçekleşmiş.muhakkik: araştıran inceleyen.muhakkikâne: araştırırcasına. muhakkikîn: araştırmacılar büyük âlimler.muhâl: imkânsız olması mümkün olmayan.muhâlât: muhaller imkânsız olmalar.muhâlefet: karşı gelme ayrı düşünme uymama.muhâlif: karşı zıt aykırı uymaz.muhâliyet: imkânsız oluş. muhalled: sürekli. Muhammed: Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâmın "medhedilen" mânâsındaki ismi. Muhammediye: Peygamberimizle ilgili. muhammen: tahmin edilen. muhannes: kadınlaşmış erkek. muhârebât: savaşmalar. muhârebe: savaşma. muhârib: savaşan. muharref: değiştirilmiş bozulmuş.muharrem: Arabî ayların ilki. muharremât: haram edilen şeyler. muharrer: yazılı yazılmış.muharrık: yakan susatan.muharrib: tahrip eden yıkan.muharrif: değiştiren bozan.muharrik: hareket ettiren. muharrir: yazar. muhâsama: düşmanlık. muhâsamet: düşmanlık besleme. muhâsara: kuşatma. muhâsebe: hesaplaşma hesap görme.muhâsım: düşman. muhâsib: hesapçı. muhassal: netice sonuç ürün.muhassala: elde edilen sonuç. muhassıl: hasıl eden neticelendiren.muhassıs: hususileştiren ayıran.muhassısa: hususileştirici. muhât: kuşatılmış. muhâtab: kendisine söz söylenilen. muhâtabâne: kendisine söz söylenilen kimse gibi. muhâtabîn: kendisine söz söylenenler. muhâtara: korkulu durum. muhâverât: konuşmalar. muhâvere: konuşma. muhavvef: korkulu. muhavvel: ısmarlanmış değiştirilmiş.muhavvif: korkutan. muhavvil: değiştiren. muhayyel: hayâl edilmiş. muhayyer: seçmeli. muhayyile: hayâl kuvveti. muhayyir: hayret ettiren. muhbir: haberci. muhdes: sonradan meydana getirilmiş. Muhdis: her şeyi sonradan var eden Allah. muhib: seven. muhill: bozan. mûhin: hor ve hakir eden. mûhiş: korkutan. muhit: kuşatan çevre.muhita: kuşatıcı. muhkem: sağlam. muhkemât: sağlam ve mânâsı açık olanlar kuvvetliler.muhles: ihlası devamlı olan. muhlis: ihlaslı samimi işini sadece Allah için yapan.muhlisâne: muhliscesine. muhlisen: muhlisce. muhrib: tahrip eden yıkan.muhrik: yakıcı. Muhsî: herşeyin sayısını bilen Allah. Muhsin: "ihsan eden güzel davranan" mânâsında ilâhî isim.muhsin: yaptığı işi en güzel yapan Allahı görür gibi ibadet eden.muhsinîn: işini güzel yapanlar Allahı görür gibi ibadet edenler.muhtâc: ihtiyacı olan. muhtar: kendi iradesiyle hareket edebilen. muhtariyet: hareket serbestisi olan. muhtasar: kısa. muhtasaran: kısaca. muhtedî: îmana gelen. muhtefi: gizlenen. muhtekir: kıymetlensin diye mal saklayan vurguncu. muhtelif: çeşit çeşit birbirine uymayan.muhtelife: başka başka. muhtelit: karışmış. muhtell: bozuk hasta.muhtemel: olabilir. muhtera: yoktan var edilmiş. muhterem: hürmet edilen saygın.muhterik: yanan. muhteris: ihtiraslı. muhteşem: ihtişamlı görkemli.muhtevâ: iç öz mânâ.muhtevî: içine alan. muhteviyat: içindekiler. muhtıra: hatırlatma. muhtî: hata yapan. Muhyî: hayat veren dirilten Allah.muin: yardımcı. mukabele: karşılık verme. mukabeleten: karşılık vererek. mukabil: karşılık. mukaddem: önceki. mukaddemât: öncekiler başlangıçlar.mukaddeme: önsöz başlangıç.mukadder: kader ile belirlenmiş. mukadderât: kader ile belirlenenler. mukaddes: kutsal olan. mukaddesât: kutsal olanlar. mukaddime: başlangıç önsöz.Mukaddir: "takdir eden kıymet biçen" mânâsında ilâhî isim.mukaffa: kafiyeli. mukallid: taklitçi. mukannen: kanunla belirlenmiş düzenli.mukannin: kanun koyan düzenleyen.mukarenet: bitişiklik yakınlık.mukarin: bitişik yakın.mukarreb: yakın olan. mukarrebin: yakın olanlar. mukarrer: kararlaşmış. mukarrib: yaklaştıran. mukatele: birbirini öldürme. mukattaa: sûre başlarında bulunan şifreli harf. mukattaat: sûrelerinin başlarında bulunan şifreli harfler. mukavele: sözleşme. mukavemet: dayanma direnme.mukavemetsûz: dayanma gücünü bitiren. mukavim: dayanıklı. mukavves: kavisli eğrilmiş.mukavvis: kavisli eğri.mukayese: karşılaştırma. mukayyed: kayıtlı bağlı sınırlı.mukîl: hataları affeden. mukîm: oturan yerleşik.muknî: ikna eden inandıran.muknîyâne: ikna edercesine inandırarak.muksit: haklı hareket eden. muktazi: gerekçe gerektiren.muktebes: bir yerden alınan. muktedâ: kendisine uyulan. muktedâbih: kendisine uyulan kimse. muktedî: birine uyan. muktedir: iktidarlı gücü yeten.muktedirâne: gücü yeter biçimde. muktesid: iktisadlı tutumlu.muktesidane: iktisadlı şekilde tutumlu biçimde.muktezâ: gereken gerekirlik.muktezî: gerektiren gerekçe.muktezîyât: gerektirenler gerekçeler.mumaileyh: adı geçen. mumatala: sohbet eder gibi karşılıklı konuşma. mumdar: mum tutan aydınlatan.mumya: çürümesin diye ilaçlanmış ölü. munâtıf: bir tarafa yönelmiş meyletmiş.munazzam: düzenlenen. munazzım: düzenleyen. munfasıl: ayrılmış. mûnis: alışılmış evcil sevimli.munkabız: sıkıntılı büzülmüş.munkalib: dönüşmüş değişmiş.munkarız: bitmiş batmış.munsarıf: geri dönen. munsıf: insaflı. munsıfane: insaflıca. muntabık: uygun. muntasır: öç alan. muntazam: düzenli. muntazaman: düzenli olarak. muntazar: beklenen. muntazır: bekleyen. muntazıran: bekleyerek. muntazırâne: beklercesine. munzam: eklenen. murabba: kare. murabıt: bağlı. murâd: arzu istek dilek.murafaa: duruşma. murahhas: delege devlet adına görevli kimse.murâkabe: denetleme. murâkıb: denetleyici. murassâ: süslü mücevherli.murassâât: süsler mücevherler.murdar: pis kirli.murdia: süt anne. mûris: miras bırakan veren.murtabıt: irtibatlı bağlı.murteza: kendisinden razı olunan. musâb: kendine bir şey isabet eden. musaddak: tasdiklenmiş onaylanmış.musaddık: tasdik eden onaylayan.musaddıkane: onaylayarak. musâfaha: tokalaşma. musaffa: safileşmiş arıtılmış.musaffi: safileştiren arıtan.musağğar: küçültülmüş. musâhabe: sohbet etme. musâhale: kolaylaştırma. musâhere: akrabalık. musahhah: düzeltilmiş. musahhar: emir altında esir alınan.musahharane: emir altında gibi. musahhariyet: emir altındaymışcasına. musahhih: düzelten. musahhihane: düzeltircesine. musahhir: ele geçiren. musâhib: sohbet arkadaşı. musâlâha: barışma anlaşma.musâlâhakârâne: barışarak barışırcasına.musallâ: namaz yeri. musallat: sataşan. musalli: namaz kılan. musammem: hakkında karar verilmiş kararlaştırılmış.musanna: sanatlı. musannif: derleyip düzenleyen. musarrah: açıklanmış. musavver: resimlenmiş. musavvibe: tasvip edilen. Musavvir: sûret veren biçimlendiren Allah.musavvire: sûretlenen biçimlenen.musaykal: cilali. Musevî: Musa aleyhisselâma tabi olan Yahudi.mushaf: sahife kitap Kurân.musıka: musıki müzik.musıki: müzik. musır: ısrar eden. musırrane: ısrarla. mûsî: vasiyet eden tavsiye eden.musîb: isabetli doğru.musîbât: musibetler. musîbet: başa gelen acı verici olay. musîbetzede: musibet gören. musika: mızıka. muslih: düzelten. |
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
Mustafa: Peygamberimizin "arınmış
seçilmiş" mânâsında bir ismi.mustatil: uzayan diktörtgen.muta: kimseden bir şey istemeyen. mutaassıb: kendi tarafını aşırı tutan. mutaassıbane: kendi tarafını aşırı tutarcasına. mutâbaat: tabi olma uyma.mutâbakat: uygunluk. mutâbık: uygun. mûtad: alışılmış adet.mutaffifin: alışverişte muhatabının hakkını tam vermeyenler. mutahhar: temizlenmiş. mutantan: tantanalı gösterişli.mutasallıf: bilgiçlik taslayan şarlatan gösterişçi.mutasarrıf: kendinde kullanım hakkı bulunan. mutasavver: tasarlanmış düşünülmüş.mutasavvıf: tarikat adamı. mutasavvıfane: tasavvuf ehline benzer şekilde. mutasavvıfin: tarikatta ilerleyenler. mutasavvife: tarikatta ilerleyen. mutasavvire: sûretlendiren. mutavaat: itaat etme. mutavassıt: ortalama. vasıtalık eden. mutavattın: yerleşmiş. mutazammın: içine alan. mutazarrır: zarar görmüş. mûteber: inanılır güvenilir saygın.mûtedil: ılımlı ölçülü.mutekadât: inanılan şeyler. mutekid: inanmış. mûtekif: ibadet için bir köşeye çekilen. mûtell: hasta. mûtemed: kendisine güvenilen. mûtemid: güvenen. mûtemidâne: güvenerek. mûtena: özenilmiş. mûteriz: itiraz eden karşı çıkan.mûterizane: itiraz edercesine. Mûtezile: akla haddinden fazla önem veren sapık bir mezhep. mutî: itaat eden. mutlak: sınırlandırılmamış salıverilmiş.mutlakıyyet: kayıtsız şartsız bir hükümdarın idaresi altında bulunan hükümet şekli. mutmain: tatmin olmuş. mutmainane: tatmin olarak. mutmainne: tatmin olan. muttala: bilgilenme noktası. muttalî: meseleyi bilen. muttarid: düzenli sıralı.muttasıf: sıfatlanan özellik kazanan.muttasıl: bitişik aralıksız sürekli.muvâcehe: karşı ön yüzleşme.muvâfakat: uygunluk uygun bulma.muvaffak: başarılı. muvaffakiyat: başarılar. muvaffakiyet: başarı. muvaffakiyetkârâne: başarılı biçimde. muvâfık: uygun. muvahhid: Allahın birliğine inanan. muvahhidin: Allahı bir kabul edenler. muvahhiş: korkutup ürküten. muvakkat: vakitli geçici.muvakkaten: geçici olarak. muvakkit: vakit bildiren. muvâsal: ulaşan kavuşan.muvâsala: ulaşma kavuşma.muvâsalât: kavuşmalar ulaşmalar.muvâzaa: danışıklılık bahse girişme.muvâzenât: muvazeneler dengeler.muvâzene: denge tartıda eşitlik.muvâzenet: dengelilik eşitlik.muvâzi: paralel aynı sırada.muvazzaf: vazifeli görevli.muvazzah: açıklanmış. muzââf: iki kat kat kat.muzâf: bağlanmış. muzaffer: zafer kazanmış. muzafferen: zafer kazanarak. muzafferiyet: zafer kazanma. muzahrefat: süprüntüler atıklar.mûzam: en büyük kısım büyütülmüş.muzari: Arapçada hem şimdiki zamanı hem de geniş zamanı ihtiva eden fiil kipi. muzdarib: ızdırap çeken. muzhir: gösteren ortaya koyan.muzır: zararlı. muzî: ışık veren aydınlatan.muzîe: ışık verici aydınlatıcı.muzlim: karanlıklı. muzmahil: çökmüş dağılmış.muzmer: gizli saklı.muztar: zorda kalmış. mübâdele: değiştirme. mübâh: haram edilmeyen. mübâhât: haram edilmeyenler güzellikler.mübâhesât: söz etmeler konuşmalar.mübâhese: söz etme konuşma.mübâlağa: abartma. mübâlağacûyâne: abartırcasına. mübâlağakârâne: abartırcasına. mübârek: bereketli hayırlı uğurlu.mübârekât: mübarekler. mübârekiyet: mübareklik. mübâreze: çarpışma dövüşme.mübârezekârâne: çarpışarak dövüşerek.mübâşeret: başlama girişme dokunma.mübâşir: müjdeleyen mahkemede çağırıcı.mübâyaa: satın alma. mübâyenet: ayrılık uymazlık tutmazlık.mübâyin: aykırı uymaz ayrı.mübdî: yeni şeyler ortaya koyan. mübeccel: yüceltilmiş yüce.mübeddil: değiştiren. mübelliğ: tebliğ eden bildiren.müberhen: delilli ispatlı.müberrâ: arınmış temize çıkmış.mübeşşer: müjdelenmiş. mübeşşir: müjdeci. mübeyyen: açıklanan. mübeyyin: açıklayan. mübeyyiz: temize çeken. mübezzir: israfçı. mübhem: belirsiz. mübhîc: sevindiren. mübîn: apaçık. müblâ: dağıtılmış yenilmiş.mübrem: kaçınılmaz vazgeçilmez.mübtedâ: başlangıç isim cümlesinde özne.mübtedî: dinde olmayanı dine sokan. mübtedi: yeni acemi ilkel.mübtediyane: mübtedice. mübtelâ: düşkün tutkun.mübtezel: bol ucuz değersiz.mübtil: iptal eden. mücâb: kabul cevabı alan. mücâdele: savaşma çarpışma.mücâhedât: din için savaşmalar. mücâhede: din için savaşma. mücâhid: din için savaşan çalışan.mücâhidane: mücahide yakışır şekilde. mücâhidîn: din için savaşanlar çalışanlar.mücânebet: çekinme. mücânis: cinsi aynı olan. mücâveret: komşuluk yakınlık.mücâvir: komşu yakın.mücâzât: cezalandırmalar. mücâzefe: söz ile karşısındakinin hakkını örtme aldatma.mücbir: zorlayan mecbur eden.mücedded: yeni. müceddid: yenileyici hadîste her asırda geleceği müjdelenen ve îman hakikatlarını asrın anlayışına uygun olarak anlatmakla görevlendirilen nurlu âlim.müceddidiyet: mücedditlik yenileyicilik.mücehhez: cihazlı donanmış.mücellâ: parlak cilâlı.mücelled: ciltlenmiş. mücellid: ciltçi. Mücemmil: güzelleştiren güzel yaratan Allah.mücerreb: tecrübe edilmiş denenmiş.mücerred: maddî varlıklardan ayrı olarak sadece zihinde düşünülen kavram soyutmücerredat: mücerretler soyutlar.mücessem: cisimlenmiş cisimli.mücessime: Allahı bir cisim gibi tasavvur eden sapkın. mücevher: kıymetli taş. mücevherat: kıymetli taşlar. mücîb: duaya cevap veren Allah.mücîr: himaye eden Allah.mücmâ: toplanma. mücmel: kısa. mücmelen: kısaca. mücrim: suçlu. müctebâ: seçilmiş kıymetli.müctehid: âyet ve hadîslerden hüküm çıkaran büyük âlim. müctehidîn: müctehidler. müctemî: toplu. müctemiân: topluca. müctenibâne: kaçınırcasına sakınırcasına.müczil: çoğaltan bollaştıran.müdâfaa: savunma. müdâfaanâme: savunma yazısı. müdâfaât: savunmalar. müdâfî: savunan. müdâhale: karışma girme.müdâhene: dalkavukluk. müdahhâr: depolanmış birikmiş.müdâhil: içeri giren. müdâhin: dalkavuk. müdakkik: inceleyen. müdakkikâne: incelercesine. müdakkikîn: incelemeciler. müdârâ: yüze gülme yüze gülücülük.müdavele: alıp verme konuşma.müdavemet: devamlılık. müdâvim: devamlı. müdâyene: ödünç alıp verme. müdd: 875 gram ağırlık. müddea: iddia edilen dâvâ.müddehar: biriken. müddeharât: birikenler. müddeî: iddiacı davacı.müddeîiumumî: savcı. müddet: süre zaman.müdebbir: işinin sonunu gözeterek iş yapan. müdebbirane: müdebbirce. müdellel: delilli ispatlı.müderris: ders veren âlim. müderrisîn: ders veren alimler. müdevven: derlenip düzenlenmiş. müdevveriyyet: yuvarlaklık. müdhiş: müthiş korkutan.müdîr: müdür. müdrik: anlayan kavrayan.müdrike: anlama kabiliyeti. müebbed: ebedî sonsuz ömür boyu.müeccel: ertelenmiş. müeddeb: edeplendirilmiş. müeddî: ödeyen sebep olan.müehhirîn: sonrakiler. müekked: kuvvetli sağlam.müekkel: vekil edilmiş. müekkid: sağlamlaştıran. müekkil: vekil eden. müellefât: yazılmış eserler. müellefe: alıştırılmış yazılmış.müellif: kitap yazan. müennes: dişil. müesses: kurulu. müessese: kurum. müessif: üzücü. müessir: tesirli etkili.müessiriyet: tesirlilik etkinlik.müessis: kuran kurucu.müeyyed: desteklenen doğrulanan.müeyyid: kuvvet veren destekleyen.müeyyide: destekleyen yaptırım.müezzin: ezan okuyan. müfad: anlatılan anlam. müfahere: üstünlük yarışı. müfarakat: ayrılmalar. müfehhimane: anlayarak. müfekkire: düşünme kabiliyeti. müferrah: ferahlanmış. müfesser: tefsir edilmiş açıklanmış.müfessir: âyetleri tefsir eden açıklayan yorumlayan yorumcu.müfessirîn: müfessirler Kuranı açıklayıp yorumlayanlar.müfettiş: teftiş eden. müfîd: ifadeli faydalı.müflih: kurtulan. müflis: iflas etmiş. müfred: tek yalnız.müfredat: ayrıntılar parçalar.müfreze: askerî birlikten ayrılan kol. müfrit: aşırıya kaçan. müfritane: aşırı gidercesine. müfsid: bozan. müftehir: iftihar eden övünen.müftehirâne: iftihar ederek övünerek.müftereyat: iftiralar. müfteri: iftira eden. müfteris: yırtıcı. müfteriyane: iftira edercesine. müfti: fetva veren müftü.mühakat: benzerini yapma taklit.mühdî: hidayete getiren. mühec: ruhlar canlar.mühefhef: narin ince.mühendis: hendeseci geometrici.mühevvil: korkunç. mühevvin: kolaylaştıran. müheykel: heykelleşmiş. müheymin: koruyan. müheyyâ: hazır amade.müheyyic: heyecanlandıran. mühezzeb: düzeltilmiş temizlenmiş.mühezzib: temizleyen. mühîb: heybetli. mühim: önemli. mühimmât: lüzumlu şeyler. mühimme: mühim önemli.mühlet: belli zaman vade.mühlik: helâk eden öldüren.mühmel: ihmal edilmiş bırakılmış.mühr: mühür damga.mühtedî: îman eden. mühür: imza yerine kullanılan damga. müizz: izzet veren yükselten.müjde: güzel sevindirici haber.müjdekârane: müjdeli biçimde. müjgân: kirpik. müjik: Rus köylüsü. mükâbere: münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma yanlışta direnme büyüklenme.mükâfât: ödül. mükâfâten: ödül olarak. mükâleme: konuşma. mükâşefe: sırların açılması. mükâtebe: yazışma. mükebbir: tekbir getiren "Allahuekber" diyen.mükedder: kederli acılı.mükellef: yükümlü yüklenmiş aşırı süslü.mükellefîn: mükellefler yükümlüler.mükellefiyet: mükellef olma yükümlülük görevli oluş.mükemmel: ergin tamam olgun.mükemmelen: mükemmel bir biçimde. mükemmeliyet: mükemmellik tamamlık.mükemmil: tamamlayıcı. mükerrem: kerîm olan kendisine değer verilen saygıdeğer.mükerrer: tekrarlı. mükerreren: tekrar tekrar. mükesser: çoğaltılmış. mükevvenât: yaratılmışlar. mükezzib: yalanlayan. mükreh: zorlanan. mükrim: ikram eden. mükrimane: ikram edercesine. mükteseb: kazanılmış. mülâbeset: karışma bulaşma.mülâebe: oynaşma. mülâene: lânetleşme. mülâet: bir örtü adı. mülâhaza: dikkatle bakma iyice düşünme.mülâhhas: özet hulâsa.mülâkat: kavuşma konuşma.mülâki: buluşan kavuşan.mülâtefe: lâtifeleşme şakalaşma.mülâyemet: yumuşaklık. mülâyimane: yumuşakça. mülâzemet: bağlanma devam.mülâzım: gerekli lüzumlu teğmen.mülevven: renkli. mülevves: kirli pis bulaşık.mülga: kaldırılmış. mülhak: katılmış. mülhem: ilham olunmuş kalbe doğmuş.mülhemane: ilham alarak ilham olunurcasına.mülhid: dinsiz. mülhik: ekleyen. mülhim: ilham eden. mülk: bir şeyin dış yüzü. mülk: mal sahip olunan şey.mülkiye: ülkenin idaresi için çalışanların bulunduğu daire. mülkiyet: mal sahipliği. mülsak: yapıştırılmış bitiştirilmiş.mültebis: karıştırmış yanılmış.mülteci: iltica eden sığınan.mültefit: iltifat eden iyi davranan.mültefitane: iltifat ederek iyi davranarak.mültehab: yaralı iltihaplı.mülteka: kavuşma yeri kavşak.mültekit: yerden alan. mülûk: melikler hükümdarlar.mülzem: ilzam edilmiş susturulmuş.mülzim: susturan. mümaileyh: kendisinden söz edilen. mümâlata: karşılıklı şiir söyleme. mümânaât: engelleme. mümânea: karşılıklı engelleme. mümârese: uzmanlaşma. mümas: temas eden dokunan.mümaselet: misil olma benzerlik.mümasil: benzeri misli dengi.mümaşaat: maslahat namına hoş geçinme anlaşma yolunu seçme.mümaşaatkâr: hoş geçinen anlaşma yolunu seçen.mümatala: savsaklama borcu uzatma.mümehhed: hazırlanmış serilmiş.mümessel: temsil getirilen. mümessil: temsilci. mümevveh: vehmî hayâlî.mümeyyiz: ayıran ayırd eden.mümeyyize: ayıran temyiz eden.mümidd: yardım eden uzatan.mümin: îman eden. müminane: mümine yakışır şekilde inanarak.müminât: kadın müminler. müminîn: müminler îman edenler inananlar.müminûn: erkek müminler. Mümît: ölümü yaratıp öldüren Allah. mümkin: mümkün olabilir.mümkinât: mümkün olanlar. mümkine: mümkün olabilen. mümsike: tutan yapışan.mümtâz: seçkin üstün.mümtâzâne: seçkin bir biçimde. mümtâze: seçilmiş ayrılmış.mümtâziyet: seçkinlik üstünlük.mümted: uzayan. mümtenî: olması imkânsız. mümtenîa: olması imkânsız olan şey. mümteniât: olması imkânsızlar. mümtezic: birleşen kaynaşan.mümtezicen: birleşerek. münâcât: dua kurtuluş için Allaha yalvarma.münâdi: seslenen çağıran.münâdim: yok olan. münâfât: aykırılık birbirinin aksine olma.münâferet: karşılıklı nefret. münâfık: iki yüzlü fitneci görünüşte Müslüman gerçekte kâfir.münâfıkane: münafıkça. münâfi: zıt aykırı.münâkale: taşıma. münâkaşa: sert tartışma. münâkaşât: sertçe tartışmalar. münâkaza: zıtlık uymazlık.münâkız: birbirine zıt. münâkis: yansıyan. münakkaş: nakışlı. münâsebât: uygunluklar ilgiler.münâsebet: uygunluk ilgi.münâsebetdâr: münasebetli ilgili.münâsebetdârâne: münasebetli bir biçimde. münâsib: uygun yakışır.münavebe: nöbetleşme. münavebeten: nöbetleşe sırayla.münâzaa: niza etme çekişme kavga.münâzara: tartışma. münâzarât: tartışmalar. münâzaünfih: niza sebebi çekişme vesilesi.münazır: tartışmacı. münbais: ileri gelen çıkan.münbasıt: yayılan genişleyen.münbit: verimli. münceli: parlayan. müncelib: celbedilen çekilen.müncemid: donmuş. müncer: sürüklenen sonuçlanan.müncezib: çekilen cezbedilen.müncezibane: cezbedilircesine çekilircesine.müncî: kurtarıcı. mündefî: defetme giderme.mündemic: içine bırakılmış. münderecât: içindekiler. münderic: içine konulmuş. münderis: izi kalmayan. münebbih: uyandıran dalgınlıktan kurtaran.müneccemen: parça parça kısım kısım.müneccim: yıldızlarla uğraşan falcı.münekker: bilinmeyen meçhul.münekkid: tenkid eden eleştiren değerlendiren.münevver: nurlanmış aydın.münevvil: nimet veren. münevvim: uyutucu. münevvir: nurlandıran. münezzeh: temiz arınmış.münezzehiyet: temizlik kusursuzluk noksansızlık.münfail: etkilenen. münfasıl: ayrılmış. münfekk: ayrılan. münferid: tek yalnız.münferiden: tek olarak. münfesih: bozulmuş hükümsüz.münhal: boş işsiz.münhani: eğri. münhaniye: eğri çarpık.münharif: yoldan çıkmış çarpık.münhasır: yalnız birinin olan özel olarak ayrılan.münhasıran: yalnız birine özgü olmak üzere özel olarak.münhasif: sönükleşen parlaklığını yitirip görünmez hâle gelen.münhezim: bozguna uğramış. münib: pişman olup dönen. münîf: meşhur yüce büyük.Münîm: nimet veren nimetlendiren Allah.Münîmane: nimet vererek. münîr: nurlandıran. münkabız: sıkıntılı tutuk.münkad: inkıyad eden uyan boyun eğen.münkalib: dönüşen değişen.münkasım: bölünen. münkatı: kesilen. Münker: kabirdeki sual meleklerinden biri. münker: haram günah.münkerat: haramlar günahlar.münkesif: tutulmuş. münkesir: kırılmış. münkeşif: açılmış bulunmuş.münkız: kurtaran. münkir: inkâr eden dinsiz.münkirane: inkâr edercesine. münsed: set çekilmiş engellenmiş.münşaib: kollara ayrılan. münşakk: yarılan. münşi: inşa eden yapan.müntabık: uygun. müntafi: sönen. müntakil: nakledilen taşınan.müntakim: intikam alan öc alan.müntebih: uyanık. müntec: sonuçlanmış. müntefi: sönen. münteha: son en son derece.müntehab: seçilmiş. müntehi: sona eren. müntehib: uyanık. müntehib: yağmacı. müntehir: kendini öldüren. müntesib: bağlı ilgili.müntesibîn: bağlananlar ilgililer.münteşir: yayılmış. münteşire: yayılan. müntic: netice veren. münzel: indirilmiş. münzevi: yalnız yaşayan. münzeviyane: yalnız yaşayarak. münzil: indiren. münzir: korkutan sakındıran.mürâât: uyma. mürââten: uyarak. müracaat: başvurma. mürâdif: eş mânâlı. mürâfaa: duruşma. mürâi: iki yüzlü riyakâr.mürcie: sapık bir topluluk. mürcif: fitneci yalancı.mürebbi: terbiye eden eğiten terbiyeci.mürebbiyane: terbiye edercesine. mürebbiye: terbiyeci kadın. müreccah: tercih edilen seçilen.müreccih: tercih eden tercih ettiren sebep.müreffeh: refah ile yaşayan rahat.mürefref: gerçek gibi ağaç resmi. |
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
mürekkeb: terkib edilmiş
birleşik boya.mürekkebat: terkipler bileşikler.müretteb: sıralanmış dizilmiş.mürettebat: iş ekibi personel gemide çalışanlar.mürettib: tertib eden sıraya koyan.mürevvic: geçerli kılan değer veren.Mürîd: irade eden isteyen Allah.mürîd: isteyen tarikata girip şeyhe bağlanan.mürîdane: irade ederek isteyerek.mürsel: gönderilmiş. peygamber. mürselîn: gönderilenler peygamberler.mürşid: irşad eden îman yolunu gösteren.mürşidane: mürşit gibi. mürtecâ: umulan. mürteci: geri dönmek isteyen geri dönen gerici.mürtecî: rica eden ümit eden ümitli.mürted: dinden çıkan. mürtedane: dinden çıkarcasına. mürtefî: yükselen. mürtehil: ölen. mürtesem: resimlenmiş. mürteşi: rüşvetçi. mürtezık: rızıklanan. mürûr: geçme. mürüvvet: insaniyet mertlik.mürüvvetkârâne: insanca mertçe.müsâade: izin. müsâadekâr: izin verici müsaade eden.müsâbaka: yarışma. müsâbakât: yarışmalar. müsâbık: yarışmacı. müsademat: çarpışmalar. müsademe: çarpışma vuruşma.müsadere: toplama elden alma.müsâdif: rastlayan. müsadim: çarpışan. müsait: uygun. müsâlâha: barışma. müsâlemet: barışıklık. müsâmaha: hoş görme kusuru görmezlikten gelme.müsâmahakâr: hoş gören. müsâmahakârâne: hoş görerek. müsamere: eğlence piyes.müsâraa: acele teşebbüs.müsâvât: eşitlik denge.müsâvi: eşit dengeli.müsbet hareket: yapıcı ve düzeltici hareket. müsbet: isbat olunan pozitif olumlu.müsbit: isbat eden. müsebbeb: sebeplerin sonucu. müsebbebât: sebelerin sonuçları. müsebbib: sebep olan. müsebbih: tesbih eden Allahı anan.müsebbihane: tesbih ederek Allahı anarcasına.müsebbit: tesbit eden. müseccel: sicilli kayıtlı.müsehhil: kolaylaştıran. müsekkin: yatıştırıcı. müsellah: silahlı. müsellem: doğruluğu kabul edilen teslim edilmiş.müsellemât: doğruluğu kabul edilen şeyler. müselsel: zincirleme ard arda gelen.müsemmâ: isimlendirilen. müsemmeât: isimlendirilenler. müsemmem: zehirli. müsemmim: zehirleyen. müsennâ: kat kat. müsevvid: müsveddeyi yazan. müsevvik: sevk eden. Müseylime: peygamberlik dâvâ eden yalancının adı. müseyyeb: tembel uyuşuk üşengeç.müsî: teselli veren. müsi: yaramaz. müsîn: yaşlı ihtiyar.müskir: haram içki. müskirât: haram içkiler. müskit: susturan. Müslim: ünlü hadîs kitaplarından biri bu kitabı yazan âlimin namı.müslim: islâm olan. müsliman: islâma girmiş Müslüman.müslimât: kadın Müslümanlar. müslimûn: erkek Müslümanlar. müsmî: işittiren. müsmir: meyveli verimli.müsned: isnat edilmiş dayandırılmış.müsrif: israfçı. müsrifane: israf edercesine. müstâcel: acele yapılması gereken. müstâcil: acele yapan. müstâfi: istifa eden ayrılan.müstağfir: günahları için af dileyen. müstağni: tok gözlü çekingen başkalarından bir şey beklemeyen.müstağniyane: müstağnice müstağrak: dalmış batmış.müstahak: hak eden. müstahdem: hizmet eden. müstahkem: sağlamlaştırılmış. müstahrec: çıkarılmış. müstahsen: beğenilen. müstahsil: üretici. müstahsin: beğenen. müstahsinane: beğenerek güzel bularak.müstaid: yetenekli uygun.müstain: yardım isteyen. müstakar: kararlı. müstakbel: gelmesi beklenen zaman. müstakil: kendi başına bağımsız.müstakillen: bağımsız olarak. müstakim: doğru düzgün.müstakimane: istikametle dosdoğru düzgün biçimde.müstâmel: kullanılmış. müstantık: sual soran sorgu hakimi.müstârib: Araplaşmış. Müstean: kendisinden yardım istenen Allah.müstear: takma. müstebîd: uzak gören. müstebîdane: diktatör gibi baskı yaparcasına.müstebşir: müjdeleyen. müstecab: kabul gören. müstêcir: kiracı. müstecir: korunma dileyen. müstedir: daire şeklinde olan. müstedlel: delillendirilmiş kanıtlı.müstefad: isifade olunan. müstefid: faydalanan. müstehab: sevilmiş sevaplı.müstehak: hak eden layık.müstehan: değersiz. müstehcen: açık saçık ayıp edepsizcesine.müstehlek: tüketilmiş. müstehlik: tüketici. müstehzi: alay eden alaycı.müstehziyane: alay edercesine. müstekar: karar kılan yerleşen sabit.müstekbir: büyüklenen. müstekreh: tiksinilen. müstelzim: gerektiren. müstemi: dinleyici. müstemidd: yardım isteyen. müstemir: devamlı sürekli.müstemirane: devamlı aralıksız.müstemirre: devam eden sürüp giden.müstemirren: devamlı yerleşmiş.müstemlekât: sömürgeler. müstemleke: sömürge. müstenid: dayalı dayanmış.müsteniden: dayanarak. müstenife: müstakil olan ara cümle. müstênis: alışık. müstenkif: çekimser kaçınan.müstenkifane: çekimser kalarak. müstensih: yazarak çoğaltan. müsterhimane: istirham ederek merhamet dilercesine.müsterih: istirahat eden rahat.müsterihane: rahatlıkla gönül rahatlığıyla.müstesna: kural dışı ayrı sıra dışı.müsteşar: kendisiyle istişare edilen. müsteşrik: doğu kültürünü inceleyen Batılı. müstetbeât: sözün yan mânâları söze tabi olan mânâlar.müstetir: örtülü. müstevî: düzlem. müstevlî: istilâ eden kaplayan.müstevlîyane: istilâ edercesine kaplayarak.müsül: misaller temsiller.müsvedde: ilk yazılış karalama.müşabbih: benzeten. müşâbehet: benzeyiş. müşâbih: benzer. müşâğabe: aldatıp kötülük etme. müşâhedât: gözlemler. müşâhede: gözlem. müşâhedeten: gözlemle. müşahhas: şahıslanmış somut.müşahhat: kavga niza çekişme.müşâhid: gören şahid olan.müşâkelet: şekilce benzeyiş. müşâkil: şeklen benzer. müşâreket: ortaklık. müşârünileyh: işaret edilen kendisinden söz edilen.müşâşâ: parlayan debdebeli.müşâvere: danışma konuşma.müşâvir: danışılan danışman.müşebbeh: benzetilen. müşebbehühbih: kendisine benzetilen. müşebbıt: ayak kaydıran tehlikeye atan.müşebbihe: Allahı insana benzeten sapık görüş. müşedded: şiddetlendirilmiş. müşerref: şereflenen. müşerrefiyet: şereflenme. müşerrî: şeriatın kurucusu. müşevveş: düzensiz karışık.müşevveşiyet: karışıklık dağınıklık.müşevvik: teşvik eden isteklendiren.müşevvikâne: teşvik edercesine isteklendirircesine.müşeyyed: kuvvetlendirilmiş sağlamlaştırılmış.müşfik: şefkatli. müşfikâne: şefkatlice acıyıp severek.müşfikkârâne: şefkat edercesine. müşir: bildiren. müşîr: mareşal askeriyede yüksek bir makam.müşîriyet: mareşallik. müşkil: zor zorluk müşkül.müşkilât: müşkiller zorluklar.müşkilküşâ: zorluğu gideren. müşkilpesend: zor beğenen. müşrik: Allaha ortak koşan. müştak: iştiyaklı çok istekli.müştakane: çok isteyerek iştiyakla.müştakk: türemiş. müştebih: birbirine benzeyen. müştehi: iştahlı. müştehir: ünlü. müştehiyane: iştahlı bir şekilde. müştehiyat: nefsin hoşuna giden şeyler. müştekâ: şikayet olunan. müştekî: şikayet eden. müştekiyane: şikayet edercesine. müştemil: içine alan. müştemilât: kaplanan şeyler içeriye alınanlar.müşterek: birlikte beraber ortak.müştereken: ortaklaşa beraberce.Müşteri: bir gezegen. müşteri: alıcı. mütâ: haram nikah. mütabaat: uyma. mütahaccir: taşlaşmış. mütâlââ: inceleme düşünme okuma.mütâlââgâh: inceleme yeri. mütâlî: inceleyen. mütâreke: anlaşma. müteaccib: şaşıp kalan. müteaccibane: şaşıp kalırcasına. müteaddi: sataşan. müteaddid: birçok birkaç adetli sayılı.müteaffin: kokuşan. müteafir: birbirinden nefret eden. müteahhid: işi üzerine alan. müteahhir: sonraki. müteahhirîn: sonrakiler. müteâkib: takip eden izleyen.müteâkiben: hemen arkasından peşi sıra daha sonra.müteâl: yüce. müteallik: alâkalı ilgili.müteallikat: alâkalılar ilgililer yakınlar akrabalar.müteanik: birbirinin boynuna sarılmış durumda olan. müteannid: inat eden direnen.mütearife: açıkça bilinen. müteassıb: aşırı taraftar mutaassıb.müteassife: hak yoldan sapan. müteassir: zor. müteavin: yardımlaşan. müteazzir: zor özürlü.mütebâdir: birdenbire akla gelen. mütebahhir: derya gibi ilmi olan büyük âlim. mütebahhirin: deryalar gibi geniş ilim sahibi âlimler. mütebâid: uzaklaşan. mütebâkî: geri kalan kısım. mütebâriz: açığa çıkan. mütebasbıs: yaltaklanan. mütebâyin: uymaz zıt aykırı.mütebeddil: değişen değişken.mütebessim: gülümseyen. mütecâhil: bilmez görünen. mütecâhir: açıktan günah işleyen. mütecânis: cinsi aynı olan. mütecâviz: saldıran haddini aşan.mütecâvizane: tecavüz edercesine saldırırcasına.mütecebbir: cebreden zorba zorlayan.müteceddid: yenilenen. mütecelli: görünen beliren.mütecerrid: tecerrüt etmiş soyutlanmış.mütecessid: cesetlenen. mütecessim: cisimlenen. mütecessis: gizlice araştıran. mütecezzi: parçalanan. mütedâhil: iç içe olan. mütedâir: dolayı için üzerine.mütedâvil: ellerde dolaşan kullanılan.mütedenni: gerileyen. mütederric: derece derece ilerleyen. mütedeyyin: dinli dindar.müteeddib: edeplenen. müteeddibe: edep kazanmış terbiyeli.müteehhil: evli evcilleşen.müteellim: acı duyan. müteellimane: acı hissedercesine. müteemmil: derin derin düşünen. müteessif: üzüntülü. müteessifane: üzülürcesine. müteessir: etkilenen üzülen.müteessirâne: üzüntü duyarak etkilenerek.müteevviğ: ağa olmaya çalışan. müteezzi: incinen. mütefârık: ayrı ayrı. mütefâvit: çeşitli farklı.mütefekkir: düşünen fikir üreten.mütefekkirâne: düşünerek. mütefelsif: filozoflaşmış felsefe ile fikri bulanmış.mütefennin: fen adamı. müteferrik: ayrı ayrı parça parça.müteferrikan: ayrı ayrı bir hâlde. mütefeyyiz: feyizlenen manen gıdalanan.mütegallib: zor kullanarak galip gelen zorba.mütegallibe: zorba. müteganni: ırlayan. mütegannim: koyun şeklinde görünen ganimetçi.mütegayir: birbirine zıt. mütegayyir: başkalaşan değişken.mütehaccir: taşlaşmış. mütehâcim: saldıran. mütehakkık: doğrulanan. mütehakkim: hükmeden zorba.mütehakkimane: hükmedercesine zorlayarak.mütehâlif: birbirine karşı uymaz.mütehallik: huy edinen. mütehammil: yüklenen dayanan tahammül eden.mütehammilâne: tahammül ederek dayanarak.mütehammir: ekşiyen mayalanan.müteharri: araştıran. müteharrik: hareket eden. müteharrike: hareketli. mütehassıl: meydana gelen. mütehassıs: uzman işin ustası.mütehassir: hasret çeken özleyen.mütehassirane: özleyerek hasret çekerek.mütehassis: duygulanan. mütehavvif: korkan. mütehavvil: değişen değişken.mütehayyel: hayâl edilen. mütehayyer: şaşılacak. mütehayyil: hayâl kuran. mütehayyir: şaşmış şaşırmış.mütehayyiz: yer tutan. mütehevvisane: heveslenerek. müteheyyic: heyecanlı. mütekabil: karşılıklı. mütekabile: karşılıklı olan. mütekaddim: önceki. mütekaddimin: öncekiler. mütekaid: emekli. mütekalkıl: deprenen sarsılan.mütekallid: bir görevi üzerine alan ve yapan. mütekâmil: olgun. mütekâsil: tembel üşenen.mütekatı: kesişmiş kesik kesik.mütekebbir: büyüklenen büyüklük taslayan.mütekebbirane: kibirlenerek büyüklenerek.mütekeffil: kefil olan. mütekellif: külfetli zorlu.mütekellim: söyleyen konuşan.mütekellimane: konuşarak söz söylercesine.mütekellimimaalgayr: başkaları adına da konuşan. mütekellimîn: îman konularındaki âlimler. mütekellimivahde: sadece kendi adına konuşan. mütekerrir: tekrarlanan. mütekeyyifane: keyiflenerek. mütekkeffil: kefil olan. mütelebbis: giyinmiş. mütelemmi: parıldayan. mütelevvin: renk değiştiren. mütelezziz: lezzet duyan. mütelezzizane: lezzet alarak. mütemadi: devamlı. mütemadiyen: devamlı sürekli.mütemasil: benzer eş.mütemayil: meyili taraftar.mütemayiz: ayrı seçkin.mütemeddin: medenileşmiş. mütemehhil: büyüyüp gelişmek için zamana ihtiyacı olan şey. mütemekkin: yerleşen. mütemerkiz: merkezleşmiş. mütemerrid: inat eden direnen.mütemerridane: direnircesine. mütemessik: sımsıkı yapışan. mütemessil: benzeyen sûretlenen.mütemmim: tamamlayan. mütenâfir: birbirinden nefret eden. mütenâhi: tükenen biten.mütenaîm: nimetlenen. mütenâkıs: noksanlaşan. mütenâkız: birbirine zıt. mütenâsık: dizili birbirine uygun biçimde.mütenâsib: uygun birbirine yakışan.mütenâvil: yiyen. mütenâzır: simetrik. mütenazilen: inerek inmekle.mütenebbih: uyanmış. müteneccis: pislenmiş. mütenevvi: türlü çeşitli.mütenevvir: nurlanan. mütenezzih: tenzih eden. mütenneffir: nefret eden tiksinen.müterâdif: eş anlamlı. müterâfık: arkadaşlık eden. müterakim: birikmiş. müterakki: yükselmiş. mütercim: tercüme eden. mütereddi: soysuzlaşmış. mütereddit: tereddüt eden kararsız.müterennim: şarkı söyleyen. müterettib: sıralı rütbeli.mütesâdif: rastlayan. mütesâfile: alt alta gelen. mütesâide: yükselen. mütesallib: katılaşmış. mütesânid: dayanan. mütesânidane: dayanırcasına. mütesâvi: eşit denk.müteselli: teselli bulan. müteselsil: zincirleme. müteselsilen: zincirleme olarak. müteşââb: şubelere ayrılan. müteşâbih: birbirine benzer mânâsı kapalı âyet ve hadîs.müteşâbihât: edebî sanatlarla ifade edilmesi sebebiyle mânâsı kapalı olan sözler âyet ve hadîsler.müteşâbike: birbirine girmiş örgülenmiş karışık.müteşâib: şubelenen kollara ayrılan.müteşâkil: şakelce benzer. müteşebbih: benzeyen. müteşebbis: teşebbüs eden işe girişen.müteşekki: sızlanan şikayetçi.müteşekkil: şekillenmiş oluşmuş.müteşekkir: şükreden teşekkür eden.müteşekkirâne: şükrederek teşekkür edercesine.müteşeyyih: şeyhlik taslayan. mütetâbık: birbirine uygun olan. mütetâbıkan: birbirine uyarak. mütetahhir: temizlenen. mütevafık: birbirine uyan. mütevaggıl: bir işle pek fazla meşgul olan. mütevahhiş: ıssız kimsesiz korkutucu ürkütücü.mütevakkıf: bağlı olan. mütevâkki: sakınan. mütevâli: devamlı. mütevâtir: yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun bir olay hakkında verdikleri kesin haber. mütevâtiren: kesin ve şüphesiz bir haber olarak. mütevattın: vatan edinmiş. mütevâzı: alçakgönüllü tevazu sahibi.mütevâzıane: alçakgönüllü bir biçimde. mütevâzî: vezinli tartılı.mütevâzin: tartıları aynı olan. müteveccih: yönelik yönelen.müteveccihen: yönelerek. müteveffa: vefat etmiş ölmüş.mütevehhim: kuruntulu. mütevekkil: vekil eden tevekkül eden.mütevekkilane: tevekkül edercesine Allaha güvenerek.mütevelli: vakıf idarecisi. mütevellid: doğan ortaya çıkan.mütevessî: genişleyen. müteyakkız: uyanık. mütezâhim: kalabalıktan sıkıntı çeken. mütezâyid: artan. mütezellil: alçalan zillete katlanan.mütezellilâne: zelil olarak alçalarak zilletini bilip göstererek.mütezelzil: sarsılan. mütezelzile: sarsılmış. mütezeyyin: süslenen. mütezeyyine: süslenmiş. müttaki: günahtan çekinen takva sahibi.müttebi: tabi olan uyan.müttefekunaleyh: üstünde birleşilen mesele. müttefik: birleşmiş kendisiyle birleşilen kimse.müttefikan: hep birlikte. müttefikane: birleşerek. müttehem: suçlanan. müttehid: birleşmiş kaynaşmış.müvazi: aynı ağırlıkta denk eşit.müvekkil: vekil tayin eden. müvellid: doğuran. müvellide: doğuran meydana getiren.müvellidülhumûza: oksijen. müvellidülmâ: hidrojen. müverrih: tarihçi. müvessî: genişlettiren. müvesvis: vesvese veren. müvezzi: dağıtıcı. müvvellide: doğurtan. müyesser: nasip olma. müyul: meyiller yönelmeler.müzafünileyh: belirtili isim tamlamasında belirtilen isme denir. müzâheme: sıkışıklık. müzâhemet: karşılıklı olarak sıkıntı ve zahmet verme. müzâheret: koruma yardım.müzâhir: koruyan yardımcı.müzahref: süprüntü dışı süs içi pis şey.müzahrefât: süprüntüler dışı süs içi pis şeyler.müzahrefiyet: dışı süs içi pis olma fıtri olmama yapmacık.müzâkere: bir konuyu anlamak için karşılıklı konuşma ders çalışma.müzâyaka: darlık yokluk.müzâyede: artırma satış.müzdad: artırılmış çoğaltılmış.Müzdelife: Kâbede mukaddes bir yer. müzehheb: yaldızlı. müzehher: çiçekli. müzehhib: yaldızcı. müzekkâ: temizlenmiş. müzekker: erkek. müzekki: temizleyen ıslah eden.müzekkir: hatırlatan. müzevver: uydurma düzme.müzevvir: yalancı arabozucu.müzeyyen: süslü. müzeyyenât: süslüler. müzeyyene: süslü süslenmiş.müzeyyifane: tezyif ederek aşağılayarak.Müzeyyin: süsleyen her eserini harika nakışlarla süsleyen Allah.müzhir: gösterici. müzîc: taciz eden rahatsız eden.müzil: izale eden gideren.Müzill: indiren alçaltan zillete düşüren Allah.müzmahil: perişan olmuş dağılmış.müzmin: yerleşmiş eski.müznib: günahkâr. müznibîn: günahkârlar. |
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
nâ: olumsuz yapan ön ek.
naarât: naralar gürlemeler.naat: Peygamberimizi övmek için yazılan şiir. nabız: atardamarın vuruşu. nâbit: yerden biten. nâbüdü: biz ibadet ederiz. nâcî: kurtulan. nâçiz: değersiz. nâdân: cahil haddini bilmez.nâdide: az bulunur değerli.nâdim: pişman. nâdir: az bulunan. nâdirât: az bulunanlar. nâdire: nadir olan. nâdiren: nadir olarak. nâehil: işin adamı olmayan. nafaka: geçim için gereken para. nâfık: geçer akçe. nâfî: faydalı. nâfia: faydalı olan. nâfile: isteğe bağlı ibadet boş.nâfiz: nüfuz eden içe işleyen.nâgâh: birdenbire. nâğamât: nağmeler ezgiler.nâğme: ezgi. nâhak: haksız. nahîf: cılız. nahîfe: cılız olan. nahiv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı. nâhiye: belde. nahl: balarısı. nahnü: biz. nâhoş: hoş olmayan. nahr: boğazlama. nâhu: öyle ise şöyle ki işte.nahv: dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı. nahvî: nahivle ilgili. nâib: vekil. nâil: erişen kavuşan.nâiliyet: erişme. nâim: uyuyan. naîm: cennet bolluk.nâk: "lı li lu lü" mânâsında son ek.nâka: dişi deve. nakarât: tekrar. nakd: para. nâkıs: noksan eksik.nakış: süs bezek.nakızeyn: iki zıt. nâki: takva sahibi günahtan arınmış.nakîb: vekil. nakil: nakletme taşıma.nâkil: nakleden taşıyan.nâkile: ileten. nâkise: noksanlık eksiklik.nâkiz: nakzeden çelişen.nâkize: zıt olan. nakkad: doğruyu yanlıştan ayıran kimse. nakkaş: nakış yapan. nakl: taşıma nakil.nakliyât: taşımalar. nakliye: taşımayla ilgili olan. naks: noksanlık eksiklik.nakş: nakış bezek.nakşetmek: nakışlamak bezemek.Nakşî: Nakşibendi tarikatına mensub olan. Nakş–bendî: bir tarikat bu tarikatı kuran zat.nakz: bozmak bir hükmü yok saymak.nâlân: inleyen sızlayan.nâlâyık: lâyık olmayan. nâle: inilti. nâm: lâkap ün ad.nâmâdud: sayısız. nâmağlub: yenilmez. nâmahrem: mahrem olmayan nikâh düşen.namaz: en mühim ibadet. namazgâh: namaz kılınan yer. nâmdâr: namlı ünlü.nâme: mektup. nâmerd: korkak alçak.nâmeşrû: dine uymayan yasak.nâmi: büyüyüp gelişen. nâmiye: büyüyen. nâmus: ırz ahlâklılık kanun melek.nâmuskâr: namuslu. nâmuskârâne: namusluca. nâmusşikenâne: namusu kırarcasına. nâmuvâfık: uygun olmayan. nâmüsâid: elverişsiz. nâmütenâhi: sonsuz. namzed: namzet aday.nankör: iyilik bilmez. nâpâk: temiz değil kirli.nâr: ateş cehennem.nâra: bağırma. narh: resmî fiyat. nârin: ince. nâs: insanlar. Nasâra: Hıristiyanlar. nasâyih: nasihatlar öğütler.nasb: atama dikme.nâsezâ: lâyık olmayan. nâsır: yardım eden. nasib: nasip kısmet.Nâsibe: Haricilerden olan sapkın bir zümre. nâsih: hükmünü kaldıran. nasîh: öğütçü nasihat eden.nasihat: öğüt. nâsir: nesir yazarı. nasîr: zafere ulaştıran. nâsiye: alın yüz.nasl: ok demiri. nasr: yardım. Nasrânî: Hıristiyan. Nasrâniyet: Hıristiyanlık. nass: kesin tartışılmaz olan âyet ve hadîs.nassen: kesin olarak. nasûh: kesin halis.nâş: tabuttaki ölü. nâşâd: şâd olmayan üzgün.nâşî: dolayı. nâşir: neşreden yayan yayıncı.nâşize: kocasına üstünlük taslayan kadın. natakte: söyledin. nâtaman: tamamlanmamış. nâtık: konuşan. nâtıka: konuşabilme. nâtuvan: kuvvetsiz çaresiz.nâvâkıf: bilmeyen anlamayan.nây: ney ölüm haberi.nâz: kendini ağıra satma. nazâir: benzerler. nâzan: nazlı. nazar: bakış görüş göz değmesi.nazaran: göre bakarak.nazarendaz: nazar eden bakan.nazargâh: bakış yeri bakılan yer.nazarî: henüz düşünce hâlinde olan. nazariyât: kitabî bilgiler görüşler ispatlanmamış düşünceler.nazariye: görüş ileri sürülen fikir.nâzdâr: nazlı. nâzdârâne: naz edercesine. nâzen: nazik ince.nâzenin: nazlı ince edalı.nâzeninâne: nazlı nazlı. nâzım: düzenleyen. nâzır: nazar eden bakan.nazif: temiz. nâzik: ince kibar.nâzikâne: nazikçe. nâzil: nüzul eden inen.nazîr: eş benzer.nazîre: eşi benzeri.nazm: düzen şiir nazım.nazmşiken: düzeni bozan. nazzam: düzenleyen dizen.neâm: evet olur.neba: kaynak olma fışkırma.nebat: bitki. nebatat: bitkiler. nebatî: bitki ile ilgili bitki cinsinden.nebatiyet: bitki olma hâli. nebê: haber. nebeân: kaynayıp çıkma. nebevî: peygamberle ilgili. nebî: peygamber. nebiyy: nebi peygamber.nebze: azıcık miktar. necâbet: soyluluk. necâset: pislik. Necaşî: Habeş hükümdarı. necât: kurtuluş. neccinâ: bizi kurtar. necib: soylu asil temiz.Necid: Arabistanda bir bölge adı. necim: yıldız. necis: pis. necisülayn: pisliğin ta kendisi. necm: yıldız. necmisakıb: karanlığı delen parlak yıldız. nedâmet: pişmanlık. nedâmetkârâne: pişman olurcasına. nef: fayda. nefaset: hoşluk güzellik.nefer: er asker.neferât: neferler erler.nefes: soluk. neffâs: üfleyen. nefh: üfleme. nefha: esme esinti üfürük.nefis: can maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.nefisperest: nefsine aşırı düşkün olan. nefisperver: nefsini seven. nefisperverâne: nefsini severcesine. nefiy: olumsuzluk yok sayma sürme sürgün.nefret: tiksinme. nefretkârâne: nefret ederek tiksintiyle.nefrin: lânet. nefs: can kendi istek duygusu nefis.nefsanî: nefsin hoşuna giden. nefsaniyet: nefsine düşkünlük. nefsî: nefisle ilgili nefsim!nefsiemmâre: insanı kötülüğe sürükleyen nefis. nefsülemir: işin kendisi hakikatı.nefy: nefiy yok sayma sürme sürgün.nefyetmek: yok saymak sürgün etmek.nehâr: gündüz. nehârî: gündüzcü. nehiy: yasaklama. nehr: nehir ırmak.nehrüssema: samanyolu da denilen yıldızlar kümesi. nehy: nehiy yasaklama.nehyianilmünker: kötülükten sakındırma. nekahet: hastalıktan sonraki zayıflık. nekais: noksanlıklar. nekâl: şiddetli azap. Nekîr: kabirdeki sual meleklerinden biri. nekkad: iyiyi kötüden ayıran. nekre: belirsiz. nema: artma çoğalma büyüme uzama.nemîme: söz taşıma. neml: karınca. nemmam: söz taşıyıcı. Nemrud: dinsiz ve zâlim bir hükümdar ülkesinin "ulu önder"i.Nemrudane: Nemrut gibi. nergis: bir çiçek. nesc: dokuma örme.neseb: soy sülale.neseben: soyca soy bakımından.nesebî: soy yönünden neseble ilgili olarak.nesh: kaldırma hükümsüz bırakma.nesîm: hoşa giden rüzgâr. nesir: düz yazı. nesl: nesil soy kuşak.neslen: nesil bakımından soyca.nesne: şey tamlayıcı tümleç.Nesr: arş ve sema ile ilgili meleklerden biri. nesr: nesir düz yazı.nessac: dokuyucu. neşat: sevinç. neşe: keyif sevinç.neşê: yeniden meydana gelme dirilme.neşebem: gece değilim. neşêt: meydana gelme çıkma.neşîde: şiir. neşir: yayım dağıtım.neşr: yayma dağıtma ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.neşretme: yayımlama. neşriyât: yayınlar yayıncılık.neşter: ameliyat bıçağı. neşv: yeşerme. neşve: sevinç. neşvünemâ: büyüme ve gelişme. netâic: neticeler sonuçlar.netice: sonuç. neûzübillah: Allaha sığınırız. nev: çeşit tür yeni.nevâ: ses nağme çekirdek.nevâbit: bitkiler. nevadir: az bulunanlar. nevafil: isteğe bağlı ibadetler nafileler.nevahi: nahiyeler taraflar yanlar.nevahî: nehiyler yasaklar.nevakıs: noksanlıklar eksiklikler.nevale: yiyecek içecek. nevâmis: namuslar kanunlar.nevân: tür bakımından. nevâz: okşayıcı hoş ses.nevâziş: okşayış. nevbet: nöbet sıra.nevcivan: delikanlı. nevha: ölüye sesli ağlamak güvercin ötmesi.nevi: tür çeşit.nevî: türle ilgili. nevibeşer: insan cinsi insanlık.neviyet: aynı türden olma. nevm: uyku. nevmâlûd: uyku ile karışık. nevmîd: ümitsiz üzgün.nevmiye: uyku ile ilgili. nevnihâl: taze fidan. nevresîde: genç taze.nevrûz: bahar başlangıcı. nevvar: nurlu aydınlık.nevvare: aydınlatan. nevzad: yeni doğmuş bebek. ney: üflemeli bir çalgı. neyyir: nurlu parlak.neyyirat: nurlular. nez: can çekişme. nezâfet: temizlik. nezâhet: temizlik incelik.nezâir: benzerler. nezâket: naziklik incelik zariflik.nezaret: bakma gözetme.nezih: temiz pak hoş.nezîr: korkutan adak.nezr: adak. nezzâre: gözcü seyirci.nıkmet: şiddetli ceza intikam alma.nısf: yarı. nısfıarz: yeryüzünün yarısı. nısfıkutr: yarı çap. nısfiyet: yarı olma yarılık.niâm: nimetler. niâmât: nimetler. nidâ: seslenme ünleme ünlem.nidd: eş misil aynı.nifak: içi dışı başka olma inanır görünüp inanmama.nifâs: lohusalık. nigâh: bakış. nigâr: resim sevgili.nihâd: huy yaradılış.nihaî: sona ait sonuncu.nihâl: fidan taze.nihân: gizli saklı.nihâyât: nihayetler sonlar.nihâyet: son. nihâyetpezir: sona erme. nihâyetsiz: sonsuz. nikab: perde. nikâh: meşru evlenme. nikal: şiddetli işkence. nikât: nükteler incelikler.nikbîn: iyimser. Nil: Mısırda bulunan büyük bir nehir. nîm: yarı. nîmbedevî: yarı bedevi yarı medeni.nîmelvekil: ne iyi vekil! nîmet: iyilik ihsan rızık.nîmetdîde: nimet gören. nîmetiyet: nimet oluş nimetlik.nîmetperverâne: nimet vermeyi severcesine. nîmmanzum: yarı şiir. nîmnurânî: yarı nurlu. nîmresmî: yarı resmî. nîmşeffaf: yarı saydam. nîran: nurlar ateşler.nisâ: kadın hanım.nisab: zekat ölçüsü. nisâen: kadın olarak. nisâr: saçmak. nisbet: ilgi bağlantı oran.nisbeten: nisbetle oranla göre.nisbî: diğerine göre. niseb: nisbetler oranlar ölçüler.nisyan: unutma. nişân: iz bellik.nişâne: iz alâmet bellik.nişîn: oturan. niyâz: yalvarma yakarış.niyâzdâr: yalvaran. niyet: kalbin bir işe yönelmesi. niyeten: niyetçe. nizâ: çekişme kavga.nizam: düzen düzenlilik.nizamât: nizamlar düzenler sistemler.nizamnâme: düzen yazısı düzenleme ile ilgili belge.noksan: eksik. noksaniyet: noksanlık eksiklik.nokta: benek konu.noktainazar: bakış açısı görüş.nota: özlü düşünce not.nöbetdâr: nöbetçi. Nuh: tufan için gemi yapan büyük bir peygamber. nukat: noktalar. nukûd: nakitler paralar.nukuş: nakışlar bezekler.nur: ışık aydınlık.nurânî: nurlu ışıklı.nurâniyet: nurluluk aydınlık.Nurcu: Nur Risalelerini okuyan yaşayan ve yayan kimse.nurefşân: nur saçan. nuristân: nur ülkesi cennet.Nurulenvar: nurlara nur veren Allah. nurunâlânur: nur üstüne nur. nush: nasihat öğüt.nusret: zafer için yardım. nusûs: nasslar kesin hükümler âyet ve hadîsler.nûş: içici şerbet.nûşe: şerbet içen sevinçli.nutfe: döl suyu meni.nutk: konuşma. nutukhân: konuşmacı. nübüvvet: nebilik peygamberlik.nübüvvetdârâne: peygamberlik şeklinde. nübüvvetkârâne: peygamberce. nücûm: yıldızlar. nücûmperest: yıldızlara tapan. nüfûs: nefesler. nüfûs: nefisler. nüfûz: içe geçme sözü geçer olma.nühas: bakır. nühûset: uğursuzluk. nüket: nükteler ince mânâlar.nükhet: koku. nüks: geri dönme. nükte: dikkat edilince anlaşılabilen ince mânâ. nümâ: "gösteren gözüken" mânâsında son ek.nümâyan: görünen. nümayiş: gösteri. nümûne: örnek model.nümûnegâh: örneklerin bulunduğu yer. nümüvv: büyüyüp gelişme. nüsah: nüshalar sayfalar.nüsha: dualı kağıt sahife yazılı şey.nüsûc: dokumalar. nüşûr: yaymalar dağıtmalar.nüşûz: kadının kocasına itaat etmemesi. nüşûze: asi kadın. nüvat: nüveler çekirdekler.nüvaz: okşayıcı. nüve: çekirdek. nüvid: müjde. nüvis: yazıcı. nüzhet: neşe eğlence ferahlık.nüzhetgâh: seyir ve eğlence yeri. nüzûl: inme iniş.nüzûr: nezirler adaklar
|
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 22.702
Thanks: 403
Thanked 1.014 Times in 884 Posts
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() |
od: ateş.
ofis: büro. okıyye: eskiden kullanılan bir ağırlık birimi dörtyüz dirhem.okka: 1200 gram ağırlık. okyânus: büyük deniz. ordu: askerlerden meydana gelen düzenli topluluk. ordugâh: ordunun konaklama yeri. ordumisâl: ordu gibi. organ: uzuv. orijinal: kendine has özgün.Ortodoks: Hıristiyanlıkta bir mezhep. oruç: mühim bir ibadet. Osmanîler: Osmanlılar. Osmanlıca: Osmanlılar zamanındaki Türkçe. |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| küçük lugat |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mor Ve Ötesi-Küçük Sevgilim | ÇiNgEnE | K L M N | 0 | 21-06-2009 10:28 |
| Küçük Deniz Kızı | azraiL | Masallar | 0 | 17-06-2009 10:25 |
| KÜÇÜK Çin BALIĞI | azraiL | Masallar | 0 | 17-06-2009 09:53 |
| Küçük İlişkiler | azraiL | Film Afişleri | 0 | 03-06-2009 15:57 |
| Küçük prens | ÇiNgEnE | Tiyatro | 0 | 27-05-2009 00:11 |